Lida’nın Gelin Olduğu Gün – Postacı Kızı hikayesi.

Bu, Elifin posta memuru olduğu gün, evlenme günüydü. Ah, ne evlilik Bir kutlama değil, acı bir trajediydi. Köy meclisinin önünde bütün köy toplandı; ne sevindi ne de kutlama yaptı, sadece yargılayacaktı. Elif, incecik bir kamış gibi, kendi dikişi beyaz bir elbise içinde, solgun bir yüz, kocaman ama korkmuş gözler ve inatla kararlı bir bakışla ayakta duruyordu. Yanında, damat Kemal. Kemale köyde Kapan derlerdi; bir yıl önce uzak bir yerden geri dönmüş, ne işi olduğu bilinmeyen, sadece söylentilerle beslenen bir adamdı. Uzun, somurtkan, az konuşan; yanağında uzun bir yara izi vardı. Adamların ona sıkı sıkı selam verdiği, kadınların çocuklarını sakladığı, köpeklerin bile kuyruğunu kıvırdığı biriydi. Köyün kenarında, dedesinin çürük evinde oturur, kimsenin elini uzatmadığı en zorlu işlerde çalışırdı.

Elif ise yetim, halası Halime tarafından büyütülmüş bir kızdı ve bu karanlık adamla evlenmek zorundaydı. Başkanın Çiftleri tebrik edebilir misiniz? demesiyle, kalabalık bir anlık sessizliğe büründü; bir leylek sesi duymadan, bir karga tepede çığlık atmadı bile. O an, Elifin kuzeni Bora sahneye çıktı. Elifi annesizliğinden beri kız kardeşi gibi görmüş, soğuk bir bakışla ona doğru yürüdü ve yüksek sesle, herkesin duyduğu bir şekilde haykırdı:

Artık kız kardeşim değilsin! Bugünden beri senin adın yok burada! Kendi kanını utandırdın, benden bir iz de kalmasın!

Durağın dibine, Kemalin ayakları yanına tükürdü ve kalabalığı buz gibi bir buzörge gibi yararak uzaklaştı. Halime de, dudaklarını büzerek, peşinden gitti. Elif hareketsiz bir şekilde durdu; tek bir gözyaşı yanaklarından süzüldü, ama silmedi. Kemal, bir kurt gibi Boraya bakıp, dişlerini sıktı, ellerini yumruğa çevirip bir an atılacakmış gibi düşündü. Ama yerine Elifin elini tutup, nazikçe, kırılmasından korkarcasına, fısıldadı:

Evimize gidelim, Elif.

İkisi de köyün bütün öfkesine karşı tek başına yürüdü. O uzun, gölgeli adam ve o narin beyaz elbiseli kız. Arkalarına zehirli fısıltılar, küçümseyen bakışlar yağdı. O an kalbim o kadar sıkıştı ki, nefes almak zorlaştı. Tanrım, diye düşündüm, bu iki genç ne kadar güç bulacak ki, bütün köyün karşısında ayakta kalabilsin?

Her şey, Elifin posta dağıtmasıyla başladı. Sessiz, görünmez bir kızdı, kendine dair her şey içinde saklıydı. Sonbaharın çamur dolu bir gününde, sınır köyünde çılgın bir sokak köpeği çetesi üzerine atladı. Elif çığlık attı, ağır çantayı yere düşürdü, mektuplar çamura savruldu. Tam o sırada, Kemal belirdi. Bağırmadı, değnek sallamadı; sadece büyük, tüylü köpeğin liderine yaklaştı ve alttan bir şeyler fısıldadı. Köpek kuyruğunu kıvırdı, gerideki sürü de ona uydu. Kemal ıslak zarfları topladı, elleriyle sildi, Elife uzattı. Elif gözyaşlı bakışlarıyla Teşekkür ederim dedi; Kemal sadece bir kahkaha attı, sırtını döndü ve yoluna gitti.

O günden beri Elif, ona bakışını korku yerine merakla değiştirdi. Diğerleri görmeyen şeyleri fark etti: yaşlı köylü Mariyenin çitini sessizce onarmasını, bir çocuğu nehre düşen buzağıyı kurtarmasını, soğuk bir kışta bir kedicik yavrusunu çantasına saklayıp evine götürmesini. Hepsini gizlice yapıyor, neredeyse utanıyormuş gibi saklıyordu; ama Elif gördü. Onun yalnız, yara almış ruhu Elifin sessiz kalbine dokundu.

Günler geçtikçe, akşamüstü uzak bir pınarın yanında buluşmaya başladılar. Kemal az konuşur, Elif ise gündelik haberlerini anlatırdı. Kemal dinledikçe sert yüzü ısındı. Bir gün ona bir çiçek getirdibataklıkta yetişen vahşi bir orkide. Elif, bir an içinde anladı ki, artık geçmişi geride bırakmıştı.

Elif, Kemal ile evleniyorum, dediğinde köy çığlık attı: Halime gözyaşına boğuldu, Bora kardeşiyle kavga ederken, ama Elif dimdik durdu; O iyi bir adam, dedi, sizi sadece tanımıyorsunuz.

Hayatları zorlu, karnı tok olmayan bir varoluştu. Kimse onlarla işbirliği yapmak istemez, kalıcı bir iş bulamazlardı; geçimlerini ara sıra çıraklıkla sağlarlardı. Elif posta işinden bir çeyrek lira alırdı. Fakat eski, çürük evleri her zaman temiz, bir o kadar da şaşırtıcı bir sıcaklık taşıyordu. Kemal ona kitap rafları yaptı, verandayı onardı, pencere önüne minik bir çiçeklik ekti. Akşamları işten yorgun, harlı döndüğünde, bir bankta oturur, Elif sessizce ona sıcak bir çorba kasesi koyardı. O suskunluk, kelimelerden daha çok sevgi ve anlayış barındırıyordu.

