ORHİDEYA SUÇLU MUYDU? -Polina, al şu orkideyi yoksa çöpe atacağım, dedi Katya pencere önünden şeffaf saksıdaki çiçeği alıp bana uzatırken. -Teşekkür ederim canım! Ama neden bu orkide gözüne battı ki? diye şaşırdım. Sonuçta pencere önünde daha üç tane ihtimamla bakılmış gayet güzel orkide vardı. -Bu çiçek oğlumun düğün hediyesiydi. Sonunu sen de biliyorsun zaten… diye Katya içini çekti. -Biliyorum, Denis’in bir yılı bile dolmadan boşandığını. Sebebini sormuyorum, tahmin edebiliyorum. Sonuçta Denis Tanju’yu el üstünde tutuyordu, dedim; dostumun hâlâ kapanmamış yarasını kanatmak istemedim. -Boşanma sebebini bir ara anlatırım sana, Polinacığım. Şimdi hatırlamak çok zor, dedi Katya ve gözyaşlarını sildi. “İstenmeyen, dışlanmış” orkidemi alıp eve götürdüm. Eşim zavallı çiçeğe acıyarak baktı: -Bu ne hal? Orkideyi üzerindeki neşe tükenmiş. Ben bile anlarım, zamanını harcama buna, dedi. -Biraz şans ve sevgiyle hayat bulur belki. Merak etme, yakın zamanda bu orkideye sen de hayran kalırsın, diyerek ölüp giden bir çiçeğe yeniden hayat vermek istedim. Eşim de gülüp göz kırptı: -Kim aşka itiraz eder ki? Bir hafta sonra Katya aradı: -Polina, sana gelebilir miyim? İçimi dökmem gerek. Denis’in felaket evliliğiyle ilgili her şeyi anlatmak istiyorum. -Gel Katya, gözüm yolda! dedim. Dostum bana hem ilk eşimden boşanırken, hem de ikinci evliliğimde zor zamanlarımda destek olmuştu… Yıllardır omuz omuza bir dostluğumuz vardı. Katya bir saat sonra geldi. Küçük mutfakta, bir kadeh şarap, kahve ve acı çikolatayla hayat hikayesinin düğümlerini çözmeye başladı. -Asla tahmin etmezdim; eski gelinim dediğin şeylere kalkışacak. Denis ve Tanju yedi yıl birlikteydiler. Denis uzun süre boyunca bu kıza göz koydu. Tanju uğruna Anya’dan vazgeçti. Anya’ya bayılırdım, tam ev kızıdır, “kızım” derdim… Sonra “güzellik abidesi” Tanju çıktı ortaya. Denis âdeta büyülendi, peşinden pervaneye döndü. Yanında bir arı gibi dönüp durdu. Tanju’ya olan aşkı her yanı kavuruyordu. Anya hemen sildi gitti. Tanju’nun model fiziği vardı doğrusu. Arkadaşları ona hayran bakarken Denis mutlu oluyordu. Yoldan geçenler bile böyle nadide bir güzelliğe dönüp bakardı. Yedi yıl bir aradalar ama çocukları olmadı. ‘Demek ki oğlum evlendikten sonra çocuk ister’ diye düşündüm. Denis ketumdur, biz de karışmayız özeline. Dedi ki: -Anne, baba, Tanju’yla evleniyorum. Nikah için başvurduk. Düğünü dillere destan yapacağım… Biz de sevindik. Otuz yaşındaki oğlumuz yasına uygun bir aileye sahip olacaktı sonunda. Düğün tarihini iki kez erteledik. Ya Denis hastalandı, ya ben şehir dışında kaldım. “Hayır mı, şer mi?” dedim içimden. Oğluma demedim tabii. Onu mutlu görmek yetiyordu. Sonra Denis Tanju’yla nikah kıyılması için özel istekte bulundu. Papaz Svetoslav yurtdışındaydı o dönem, Denis illa onun nikahını isterdi. Kısacası hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Her yerden ikazlar vardı. Sonunda büyük bir düğün yaptık. Bak Polina şu fotoğrafa… Gördün mü o orkidenin tazeliğini? Şimdi ise yapraklarından başka hiçbir şey kalmadı. Tanju’yla