Kaderin Karla Kaplı Yolları

Kaderin Karları

Gökhan, otuz beş yaşında bir avukattı ve yılbaşından nefret ederdi. Ona göre bu kutlanacak bir gün değil, tamamlanması zorunlu bir maratondu adeta.

Sürekli bir koşuşturma, neredeyse zorla alınan mükemmel iş arkadaşı hediyeleri ki çoğunu pek sevmiyordu , bir de üzerine şu ünlü şirket yemeği Bu yıl işleri daha da abartmışlardı; İstanbulun dışında, şehrin kalabalığından uzak, lüks bir kır kulübü kiralanmıştı.

Gökhan, kusursuz siyah arabasında, vergi hukuku üzerine yapılmış bir podcasti dinleyerek mekâna doğru ilerledi. Aklında tek bir plan vardı: En fazla bir saatliğine ortaya çıkıp, bir kadeh şampanya içip, patronlara gayet yerinde birkaç laf edip, kimseye fark ettirmeden eve kaçmak

Vardığında kulüp çoktan arı kovanına dönmüştü, içerisi cıvıl cıvıldı. Rengârenk giyinmiş insanlar yapay bir neşeyle kahkahalar atıyor, ortamı şenlendiriyordu.

Gökhan bir köşede durdu, elinde kadehiyle etrafa baktı. Kendini başka bir gezegene inmiş, uzaylı gibi hissediyordu. Sanki buranın kuralı; mutluymuş gibi yapmak zorunluydu.

***

Derken onu gördü. Kadının kim olduğu hakkında en ufak bir fikri yoktu. Uçuk kaçık, gösterişli biri değildi. Odanın bir köşesinde, büyük pencerenin önünde durmuş, camdan dışarıdaki kar fırtınasını izliyordu.

Üzerinde lacivert, sade bir elbise vardı. Elinde meyve suyu tutuyordu. Yalnız ya da üzgün görünmüyordu, daha çok kendi düşüncelerine dalmış gibiydi.

Gökhan bir an için, onun gördüğü halinin tıpkı kendi ruh halini yansıttığını fark etti.

Böyle bir havada dönüş yolu zordur, diyerek yanına gitti.

(Söyleyebildiği ilk şey buydu.)

Kadın döndü ve gerçekten içten bir gülümsemeyle baktı, buradaki herkesin üzerindeki zorlama gülücüklerden çok farklıydı.

Ama ne güzel olmuş bakar mısınız, dedi, camı işaret ederek. Kar bastırınca, İstanbuldaki her dert bembeyaz örtünün altına gömülüyor gibi geliyor bana.

Gökhan şaşırarak başını salladı. Böyle bir cevap beklemiyordu.

Ben Gökhan, kendini tanıttı.

Ben ise Ceylan, kadın elini uzattı, muhasebedeyim. Aslında asansörde birkaç defa karşılaşmıştık sanırım.

Kısa bir sessizlik oldu. Ama bu sessizlik rahatsız eden türden değildi, tam tersine rahatlatıcıydı.

Dışarıda tipi iyice şiddetlenmişti. Sonra anons yapıldı; yollar kapalıydı, herkes sabaha kadar burada kalacaktı.

Salonu hayal kırıklığı ve hafif panik kapladı.

Gökhan içinden bir güzel söylendi. Planı suya düşmüştü.

Eee bakalım avukat bey, bu geceyi kamp çadırında mı geçireceğiz yani? diye takıldı Ceylan.

Valla, mesleğimde bunu öğretmediler, diye gülümsedi Gökhan. Siz peki?

Ben yanımda hep sağlam bir şarj aleti ve kitap taşırım. Ne olur ne olmaz. dedi Ceylan, gözlerinde sevimli bir ışıltı vardı.

Ve o gece, tüm planlardan ve maskelerden arınmış şekilde, sohbet etmeye başladılar.

***

Ceylanın eski Türk siyah-beyaz filmlerine bayıldığı ortaya çıktı; Gökhan ise hiç hazetmiyordu ama Ceylan güzelliğini anlatırsa bir film izlemeye razı oldu.

Gökhan aslında bir gün her şeyi bırakıp küçük bir kitaplı kafe açmak istediğini itiraf etti; Ceylan ise gizli gizli sulu boya resimler yaptığını fakat hiç kimseye göstermediğini söyledi.

Köşede, etraftaki karmaşayı tamamen unutarak, şampanya yerine Ceylanın çantasından çıkardığı termosla sıcak çay içiyorlardı.

Ceylan, pencere önünde kar tanelerini kovalayan kedisi Miçoyu, Gökhan ise ona medovik yapmayı öğreten ve Anadoludan gelen babaannesini anlattı.

Gece yarısı çanlar çalıp yeni yılı haber verdiğinde ikisi de Yaşasın! diye bağırmadı. Sadece birbirlerine baktılar.

Mutlu yıllar olsun Gökhan, dedi Ceylan fısıldayarak.

Mutlu yıllar Ceylan, aynı yumuşaklıkla karşılık verdi Gökhan.

O gece, gösterişli odalarda değil, salonun bir köşesine personelin taşıdığı iki kamp yatağında yanyana geçirdiler geceyi. Sabaha dek fısıldaştılar; dışarıda lapa lapa yağan kar, yavaş yavaş dindi.

Sabah yollar açıldığında kulüpten birlikte dışarı çıktılar. Dünya bembeyaz, tertemiz, sakindi. Göz alıcı bir güneş, karların üzerinden yansıyordu

Şimdi nereye? diye sordu Gökhan.

Otobüse, eve. dedi Ceylan.

Ben bırakabilirim ister misiniz? diye teklif etti Gökhan, biraz çekingence.

Ceylan gözleriyle güldü:

Ya ben şu sessiz, donmuş İstanbulu çok sevdim. Biraz yürüyüp kafamı toparlamak isterim, otobüs durağına kadar yürüyebilirim.

Gökhan bir an durdu, sonra anladı. Bu rastlantı değildi.

Bir başlangıçtı. Gerçek bir başlangıç.

O zaman ben de yürüyeyim sizinle, dedi kararlı bir sesle.

Birlikte, taptaze kara basarak yürümeye başladılar. Yeni yılın ilk gününde, kim bilir nereye açılan bembeyaz bir geleceğe doğru izlerini yalnızca kendilerinin bildiği bir yol çizerek.

Bazen hakikaten inanmak istiyor insan böyle başlangıçlara.

Rate article
Lifequest
Kaderin Karla Kaplı Yolları