Yeni ev sahibi Yaz boyunca senin bahçende kalacağız, dedi kardeşim Ahmet.
Ben de bir anlık şaşkınlıktan çıktığımı hatırlamıyorum. Yeter artık, bu istenmeyen misafirlerden sıkıldım, onları dışarı çıkarmanın vakti geldi.
Bagajdan fidanları çıkarırken içimdeki huzur dalgası hâlâ aynıydı. Altı dönümlük sessizliğim, benim yeşil köşem. Fakat bir şey yanlış gidiyordu. Çitlerin ötesinden arabesk şarkı sesleri yükseliyordu, kapının önünde Çatı kapısının kilidi kırılmış, neredeyse sökülmüş durumdaydı.
Bu ne böyle? dedim, kapıyı iterek.
Karşıma çıkan manzara, bir bahçıvanın kabus filmi sahnesini andırıyordu. Salıncağımda oturan, kardeşimin eşi Elif, aynı zamanda yabancı şezlongların kraliçesi, bir elinde pembe bir içki, diğerinde telefon tutuyordu. Üzerinde bana 4045 yaşımda bir meslektaşımın hediye ettiği aynı havlu takımı vardı. Mangalda bir şey cızırdıyor, duman çıkıyordu.
İbrahim! diye bağırdım, sesim cıvıltılı bir elmanın çiçeklerinden kopmuş gibi.
Kardeşim Ahmet, evin arkasından bahçe makaslarını tutarak çıktı. Üzerindeki Bir bira ve bir bira yazılı tişört, karnını sanki bir aldatma gibi sarmıştı.
Ah, Canım! dedi, gülümseyerek, sanki bir başkasının evini kırmak normalmiş gibi. Buraya bir sürpriz yapmak istedik.
Kilidi mi kırdın? diye sessizce çantalarımı yere bıraktım.
Hemen hemen Ahmet kaşlarını çattı kırılmış gibi görünüyor. diye mırıldandı.
Çalılıkların içinde turuncu şortlu bir şey belirdi.
Amca Can! Bir ağ tutar mısınız? Akşam yılan tutacağız!
Ben gözlerimi kısarken, bu Can, kuzenlerimden biri, ya da belki Mertti? Gerçekten karıştırıyorum.
Siz evimi mi kırdınız? her kelimeyi ayrı ayrı, öfke yönetimi kursunda öğretilen gibi söyledim.
Ah, Elif geldi! dedi Elif, nihayet sandalyesinden kalktı.
Havlusu açıldı, bronzlaşmış bacakları ortaya çıktı.
Biz, sensiz de buraya hayat sokmak istedik!
Elif, senin havlun içinde diye dişlerimle süzdüm.
Ne kadar yumuşak! havlunun yakasını tüylü bir kürkü gibi okşadı. Neden asılı kalıyor? Havluyu giy!
Evden yükselen gürültü, pencerelerden içeriye çığlık ve bağırış getirdi.
Kuzenlerim kitaplarıma mı saldırıyor? sesini hemen tanıdım.
Bu, oturmuş olan Agatha Christie koleksiyonumdu, bahçede keyifli okuma için sakladığım, raflardan uçarak düşen kitaplar.
Çocuklar oynuyor diye Ahmet yüzünü buruşturdu. Bir kale yaptılar, çok sembolik aslında.
Sembolik mi? kaşlarımı kaldırdım. Bir de daha sembolik bir şey söyleyeyim: Ben sana gelmememi istemiştim. Özellikle geçen sefer tahtamı yaktığınızda!
Mum kendiliğinden düştü, romantik bir akşam vardı! Ahmet hemen itiraz etti. Zaten geçen yıl oldu, kişisel gelişimimiz tamam!
Evet, evet dedi Elif. Şimdi psikolojiye merak sardım. Ve biliyor musun, senin kardeşinle olan sorunların çocukluk travmalarının yankısı!
Gözlerimi kapadım, on defa saydım, işe yaramadı. Yirmi defa saydım.
Eşyalarınızı toplayıp gidin dedim olabildiğince sakin bir sesle. Şimdi.
Ama yeni geldik! diye bağırdı Ahmet. Ve et
Eti bırak, çıkın diyerek arabaya yöneldim. Ve tesadüfen çatal bıçaklarımı alıp almadığınızı kontrol edin.
Çatal bıçaklar bizim! bağırdı Ahmet peşimden. Metal gerçek değil!
Arabaya bindim, motoru çalıştırdım. Ellerim öfkeyle titriyordu.
***
Misafirleri kovduktan sonra kendime bir bardak demli çay, yanında bir parça çikolata koydum. Gözlerimden bir damla bile akmadı.