balayı için Paris’e gideceklerdi. Son anda bir dert çıktı. Tanju’nun yurtdışı yasağı varmış, büyük bir cezası yüzünden güzergâhta durduruldular. Denis’in morali hiç bozulmadı; o mutlu aile hayalleriyle başı göklerdeydi. Sonra Denis aniden çok ağır hastalandı, hastaneye kaldırdık. Doktorlar umutsuzdu, elleri çaresiz. Tanju bir hafta bile başında bekleyemedi; çıkıp dedi ki: -Kusura bakma, engelli bir kocayı hayatıma sokamam. Boşanma davası açtım. Polina, oğlumun o haliyle neler hissettiğini düşünebiliyor musun? Ama Denis sakince: -Seni suçlamam Tanju, engel olmam, dedi ve boşandılar. Bir şekilde, oğlum iyileşti. Düzgün bir doktor bulduk, altı ayda toparladı. Biz doktor Pınar Bey’le ailecek ahbab olduk. Onun da yirmi yaşında sevimli bir kızı vardı, Merve. Denis başta burun kıvırdı ona: -Bu minyon kısa, yüzü de sıradan. -Oğlum, Merve’ye bir de gönülden bak. Hayatı beraber yaşamak önemli, dış güzellik bir yere kadar. Oğlum Tanju’yu unutamasa da ihaneti canını acıtmıştı. Merve ise Denis’e âşık olup; sürekli peşinden gidiyordu. Gençleri kaynaştırmak için pikniğe gittik. Denis içine kapanık, neşesizdi. Ne ateş ne mangal ne kalabalık keyif verdi. Merve onu süzdü ama Denis asla o tarafa bakmadı. Eşime dedim: – Boşuna uğraşıyoruz. Denis hâlâ Tanju’ya aşık, içi onu kanıyor. Üç-dört ay geçti, bir gün Denis kapıda. Elinde işte o meşhur orkide: -İşte anne, eski mutluluğumdan kalanlar. Ne yaparsan yap sen bilirsin. İstemiyorum artık bunu. İstemeye istemeye orkideyi aldım. Sanki oğlumun felaketinde benim de payım varmış gibi bu çiçeğe gönül koydum. Göz önünden kaldırdım, hiç ilgilenmedim. Geçenlerde komşu dedi ki: -Katya, Denis’in yanında minyon bir kız gördüm. Eski gelinin daha gösterişliydi. İnanmadım, oğlum Merve’yle olur mu hiç dedim içimden. Sonra Denis çıktı karşımıza: -Tanışın, karım Merve. Nikâhımızı kıydık, babamla birlikte dualarla bize şahitlik etti, dedi. -E peki düğün, konuklar? dedik şaşkınlıkla. -Gerek yoktu anne. Sessiz sedasız nikah ve kilisede dua. Merve’yle artık sonsuza kadar birlikteyim, dedi. Oğlumu bir kenara çektim: -Denis, bu kızı sevdin mi? Merve’yi incitmezsin değil mi? Sadece Tanju’ya inat evlenmedin umarım? -Yok anne, öyle iş olur mu? Tanju’yu artık unuttum, adı bile geçmez. Merve’yle hayatım tam olarak yerine oturdu, dedi. İşte böyle Polina. Katya tek nefeste içini döktü. O konuşmadan sonra araya yıllar girdi, hayat telaşeleri sardı bizi. Orkidem yaşama döndü, bolca çiçek verdi. Demek ki çiçek de ilgiyi, sevgiyi ödüllendiriyormuş. Sonra Katya’yla doğum evinde karşılaştık: -N’aber dostum, burada ne arıyorsun? -Merve ikiz doğurdu, bugün taburcu oluyor kızım! Az ilerde Denis ile Katya’nın eşi gülümseyerek bekliyordu. Denis’in elinde kırmızı güller vardı. Kapıdan yorgun ama mutlu Merve belirdi. Hemen arkasında hemşire iki “canlı” küçük paketi taşıyordu. Sonra Benim kızım da yeni doğmuş torunumu kucağında gezdiriyordu. Tanju şimdi Denis’e dönmek için af diliyor, yeniden başlamak istiyor. …Fincan kırığı yapıştırılır ama suyu eskisi gibi tutulmaz ki…

