Elif, al şu orkideyi yoksa atacağım, dedi Gülten, pencere kenarındaki şeffaf saksıyı elime tutuşturarak.
Sağ ol canım! Ama bu orkidenin suçu ne, neden beğenmedin? şaşırdım. Zaten pencere önünde üç tane bakımlı, çiçek açmış orkidesi daha vardı.
Bu çiçeği oğluma düğün hediyesi olarak verdiler. Sonuçta ne olduğunu biliyorsun zaten Gülten derin bir nefes çekti.
Biliyorum Yavuz, evliliğinin bir yılı dolmadan ayrıldı. Sebebini sormuyorum. Tahmin ediyorum cidden ciddi bir şeydir. Yavuz, Begüme tapardı çünkü, dostumun taze yarasına tuz basmak istemedim.
Bir gün anlatırım Elif, neden boşandıklarını. Şimdi anlatmak zor, düşünceli gözlerle uzaklara daldı ve gözleri doldu.
Kovulmuş ve hor görülmüş orkideyi eve getirdim. Eşim, biçare çiçeğe acıyan gözlerle baktı:
Ne yapacaksın bu solgun çiçeği? Orkidenin hali ortada. Hiç yaşam belirtisi kalmamış gibi. Vaktini harcama bence.
Onu yeniden hayata döndüreceğim. Biraz sevgim ve ilgimle toparlar. Göreceksin, bu orkideye zamanla hayran kalacaksın, neredeyse solmuş bu çiçeğe hayat üflemek istiyordum.
Eşim göz kırparak güldü:
Kim reddeder ki sevgiyi?
Aradan bir hafta geçti, Gülten aradı:
Elif, sana misafirliğe gelebilir miyim? İçimde taşıyamıyorum bu yükü. Sana Yavuzun evliliğini, baştan sona anlatmak istiyorum.
Gel hemen Gülten, dört gözle beklerim, onu kıracak değilimdi. Zor günlerimde, ilk eşimden ayrılırken, ikinci evliliğimde bocalarken hep yanımda olmuştu Gülten. Yıllara dayalı dostluğumuz var.
Tam bir saat sonra kapı çaldı. Gülten mutfağa geçip rahatça yerleşti. Bir bardak kuru kırmızı şarap, taze pişmiş Türk kahvesi ve bitter çikolata eşliğinde başlayan uzun, derin bir sohbet
Hiç aklıma gelmezdi eski gelinimin böyle biri olacağı. Yavuz ve Begüm yedi yıl birlikte yaşadı. Yavuz uzun süre ince eleyip sık dokudu, hatta Esrayı sırf Begüm uğruna bıraktı. Esrayı pek severdim oysa, ev kızıydı, ben ona kızım derdim. Ama Yavuz bir anda, o güzeller güzeli Begümün peşinde pervane gibi dolanmaya başladı. Adeta bir arı gibi döner dururdu etrafında. Aşkı yakıcıydı. Esrayı hemen kenara itti.
Begümün manken gibi görüntüsüne kimse laf edemez. Yavuzun arkadaşları ona hayran hayran bakar, sokakta yürürken herkes dönüp bakardı. Yedi yıllık beraberlikte çocuk olmamıştı aralarında. Belki de kanunen işler yoluna girsin istiyordu oğlum. Önce evlenelim, sonrası gelir, diye düşünmüş muhakkak. Hiçbir zaman açıp konuşmazdı bizimle. Biz de özel hayatına karışmazdık.
Bir gün karşısımıza geçti,
Anne, baba, Begümle evleniyorum. Nikah için başvurduk, düğün yapacağız. Para pul umurumda değil, dedi.
Çok sevindik tabii. Nihayet oğlumuz yuvasını kuracak diye. Otuz yaşına gelmişti artık.
Düğün tarihi iki kez değişti. Ya Yavuz hastalandı, ya ben iş seyahatinden dönemedim. O zaman içime bir tuhaflık doğmuştu ama oğlumun suratındaki mutluluğu görünce susmayı tercih ettim. Hatta Yavuz, Begüm ile imam nikahı da kıymak istedi ama ona bile fırsat olmadı. Mahallemizin imamı uzun süre köye gitmişti. Yavuz illa onun kıymasını istedi, olmadı. Sanki her şey ters gidiyordu Elif, her taraftan işaret vardı
Gürültülü, kalabalık bir düğün yaptık. Bak şu fotoğraflara, görüyor musun hediye edilen orkideyi? Nasıl da sağlıklı, güzel! Yapraklar dimdik Şimdi ise neredeyse yapraktan eser yok.
Yavuz ve Begüm balayı için Parise gitmek istiyordu. O da yattı. Begümü yurt dışına çıkarmadılar. Meğer kabarık bir para cezası ödenmemiş. Havalimanında çevirip geri çevirdiler gençleri. Yavuz bütün olumsuzluklara rağmen mutluluk hayalleri kuruyordu.