Yedi yıldır, lanet gibi birikim yaptım, her kuruşu biriktirdim ve nihayet rüya gibi bir bahçe aldım. Hortensiler diktim, büyükannenin eski çay takımıyla kahve içtim, sebze bahçesinde uğraştım. En önemlisi, bu benim yerimdi, başka kimsenin değil.
O sırada annemin telefonu çaldı.
Kızım diye seslendi Galip Hanım, çocukların mutluluğu için her şey diplomasına sahip bir anne. Kardeşinle neyin var?
Derin bir iç çektiğim.
Anne, evimi kırdılar.
Belki kilit düzgün kapanmadı dedi.
Anne, orada tamamen kırılmış bir mandal vardı.
Kızım, kardeşin annemin sesi bir az uyarıcıydı. Onun hayatı zor, senin kalbinde bir yara mı? İbrahim senin tek kan kardeşin, tek dostun!
Eğer o benim tek dostumsa, ben ateist olurum dedim içimden. Hepsi bir bunalım, Elif benim havlumu giydi, çocuklar kitaplarımla kale kuruyor gibi!
Çocuklar küçük, her zaman yaramazlık yaparlar.
Onlar on iki, küçük barbarlar!
Anne sadece bir iç çekti.
Tamam, anladım, sen kuzenlerinden hoşlanmıyorsun, kardeşinden, benden herkesden.
Telefonu kapattım. Annemin klasik taktiği: Kanıtlar yoksa duygulara ve anne suçlamasına yönel.
Anne, ben uyuyacağım, yarın işe gideceğim dediğimde.
Düşün, kızım dedi annem. Onlar aile. Senin ne derdin?
Kapatıp koltuğa yaslandım, tek bir düşünce aklımda: Kardeşim bir kez daha yanında ne yapmalı ki annem bir kez de bana yanaşsın?
***
İbrahim vazgeçmedi, kararlıydı. Belki bütün yazı bahçeye gidelim? diye mesaj attı. Elif burada huzurlu, çocuklar mutlu.
Telefonu kapatıp şeker ilavesiz bir kahve içtim, acının tadını hissetmek için.
Bütün yaz? TÜM YAZ MI? Üç ay mı?
İlk olarak, İbrahime her düşündüklerimi söylemek istedim.
Elif, sakin ol diye kendime seslendim. Sen yetişkin bir kadının, sorunları çözebilen birisin.
Aynaya baktım, kendime onay verdim, telefonu elime aldım.
İbrahim, bütün yaz gerçekten mi? diye sordum, o telefonu kaldırdığında.
Ne?
Kardeşimin sesi rahattı, sanki şezlongta uzanıyormuş gibi. BENİM şezlongumda!
Sen de katılmıyorsun, değil mi? İyi ki varsın.
Ben iyiyim, ama aptal değilim dedim. Bu benim bahçem.
Dinle, sen tuhafsın dedi İbrahim. Farkımız ne? Biz sadece bölgeyi koruyoruz.
Sen de gülüşlerinle gülümsettin elbiselerimi, Elif! dedi. Çiçeklerimi kestiğinde neden?
Ne? şaşırdı İbrahim. Arkadaşım mutlu olduğu için!
Derin bir nefes aldım, ardından çıkardım, on defa saydım, yüz defa saydım.
Elif bir şey söylemek istiyor! diye ekledi İbrahim.
Telefonda hışırtı ve kargaşa duyuldu.
Elif! diye söyleniyordu tatlı bir sesle, sanki iki maaşıma bir vakum alıcısı satıyor gibiydi. Çocuklar senin bahçende harika, temiz hava. İyi bir teyze ol!
Elif sakin bir sesle, çocuğa kum yemesinin nedenini açıklıyormuş gibi. Bu benim kişisel mülküm. İzin olmadan girmeniz mümkün mü? Sorsaydınız, belki izin verirdim.
Görüyorsun! İzin verirsen her şey yolunda.
Böyle bir sohbetin işe yaramadığını anladım.
Tamam sahte bir sakinlikle söyledim. Eğlenin.
Elif, kırıldın mı? birden endişeliydi İbrahim, tekrar hattı açtı.
Hayır gülümseyerek yanıtladım, ki o gülümsemeyi göremedi. Sorunu halledeceğim.
***
Emlak ofisinde kahve kokusu ve umutsuzluk vardı. Umutsuzluk çoğunlukla benden geliyordu. Masanın diğer tarafında, yavaşça bir tablet açan zarif bir kadın, bahçemin fotoğraflarını inceliyordu.
Satmak istediğinizden emin misiniz? dedi, dikkatli bakışlarıyla. Böyle bir mülk şu an çok talep görüyor.
Kesinlikle dedim, boynumun sertleştiği kadar kararlıydım. Ne kadar çabuk, o kadar iyi.
Emlakçı kaşlarını kaldırdı.
Acele ediyor musunuz?