Elif, al şu orkideyi yoksa atacağım, dedi Gülten, pencere kenarındaki şeffaf saksıyı elime tutuşturarak.

Sağ ol canım! Ama bu orkidenin suçu ne, neden beğenmedin? şaşırdım. Zaten pencere önünde üç tane bakımlı, çiçek açmış orkidesi daha vardı.

Bu çiçeği oğluma düğün hediyesi olarak verdiler. Sonuçta ne olduğunu biliyorsun zaten Gülten derin bir nefes çekti.

Biliyorum Yavuz, evliliğinin bir yılı dolmadan ayrıldı. Sebebini sormuyorum. Tahmin ediyorum cidden ciddi bir şeydir. Yavuz, Begüme tapardı çünkü, dostumun taze yarasına tuz basmak istemedim.

Bir gün anlatırım Elif, neden boşandıklarını. Şimdi anlatmak zor, düşünceli gözlerle uzaklara daldı ve gözleri doldu.

Kovulmuş ve hor görülmüş orkideyi eve getirdim. Eşim, biçare çiçeğe acıyan gözlerle baktı:

Ne yapacaksın bu solgun çiçeği? Orkidenin hali ortada. Hiç yaşam belirtisi kalmamış gibi. Vaktini harcama bence.

Onu yeniden hayata döndüreceğim. Biraz sevgim ve ilgimle toparlar. Göreceksin, bu orkideye zamanla hayran kalacaksın, neredeyse solmuş bu çiçeğe hayat üflemek istiyordum.

Eşim göz kırparak güldü:

Kim reddeder ki sevgiyi?

Aradan bir hafta geçti, Gülten aradı:

Elif, sana misafirliğe gelebilir miyim? İçimde taşıyamıyorum bu yükü. Sana Yavuzun evliliğini, baştan sona anlatmak istiyorum.

Gel hemen Gülten, dört gözle beklerim, onu kıracak değilimdi. Zor günlerimde, ilk eşimden ayrılırken, ikinci evliliğimde bocalarken hep yanımda olmuştu Gülten. Yıllara dayalı dostluğumuz var.

Tam bir saat sonra kapı çaldı. Gülten mutfağa geçip rahatça yerleşti. Bir bardak kuru kırmızı şarap, taze pişmiş Türk kahvesi ve bitter çikolata eşliğinde başlayan uzun, derin bir sohbet

Hiç aklıma gelmezdi eski gelinimin böyle biri olacağı. Yavuz ve Begüm yedi yıl birlikte yaşadı. Yavuz uzun süre ince eleyip sık dokudu, hatta Esrayı sırf Begüm uğruna bıraktı. Esrayı pek severdim oysa, ev kızıydı, ben ona kızım derdim. Ama Yavuz bir anda, o güzeller güzeli Begümün peşinde pervane gibi dolanmaya başladı. Adeta bir arı gibi döner dururdu etrafında. Aşkı yakıcıydı. Esrayı hemen kenara itti.

Begümün manken gibi görüntüsüne kimse laf edemez. Yavuzun arkadaşları ona hayran hayran bakar, sokakta yürürken herkes dönüp bakardı. Yedi yıllık beraberlikte çocuk olmamıştı aralarında. Belki de kanunen işler yoluna girsin istiyordu oğlum. Önce evlenelim, sonrası gelir, diye düşünmüş muhakkak. Hiçbir zaman açıp konuşmazdı bizimle. Biz de özel hayatına karışmazdık.

Bir gün karşısımıza geçti,

Anne, baba, Begümle evleniyorum. Nikah için başvurduk, düğün yapacağız. Para pul umurumda değil, dedi.

Çok sevindik tabii. Nihayet oğlumuz yuvasını kuracak diye. Otuz yaşına gelmişti artık.

Düğün tarihi iki kez değişti. Ya Yavuz hastalandı, ya ben iş seyahatinden dönemedim. O zaman içime bir tuhaflık doğmuştu ama oğlumun suratındaki mutluluğu görünce susmayı tercih ettim. Hatta Yavuz, Begüm ile imam nikahı da kıymak istedi ama ona bile fırsat olmadı. Mahallemizin imamı uzun süre köye gitmişti. Yavuz illa onun kıymasını istedi, olmadı. Sanki her şey ters gidiyordu Elif, her taraftan işaret vardı

Gürültülü, kalabalık bir düğün yaptık. Bak şu fotoğraflara, görüyor musun hediye edilen orkideyi? Nasıl da sağlıklı, güzel! Yapraklar dimdik Şimdi ise neredeyse yapraktan eser yok.

Yavuz ve Begüm balayı için Parise gitmek istiyordu. O da yattı. Begümü yurt dışına çıkarmadılar. Meğer kabarık bir para cezası ödenmemiş. Havalimanında çevirip geri çevirdiler gençleri. Yavuz bütün olumsuzluklara rağmen mutluluk hayalleri kuruyordu.

