O, Eşinden Nefret Ediyordu. Tam 15 Yıl Beraber Yaşamışlardı: Her Sabah Onu Görmekten Bıkmıştı, Özellikle de Yatakta Elleriyle Güne Günaydın Dileyen Alışkanlığından. Oysa Eşi Zaten Ağır Hastaydı ve Sadece Sessizce Mutlu Olmak İstiyordu. Bir Gün Kocası, Boşanmak İçin Kağıtlarını Ararken Eşinin Ölümcül Hastalığını Öğrendi. Geçmişin Kini, Yerini Pişmanlığa ve Geç Gelen Sevgiye Bıraktı. Eşi İki Ay Sonra Hayata Veda Etti. Kocası, Yılbaşında Yastığının Altında Onun Bir Dileğini Buldu: “Onunla Sonuna Kadar Mutlu Olmak…” Ve Fark Etti ki, Herkes Aslında Gerçekten İstediğini Almıştı…

O, eşinden nefret ediyordu. Gerçekten. On beş yıl boyunca aynı yastığa baş koymuşlardı. Tam on beş yıl Hayatının her sabahında yanında onu görmeye alışmıştı ama özellikle son bir yılda, eşinin ufak tefek alışkanlıkları delirtti onu. En çok da şu: daha uykulu gözlerle, yatakta kollarını uzatıp Günaydın canım, bugün harika bir gün olacak, demesi. Belki de sıradan bir cümleydi bu ama onun zayıf elleri, mahmur suratı içindeki bütün tahammülü yok etmişti.

Kadın yataktan kalkar kalkmaz pencerenin önünden geçer, birkaç saniye dışarı bakardı. Sonra geceliğini çıkarıp banyoya giderdi. Evliliklerinin ilk zamanlarında onun vücudu ve kendine özgü rahat hali, neredeyse hayranlık uyandırıyordu. Hâlâ vücudu çok iyi durumdaydı aslında, ama artık o çıplaklık adamı öfkelendiriyordu. Bir keresinde, onu hızlandırmak için yataktan itmek istemişti ama bütün gücünü toplayıp sadece sertçe, Biraz acele etsene artık! dedi.

Kadın ise hayatı aceleye getirmiyordu. O, kocasının uzun zamandır başka bir kadınla ilişkisi olduğunu biliyordu; hatta o genç kadını da tanıyordu. Ama gururunun yarasını zaman geçmiş, sadece yetersizlikten doğan hüzün kalmıştı geriye. Eşinin öfkesini, umursamazlığını, yeniden genç olma çabasını affetmişti belki, ama kimseye hayatına karışma hakkı da tanımıyordu artık. Her anını kavrayarak, sakin yaşamayı seçmişti.

Bunu kabullenmesi, hastalığını öğrendiğinde başladı. Aylar geçtikçe vücudu yavaşça kuvvetini kaybediyor, artık sonunun yaklaştığını hissediyordu. Ilk anda çaresizce hastalığını herkese anlatmak istedi. Sanki gerçekle baş etmek daha kolay olacaktı. Ama en ağır geçirdiği ilk günlerden sonra kendi sessizliğinde bir karar verdi: Kimseye bir şey söylememekti niyeti. Hayatı akıp gidiyordu ve o, her günle beraber hayatın anlamını çözmeye başlamıştı.

Gizli kaçış noktası ise, köye bağlı küçük bir kütüphaneydi. Yürüyerek, otobüsle yaklaşık bir buçuk saat sürüyordu oraya gitmek Her seferinde rafların arasındaki darlıkta, yaşlı bir kütüphanecinin etiketlediği Hayat ve Ölüm Sırları yazan bölümde, dünyadaki tüm cevapların bulunacağına inandığı kitapları yalayıp yutardı.

Adam ise o akşam, sevgilisinin evinde buldu kendini. Orada her şey sıcaktı, renkliydi, kendini yuvasında hissediyordu. Üç yıldır onunla beraberlermiş, ve bu süre boyunca genç kadın onun dünyası olmuştu; aşkı, kıskançlığı, hayranlığı, her şeyi O akşam kesin kararını verdi: Artık boşanacaktı. Daha fazla üç kişiyi bu şekilde oyalamanın anlamı yoktu. Eşini sevmiyordu, hatta nefret ediyordu artık. Yeni bir hayat, yeni bir mutluluk istiyordu. Eşiyle eskiden hissettiği duyguları hatırlamaya çalıştı, ama tek bir kıvılcım bile gelmedi. Hatta, sanki tanıştıkları ilk günden beri kadının her hareketi sinirini bozuyormuş gibi hissetti. Cüzdanından eşinin fotoğrafını çıkarıp, kararlı bir şekilde parçalara ayırdı.