Köy onlara karşıt davranmaya devam etti; dükkanlarda ekmek eksik satıldı, çocuklar evin penceresine taş atar, Bora ise onları gördükçe uzaklaşırdı. Bir yıl geçti, sonra yangın çıktı.

Gece rüzgarlı, karanlıktı. Boranın ahırı alev aldı, rüzgar hemen evin üzerine sıçradı. Alevler bir kibrit gibi yükseldi; köylüler kovalara, kepçelere koştu. Çığlıklar duyuldu, ama çabalar boşa gitti. Duman içinde, Boranın eşi, ağlayan ve beşiğiyle birlikte Melek! Kız evde kaldı! Odasında uyuyor! diye bağırdı. Bora kapıya koştu, ama alevler çamurdan fırlar gibi yükseldi. Adamlar onu durdurdu: Yanacaksın! Bora çırpındı, çaresizce bağırdı.

Tam o anda, herkes nefesini tutmuşken, gökyüzü gibi yükselen alevler içinde, Kemal bir an için ortaya çıktı. Yüzü yanmış, kıyafeti dumanlıydı, ellerinde su dolu bir kova taşıyarak alevin içine daldı. Kalabalık hayretle izlerken, çürük kirişler çatladı, çatı çöküşe geçti. Kimse onun hayatta kalacağını sanmıyordu. Boranın eşi çamur içinde diz çöktü.

Koyu duman içinde, yanmış bir gölge belirdi: Kemal, kız çocuğunu ıslak bir battaniyeye sararak taşıyordu. Birkaç adım daha ilerledi, yerde yere yığıldı ve çocuğu kadınlara teslim etti. Kız canlıydı; sadece duman solumuştu. Kemalin elleri yanmış, sırtı yanıklarla kaplıydı. Ben yaklaştım, ilk yardım yapmaya çalıştım; o ise delirirken tek bir isim mırıldandı: Elif Elif.

Uyanınca, kendimi sağlık odasında buldum; karşısında dizleri üstünde oturan Borayı gördüm. O da gözyaşları içinde, yüzü silik, çalan bir sesle Kemalin elini tutup başını ona yasladı. Sessiz övgüsü kelimelerden daha güçlüydü.

O yangından sonra, köydeki duvarlar eridi. Kemal ve Elife karşı olan öfke, bir nehir gibi akıp gitti, yerini saygıya bıraktı. Çatlaklar artık kahramanlık nişanıydı. Köylüler evlerini onardı, Bora, artık Kemalin kardeşi gibi yanındaydı; çardak tamir eder, keçi otunu getirirdi. Halime ise Elife yoğurt ve taze ekmek getirirdi. Hepsi, eski kırgınlığı onarmak için bir araya gelmişti.

Birkaç yıl içinde, kızları Merve doğdu; Elife iki göz gibi, açık tenli, mavi gözlü bir peri. Ardından oğlu Can; Kemalin özünün aynası, yanık olmadan, kararlı bir çocuktur. Şimdi o onarılan ev, çocuk kahkahalarıyla dolup taşıyor. Kemal, gözleri griye çalan ama hâlâ güçlü bir baba; işten döndüğünde, elleri kömür gibi kar, ama çocuklar ona koşar, boynuna sarılır, gülüşleri evin duvarlarını çınlatır. Akşamları ise, Elif küçük Merveye yatmadan önce bir ahşap oyuncak oyuncağı oyma; at arabaları, kuşlar, minik insan figürleri; elleri sert, ama eserleri adeta canlanır.

Bir gün, Elifin kan basıncını ölçmek için evine gittiğimde, bahçede bir yağlı boya tablo gördüm: Kemal, büyük ve güçlü, bir bisikleti tamir ederken; yanında Bora, tekerleği tutar. Çocuklar, Can ve Merve, kum havuzunda oynar, bir şeyler inşa eder. Sadece çekiç sesleri ve çiçeklerin arıların vızıltısı. Gözlerimden bir damla yaş süzüldü, çünkü Borakız kardeşini lanetlemiş, evden kaçmıştışimdi, kapan denilen adamın yanına omuz omuza duruyor. Aralarında ne kin, ne geçmişin gölgesi; sadece ortak bir amaç, çocukların gülüşü. O duvar, tıpkı baharın karını eriten bir kar gibi eridi.

Elif, verandada iki soğuk ayran kâsesini ikisine de uzattı. Bana baktı, o sakin ve aydınlık gülümsemeyle. O gülümsemede, kocasına, kardeşine, çalan çocuklara bakarken gördüğü tüm acıların üzerinden gelen gerçek mutluluk vardı. O an, kalbim bir kez daha durdu; Elifin yolu, gökyüzüne meydan okuyan bir cesaretle yürüdü ve hepini buldu.

Şimdi köy yolu, bahçeleri begonviller ve petünyelerle süslü evini görürüm. Kemal, artık saçlarında bir tutam sisle, hâlâ kaslı, genç Veliye odun kırmayı öğretir. Merve, genç bir gelin gibi, çamaşırlara asar, güneş ve rüzgar kokusunu taşır. Hepsi kendi aralarında, bir kız çocuğunun, bir babanın, bir köyün, bir sevdanın iç içe geçtiği bir masalın içinde gülüşür.

Rate article
Lifequest
Lida’nın Gelin Olduğu Gün – Postacı Kızı hikayesi.