Ne olduysa, Yavuz bir anda fena hastalandı ve hastaneye kaldırıldı. Durumu ciddiydi, doktorlar ümitsizdi. Begüm üç-beş gün yanında kaldı, sonra geldi dedi ki:

Affet beni ama engelli bir eş bana göre değil. Boşanmak istiyorum.

Bu lafları duyan oğlumun ne hissettiğini tahmin edersin Elif, yatağa çakılı kalmışken Ama sakin sakin tek bir laf etti:

Seni anlıyorum Begüm. Boşanmak istiyorsan, bir engel çıkarmam.

Nitekim boşandılar. Sonra bizim, aradık taradık iyi bir hoca bulduk. Altı ayda toparladı oğlum; vücut genç, dayanıklı. Doktoru, Poyraz Bey, ailece çok sevdik. Onun da yirmi yaşında, tatlı mı tatlı bir kızı vardı: Şule. Yavuz başta laf etti:

Minicik kız, hiç de güzel değil.

Oğlum, güzellik her şey demek değil. Senin eski eşin de güzeldi Ama önemli olan saadet. Balı dertle değil, suyu neşeyle içmek güzeldir.

Yavuz, Begümü bir türlü aklından çıkaramıyordu; ihaneti bile içini yakmıştı. Oysa Şule ona deli divane âşık olmuş, her fırsatta aramış, peşinden ayrılmıyordu. Biz de biraz yaklaştıralım ikisini diye ortak bir pikniğe gittik. Yavuzun içine hüzün çökmüş, yüzü hiç gülmüyordu.

Ne mangal ateşi, ne mis gibi kebap kokusu gönlünü açabildi, ne de bizim şamata Şule gözlerini ondan ayırmadı, ama oğlum dönüp bakmadı bile.

Eşime dedim ki:

Ne yapsak boş, Yavuz hâlâ eski eşini unutamıyor.

Aradan üç dört ay geçti. Bir gün kapı çaldı. Elinde, o meşhur orkideyle Yavuz geldi:

Al anne, eski mutluluğumdan arta kalan şu çiçeği sana getirdim. Ne ister sen bilirsin, bana lazım değil.

Çiçeği istemeyerek de olsa aldım. Sanki oğlumun kaderini belirlemiş gibi bu orkideyi hiç sevemedim, evin köşesine sıkıştırdım, su bile vermedim.

Geçenlerde apartmandan komşum dedi ki:

Gülten, oğlun Yavuzu minyon bir kızla gördüm. Önceki eşi çok daha hoş, çok daha heybetliydi

İnanmadım, Yavuz, Şuleyle mi çıkar ki?

Bir gün Yavuzla karşılaştık, yanında Şule ile:

Anne, tanış, biz artık karı kocayız, dedi ve eşi Şule’nin minik elini tuttu.

Eşimle göz göze geldik:

Nikâh, düğün? Misafirler nerede?

O kadar tantanaya gerek yok anneciğim. Sessiz bir nikahla evlendik, babaannemin mahalle camisinin imamı nikâhımızı kıydı. Artık Şule ile birbirimizin kaderiyiz, dedi oğlum.

Kenara çekip sordum:

Yavuz, bu kızı seviyor musun? Yoksa Begüm’e nispet mi yapıyorsun?

Hayır anne, ona kinim kalmadı. Onun acısıyla da baş ettim, eski eşinin adını anmadı bile. Şuleyle bambaşka bir dünyamız var bizim. Keyfim yerinde

Gülten anlatacaklarını bitirdi.

Bu sohbette sonra iki yıl görüşemedik. Günler telaşla geçti. Fakat orkide kendine geldi, bolca çiçek açtı. Demek ki sevgiye minnettarlık böyle gösteriliyor.

Geçtiğimiz gün, hastanenin çıkışında Gültenle karşılaştım:

Selam canım, burada ne işin var? dedim.

Şule ikiz bebek doğurdu bugün çıkıyorlar, mutlulukla gülümsedi.

Biraz yanıbaşımızda Yavuz ve Gültenin eşi bekliyordu. Yavuzun elinde kırmızı güller vardı.

Kapıda, yorgun ama huzurlu bir yüzle Şule hastaneden çıktı. Ardından hemşire iki canlı, uyanık paket taşıyordu.

Benim kızım da torunumla kucağında ardından sevinçle gelirken, aklımdan Begümün, yıllar sonra, pişmanlıkla Yavuzu affetmesi için yalvardığı geçti
Ama Bir kez kırılan kadehten bir daha su içilmez.