Ne olduysa, Yavuz bir anda fena hastalandı ve hastaneye kaldırıldı. Durumu ciddiydi, doktorlar ümitsizdi. Begüm üç-beş gün yanında kaldı, sonra geldi dedi ki:
Affet beni ama engelli bir eş bana göre değil. Boşanmak istiyorum.
Bu lafları duyan oğlumun ne hissettiğini tahmin edersin Elif, yatağa çakılı kalmışken Ama sakin sakin tek bir laf etti:
Seni anlıyorum Begüm. Boşanmak istiyorsan, bir engel çıkarmam.
Nitekim boşandılar. Sonra bizim, aradık taradık iyi bir hoca bulduk. Altı ayda toparladı oğlum; vücut genç, dayanıklı. Doktoru, Poyraz Bey, ailece çok sevdik. Onun da yirmi yaşında, tatlı mı tatlı bir kızı vardı: Şule. Yavuz başta laf etti:
Minicik kız, hiç de güzel değil.
Oğlum, güzellik her şey demek değil. Senin eski eşin de güzeldi Ama önemli olan saadet. Balı dertle değil, suyu neşeyle içmek güzeldir.
Yavuz, Begümü bir türlü aklından çıkaramıyordu; ihaneti bile içini yakmıştı. Oysa Şule ona deli divane âşık olmuş, her fırsatta aramış, peşinden ayrılmıyordu. Biz de biraz yaklaştıralım ikisini diye ortak bir pikniğe gittik. Yavuzun içine hüzün çökmüş, yüzü hiç gülmüyordu.
Ne mangal ateşi, ne mis gibi kebap kokusu gönlünü açabildi, ne de bizim şamata Şule gözlerini ondan ayırmadı, ama oğlum dönüp bakmadı bile.
Eşime dedim ki:
Ne yapsak boş, Yavuz hâlâ eski eşini unutamıyor.
Aradan üç dört ay geçti. Bir gün kapı çaldı. Elinde, o meşhur orkideyle Yavuz geldi:
Al anne, eski mutluluğumdan arta kalan şu çiçeği sana getirdim. Ne ister sen bilirsin, bana lazım değil.
Çiçeği istemeyerek de olsa aldım. Sanki oğlumun kaderini belirlemiş gibi bu orkideyi hiç sevemedim, evin köşesine sıkıştırdım, su bile vermedim.
Geçenlerde apartmandan komşum dedi ki:
Gülten, oğlun Yavuzu minyon bir kızla gördüm. Önceki eşi çok daha hoş, çok daha heybetliydi
İnanmadım, Yavuz, Şuleyle mi çıkar ki?
Bir gün Yavuzla karşılaştık, yanında Şule ile:
Anne, tanış, biz artık karı kocayız, dedi ve eşi Şule’nin minik elini tuttu.
Eşimle göz göze geldik:
Nikâh, düğün? Misafirler nerede?
O kadar tantanaya gerek yok anneciğim. Sessiz bir nikahla evlendik, babaannemin mahalle camisinin imamı nikâhımızı kıydı. Artık Şule ile birbirimizin kaderiyiz, dedi oğlum.
Kenara çekip sordum:
Yavuz, bu kızı seviyor musun? Yoksa Begüm’e nispet mi yapıyorsun?
Hayır anne, ona kinim kalmadı. Onun acısıyla da baş ettim, eski eşinin adını anmadı bile. Şuleyle bambaşka bir dünyamız var bizim. Keyfim yerinde
Gülten anlatacaklarını bitirdi.
Bu sohbette sonra iki yıl görüşemedik. Günler telaşla geçti. Fakat orkide kendine geldi, bolca çiçek açtı. Demek ki sevgiye minnettarlık böyle gösteriliyor.
Geçtiğimiz gün, hastanenin çıkışında Gültenle karşılaştım:
Selam canım, burada ne işin var? dedim.
Şule ikiz bebek doğurdu bugün çıkıyorlar, mutlulukla gülümsedi.
Biraz yanıbaşımızda Yavuz ve Gültenin eşi bekliyordu. Yavuzun elinde kırmızı güller vardı.
Kapıda, yorgun ama huzurlu bir yüzle Şule hastaneden çıktı. Ardından hemşire iki canlı, uyanık paket taşıyordu.
Benim kızım da torunumla kucağında ardından sevinçle gelirken, aklımdan Begümün, yıllar sonra, pişmanlıkla Yavuzu affetmesi için yalvardığı geçti
Ama Bir kez kırılan kadehten bir daha su içilmez.
O gün defterime şöyle yazdım:
Hayatta herkesin ikinci bir şansı vardır ama kalpten çıkan gerçek sevgiyi zorlama ile geri getirmek mümkün olmaz. O orkide, doğru ve şefkatli bir elde yine açtı; tıpkı evlatlarımın hayatındaki mutluluğun, vefanın, sabrın ve gönülden verilen sevginin çiçek açtığı gibi.