Buluşmak için İstanbulda bir restoranda sözleştiler. Altı ay önce evliliklerinin 15. yılını kutladıkları yerdi burası. Kadın ilk gelen oldu. Adam ise önce eve uğradı, boşanma için lazım olan belgeleri aramaya koyuldu. Stresle çekmeceleri altüst etti, eşyaları yerlere dağıttı.

Çekmecelerden birinde, daha önce görmediği koyu mavi bir dosya buldu. Çömelip tek seferde bandını söktü. Kafasında türlü komplo senaryoları dolaştı, ama karşısına sadece hastane raporları, tahliller, doktor kağıtları çıktı Hepsinde eşinin adı vardı. O an bir şimşek çaktı beyninde, vücuduna buz gibi bir ürperti yayıldı. Kadın hastaydı! Hemen bilgisayarına koşup yazdı teşhisi, ekranın başında sadece şu cümleye kilitlendi: 6 ile 18 ay arası ömür. Tahlil tarihine baktı; üstünden altı ay geçmişti. Sonrasını doğru düzgün hatırlamıyor. Sadece 6-18 ay cümlesi kafasında çınlıyordu.

Kadın restoran masasında onu kırk dakika bekledi. Adamdan yanıt gelmeyince, hesabı ödedi yanında Türk Lirası vardı ve dışarı çıktı. Hava mis gibiydi, Ekim sonu güneşi insanı yakmasa da içini ısıtıyordu. Hayat ne güzel, insanın yaşaması ne hoş, dedi içinden. Hastalığını öğrendiğinden beri ilk kez kendine acıdı. Bu sırrı aylarca içinde saklayabilmişti, ne annesine, ne babasına, ne de en yakın arkadaşına anlatmamıştı. Herkes için hayatı kolaylaştırmaya çabaladı, ne pahasına olursa olsun güçlükleri yalnızca kendisi taşıdı. Zaten bu dünyadan yakında tek bir iz, bir anı kalacaktı.

Caddede yürürken, insanların gözlerindeki umut, yaklaşan kışa rağmen baharı düşleyen gülümsemeler yarasını büyüttü. Oysa ona artık bu kadar büyük bir umut, bir daha nasip olmayacaktı. Birden içi öyle derin bir isyanla doldu ki, tutamadığı gözyaşları sel olup aktı yüzünden.

Adam ise evde çırpınıyordu. Hayatta ilk kez, zamanın ne kadar çabuk geçtiğini iliklerine kadar hissetti. İlk tanıştıkları yıllar, umut dolu günler gözünde canlandı. O zamanlar onu nasıl da seviyordu! Sanki on beş yıllık hayat bir anda silinmişti, her şey yeniden başlıyordu. Gençlik, aşk, mutluluk, hayat

Son günlerinde her anını eşinin yanında geçirdi. Ona çocuksu bir bağlılıkla sarıldı, saatlerce elini tutup başucunda beklemek istedi. Eşinin sonsuzluğa yaklaştığını hissettikçe, onun için kendi hayatını bile vermeye hazırdı. Biri ona bir ay önce boşanmayı düşündüğünü söylese asla hatırlamaz, O kişi ben değildim, der geçerdi.

Kadının geceleri gizlice ağladığını, hayattan kopmamak için umutsuzca tutunduğunu fark etti. Ölüm tarihini bilmekten daha fena bir ceza yoktu. O ise son damla ümidine kadar mücadele ediyordu.

İki ay sonra kadın öldü. Adam, evden mezarlığa kadar yolu çiçeklerle donattı. Tabut toprağa inerken bir çocuk gibi ağladı. Bir anda bin yıl yaşlanmıştı sanki

Evde, kadının yastığının altından bir not çıktı, yılbaşında yazmıştı: Onunla birlikte, hayatımın sonuna kadar mutlu olmak. derdi. Derler ya, yılbaşında dilekler gerçek olurmuş. Demek ki doğru; çünkü bu yıl adam da bir kâğıda şöyle yazmıştı: Özgür olmak.

O gün, herkes yıllardır arzuladığına sahip oldu, ama kimse mutlu olmadı.

Rate article
Lifequest
O, Eşinden Nefret Ediyordu. Tam 15 Yıl Beraber Yaşamışlardı: Her Sabah Onu Görmekten Bıkmıştı, Özellikle de Yatakta Elleriyle Güne Günaydın Dileyen Alışkanlığından. Oysa Eşi Zaten Ağır Hastaydı ve Sadece Sessizce Mutlu Olmak İstiyordu. Bir Gün Kocası, Boşanmak İçin Kağıtlarını Ararken Eşinin Ölümcül Hastalığını Öğrendi. Geçmişin Kini, Yerini Pişmanlığa ve Geç Gelen Sevgiye Bıraktı. Eşi İki Ay Sonra Hayata Veda Etti. Kocası, Yılbaşında Yastığının Altında Onun Bir Dileğini Buldu: “Onunla Sonuna Kadar Mutlu Olmak…” Ve Fark Etti ki, Herkes Aslında Gerçekten İstediğini Almıştı…