O gün defterime şöyle yazdım:
Hayatta herkesin ikinci bir şansı vardır ama kalpten çıkan gerçek sevgiyi zorlama ile geri getirmek mümkün olmaz. O orkide, doğru ve şefkatli bir elde yine açtı; tıpkı evlatlarımın hayatındaki mutluluğun, vefanın, sabrın ve gönülden verilen sevginin çiçek açtığı gibi.

Rate article
Lifequest
ORHİDEYA SUÇLU MUYDU? -Polina, al şu orkideyi yoksa çöpe atacağım, dedi Katya pencere önünden şeffaf saksıdaki çiçeği alıp bana uzatırken. -Teşekkür ederim canım! Ama neden bu orkide gözüne battı ki? diye şaşırdım. Sonuçta pencere önünde daha üç tane ihtimamla bakılmış gayet güzel orkide vardı. -Bu çiçek oğlumun düğün hediyesiydi. Sonunu sen de biliyorsun zaten… diye Katya içini çekti. -Biliyorum, Denis’in bir yılı bile dolmadan boşandığını. Sebebini sormuyorum, tahmin edebiliyorum. Sonuçta Denis Tanju’yu el üstünde tutuyordu, dedim; dostumun hâlâ kapanmamış yarasını kanatmak istemedim. -Boşanma sebebini bir ara anlatırım sana, Polinacığım. Şimdi hatırlamak çok zor, dedi Katya ve gözyaşlarını sildi. “İstenmeyen, dışlanmış” orkidemi alıp eve götürdüm. Eşim zavallı çiçeğe acıyarak baktı: -Bu ne hal? Orkideyi üzerindeki neşe tükenmiş. Ben bile anlarım, zamanını harcama buna, dedi. -Biraz şans ve sevgiyle hayat bulur belki. Merak etme, yakın zamanda bu orkideye sen de hayran kalırsın, diyerek ölüp giden bir çiçeğe yeniden hayat vermek istedim. Eşim de gülüp göz kırptı: -Kim aşka itiraz eder ki? Bir hafta sonra Katya aradı: -Polina, sana gelebilir miyim? İçimi dökmem gerek. Denis’in felaket evliliğiyle ilgili her şeyi anlatmak istiyorum. -Gel Katya, gözüm yolda! dedim. Dostum bana hem ilk eşimden boşanırken, hem de ikinci evliliğimde zor zamanlarımda destek olmuştu… Yıllardır omuz omuza bir dostluğumuz vardı. Katya bir saat sonra geldi. Küçük mutfakta, bir kadeh şarap, kahve ve acı çikolatayla hayat hikayesinin düğümlerini çözmeye başladı. -Asla tahmin etmezdim; eski gelinim dediğin şeylere kalkışacak. Denis ve Tanju yedi yıl birlikteydiler. Denis uzun süre boyunca bu kıza göz koydu. Tanju uğruna Anya’dan vazgeçti. Anya’ya bayılırdım, tam ev kızıdır, “kızım” derdim… Sonra “güzellik abidesi” Tanju çıktı ortaya. Denis âdeta büyülendi, peşinden pervaneye döndü. Yanında bir arı gibi dönüp durdu. Tanju’ya olan aşkı her yanı kavuruyordu. Anya hemen sildi gitti. Tanju’nun model fiziği vardı doğrusu. Arkadaşları ona hayran bakarken Denis mutlu oluyordu. Yoldan geçenler bile böyle nadide bir güzelliğe dönüp bakardı. Yedi yıl bir aradalar ama çocukları olmadı. ‘Demek ki oğlum evlendikten sonra çocuk ister’ diye düşündüm. Denis ketumdur, biz de karışmayız özeline. Dedi ki: -Anne, baba, Tanju’yla evleniyorum. Nikah için başvurduk. Düğünü dillere destan yapacağım… Biz de sevindik. Otuz yaşındaki oğlumuz yasına uygun bir aileye sahip olacaktı sonunda. Düğün tarihini iki kez erteledik. Ya Denis hastalandı, ya ben şehir dışında kaldım. “Hayır mı, şer mi?” dedim içimden. Oğluma demedim tabii. Onu mutlu görmek yetiyordu. Sonra Denis Tanju’yla nikah kıyılması için özel istekte bulundu. Papaz Svetoslav yurtdışındaydı o dönem, Denis illa onun nikahını isterdi. Kısacası hiçbir şey yolunda gitmiyordu. Her yerden ikazlar