Fazla yükten kurtuluyorum diye açıkladım, sanki bir işkenceye maruz kalmış birinin gülümsemesiyle. Yeni hedeflerim var.
Mesela, kardeşimi hayatımdan çıkarmak diye içimden düşündüm.
Mülk güzel dedi, parmağıyla ekrana dokunarak. Talep var. Potansiyel alıcı gördüm.
İçim hafifledi, her şey planlandığı gibi gidiyordu.
***
Bana bahçemi alacak yeni sahibi Atilla Yılmaz’dı. Elli yaşında, düzgün bir adam, gözleri bir bilardo topu gibi parlıyordu, bakışı sıcak iklimi dahi serinletebilecek bir soğukkanlılık taşıyordu. Fotoğraflara bakıp üç temel soruyu sordu, başını salladı:
Alıyorum.
Yeri şahsen görmek istemez misiniz? şaşırdım.
Fotoğraflara güveniyorum derdi omuz silken. Ve sizin dürüstlüğünüze.
Ben bir an için gerildi.
Anlıyorsunuz zaman zaman akrabalarım gelir.
Sorun mu? bakışı değişmedi.
Hukuki bir şey değil başımı salladım. Sadece garip bir durum olabilir.
Bana fark etmez dedi. Mülkü satın alıyorum, aileyi değil. Belgeleri ne zaman imzalayalım?
Bir sonraki cumaya karar verdik. O gün İbrahim, tüm komşular için büyük bir piknik planlıyordu.
Bana söylememişti, anneden duyduğum söylentilerle öğrendim. Muhtemelen yine kilidi kırıp gizlice bir sürpriz hazırlıyordu.
Haydi kardeşim, bakalım kim kimine sürpriz yapacak!
***
Geleceğimizde, bölge bir arı kovanı gibi çalkalanıyordu. Komşuların arabaları, çimen üzerine şişme havuz, müzik, mangallar, çocukların bağrışları. Gerçek bir hayat şenliği.
Burada her zaman böyle mi? diye sordu Atilla, siyah bir SUVden inerken.
Sadece kardeşim geldiğinde diye iç çektim.
Çitten geçtik, ilk gördükleri Elif, büyük bir salata kasesiyle evin arkasından çıkıyordu.
Elif! diye bağırdı. Seni bekliyorduk!
Planlar değişti diye gülümsedim. Tanış, bu Atilla Yılmaz. Yanımda Veli Avukat.
Memnun oldum! Elif gülümseyerek. Seninle akraba mısın, yoksa
Bir göz kırptı.
Biraz daha fazla?
Ben yeni sahibiyim dedi Atilla sakin bir sesle.
Elif elindeki kaseyle donakaldı.
Sahibi ne demek?
Bu demek ki avukat açıkladı Bayan Karamanova bahçe arazisini Bay Sokoluya sattı. İşte belgeler.
Klasörüne bir el değdi.
Ama Nasıl? Elif soluklandı. İbrahim!
Mangaldan (BENİM mangaldan!) çıkarak kardeşim Ahmet fırça, şiş kebap tutmuş, hayatın sahibi gibi gülüyordu.
Elif! diye bağırdı. Seninle bir an önce konuşacağız!
Ben de elinizdeki şeyi tutmaya çalışsam mırıldandım.
İbrahim, Elif bahçeyi sattı! diye bağırdı Elif.
Kardeş şiş kebabı tutarak donar gibi kaldı:
Ne?
Bahçeyi sattım dedim yavaşça, net bir şekilde. Atilla Yılmaz yeni sahip. Avukat resmi işlerini halledecek.
İtiraz ve bağırış bekliyordum. Ancak İbrahim aniden ellerini indirip sessizce sordu:
Neden?
Bu soru beni hazırlıksız yakaladı.
Çünkü izinsiz evime girdin cevap verdim. Her şey benim, otomatik senin değil. Sınırlarımı hiçe sayıyorsun. Bıktım! Bu bahçe kavgadan kurtulmalı!
Şimdi ne? gözlerini kaçırarak sordu İbrahim.
Şimdi eşyalarınızı toplayıp gidin müdahale etti Atilla. Şimdi, bu özel mülk.
Ama bütün yazı burada kalacaktık! bağırdı Elif. Çadırımız bile var!
Çadırı yanınıza alın yeni sahibi cevap verdi. Misafir sevmem.
İbrahim fırçayı çimlere attı:
Bu lanet bir tuzak! Buraya her gidişte çiçeklerle uğraşmak zorunda kalıyoruz! Normal insanlar Kıbrısa uçar, biz bahçeyle uğraşırVe ben, bahçemin huzurunu yeniden bulmak için derin bir nefes alıp yalnız başıma yeni bir ekim mevsimi planlamaya karar verdim.