vardı. Sonunda büyük bir düğün yaptık. Bak Polina şu fotoğrafa… Gördün mü o orkidenin tazeliğini? Şimdi ise yapraklarından başka hiçbir şey kalmadı. Tanju’yla balayı için Paris’e gideceklerdi. Son anda bir dert çıktı. Tanju’nun yurtdışı yasağı varmış, büyük bir cezası yüzünden güzergâhta durduruldular. Denis’in morali hiç bozulmadı; o mutlu aile hayalleriyle başı göklerdeydi. Sonra Denis aniden çok ağır hastalandı, hastaneye kaldırdık. Doktorlar umutsuzdu, elleri çaresiz. Tanju bir hafta bile başında bekleyemedi; çıkıp dedi ki: -Kusura bakma, engelli bir kocayı hayatıma sokamam. Boşanma davası açtım. Polina, oğlumun o haliyle neler hissettiğini düşünebiliyor musun? Ama Denis sakince: -Seni suçlamam Tanju, engel olmam, dedi ve boşandılar. Bir şekilde, oğlum iyileşti. Düzgün bir doktor bulduk, altı ayda toparladı. Biz doktor Pınar Bey’le ailecek ahbab olduk. Onun da yirmi yaşında sevimli bir kızı vardı, Merve. Denis başta burun kıvırdı ona: -Bu minyon kısa, yüzü de sıradan. -Oğlum, Merve’ye bir de gönülden bak. Hayatı beraber yaşamak önemli, dış güzellik bir yere kadar. Oğlum Tanju’yu unutamasa da ihaneti canını acıtmıştı. Merve ise Denis’e âşık olup; sürekli peşinden gidiyordu. Gençleri kaynaştırmak için pikniğe gittik. Denis içine kapanık, neşesizdi. Ne ateş ne mangal ne kalabalık keyif verdi. Merve onu süzdü ama Denis asla o tarafa bakmadı. Eşime dedim: – Boşuna uğraşıyoruz. Denis hâlâ Tanju’ya aşık, içi onu kanıyor. Üç-dört ay geçti, bir gün Denis kapıda. Elinde işte o meşhur orkide: -İşte anne, eski mutluluğumdan kalanlar. Ne yaparsan yap sen bilirsin. İstemiyorum artık bunu. İstemeye istemeye orkideyi aldım. Sanki oğlumun felaketinde benim de payım varmış gibi bu çiçeğe gönül koydum. Göz önünden kaldırdım, hiç ilgilenmedim. Geçenlerde komşu dedi ki: -Katya, Denis’in yanında minyon bir kız gördüm. Eski gelinin daha gösterişliydi. İnanmadım, oğlum Merve’yle olur mu hiç dedim içimden. Sonra Denis çıktı karşımıza: -Tanışın, karım Merve. Nikâhımızı kıydık, babamla birlikte dualarla bize şahitlik etti, dedi. -E peki düğün, konuklar? dedik şaşkınlıkla. -Gerek yoktu anne. Sessiz sedasız nikah ve kilisede dua. Merve’yle artık sonsuza kadar birlikteyim, dedi. Oğlumu bir kenara çektim: -Denis, bu kızı sevdin mi? Merve’yi incitmezsin değil mi? Sadece Tanju’ya inat evlenmedin umarım? -Yok anne, öyle iş olur mu? Tanju’yu artık unuttum, adı bile geçmez. Merve’yle hayatım tam olarak yerine oturdu, dedi. İşte böyle Polina. Katya tek nefeste içini döktü. O konuşmadan sonra araya yıllar girdi, hayat telaşeleri sardı bizi. Orkidem yaşama döndü, bolca çiçek verdi. Demek ki çiçek de ilgiyi, sevgiyi ödüllendiriyormuş. Sonra Katya’yla doğum evinde karşılaştık: -N’aber dostum, burada ne arıyorsun? -Merve ikiz doğurdu, bugün taburcu oluyor kızım! Az ilerde Denis ile Katya’nın eşi gülümseyerek bekliyordu. Denis’in elinde kırmızı güller vardı. Kapıdan yorgun ama mutlu Merve belirdi. Hemen arkasında hemşire iki “canlı” küçük paketi taşıyordu. Sonra Benim kızım da yeni doğmuş torunumu kucağında gezdiriyordu. Tanju şimdi Denis’e dönmek için af diliyor, yeniden başlamak istiyor. …Fincan kırığı yapıştırılır ama suyu eskisi gibi tutulmaz ki…