EVSİZLERİN KADERİNDE BULUŞANLAR: NİNA’NIN ÇARESİZLİĞİNDEN DEDE MİSHA İLE KURDUĞU YENİ HAYATA DOKUNAN UMUT DOLU HİKAYE

EVSİZ

Ecenin gerçekten gidecek hiçbir yeri kalmamıştı. Birkaç gece garda kalabilirim ama sonra ne yaparım? diye düşünüyordu. Birden aklına bir çıkış yolu geldi: Yazlık! Nasıl unuttum ki? Gerçi yazlık demek fazla iddialı olur. Harabeye dönmüş, eski bir kulübe. Ama gara gitmektense oraya gitmek daha mantıklı. diye düşündü Ece.

Banliyö trenine atladığı gibi, soğuk cam kenarına yaslanıp gözlerini kapadı. Son yaşadıklarını düşündükçe hüzün yükü altında eziliyordu. İki yıl önce, bir trafik kazasında anne ve babasını kaybetmişti ve dünyada tek başına kalmıştı. Üniversiteye devam edecek parası olmadığından eğitimini bırakmak zorunda kalmış, çarşıda tezgahtarlık yapmaya başlamıştı.

Bunca zorluğun ardından, Eceye talihi gülmüş, sonunda hayatının aşkı ile tanışmıştı. Uğur, kibar ve dürüst bir adamdı. İki ay sonra sade bir nikâh kıyıp evlenmişlerdi.

Her şey yolunda gider, mutluluk kapıdadır derken, hayat Ece için yeni bir imtihan hazırlamıştı. Uğur, şehrin merkezindeki ailesinden miras kalan daireyi satıp kendi işlerini kurmayı önermişti.

Ece, kocasına güvenmiş, onun boyadığı pembe hayallere inanmıştı. Biraz para kazanıp rahatlayacağız, sonra da bir çocuğumuz olur. Annelik duygusunu tatmak için sabırsızlanıyorum, diye hayal ediyordu.

Ama işlerin umdukları gibi gitmemesiyle birlikte, Uğur bu yeni işte battı. Sürekli kavga etmeye başladılar, harcanan onca paradan dolayı araları bozuldu. Ve bir gün, Uğur başka bir kadınla eve geldi ve Eceye evi terk etmesini söyledi.

Önce polisi aramayı düşündü Ece; ama sonra anladı ki Uğuru suçlayamazdı. Sonuçta evini satıp parayı kendi elleriyle kocasına vermişti…

***

İstasyonda indiğinde, cılız adımlarla bomboş peronda yürüdü. İlkbahar yeni yeni geliyordu, henüz yazlık sezonu açılmamıştı. Üç yıl bakım görmeyen bahçe otlarla kaplanmış, eski güzel günlerinden eser kalmamıştı. Neyse, biraz çaba harcarım, her şeyi düzeltirim, dese de, eski güzel günlerin geri gelmeyeceğini yüreğinde hissediyordu.

Kulübenin anahtarını kolayca buldu, zira hala basamağın altında duruyordu; ancak ahşap kapı çürümüştü ve yerinden kımıldamıyordu. Ece tüm gücüyle kapıyı açmaya çalıştı, ama başaramıyordu. Çaresizliğe daha fazla dayanamayınca kapının önüne oturup ağlamaya başladı.

Birden, yan arsadan duman ve hareket sesleri duydu. Komşular bahçeye gelmiş diye sevinerek yanlarına koştu:

Teyze Ayşe! Evde misiniz? diye seslendi.

Bahçede yaşlı, sakallı bir adamı görünce Ecenin ödü patladı. Adam yerde küçük bir ateş yakmış, kirli bir kupada su ısıtıyordu.

Siz kimsiniz? Teyze Ayşe nerede? diyerek korkuyla geriledi.

Korkmayın, ne olur polise haber vermeyin. Sadece bahçede yaşıyorum, kimseye zarar vermiyorum, dedi adam yumuşak bir sesle.

İlginç şekilde, oldukça düzgün, eğitim görmüş bir insan gibi konuşuyordu.

Siz evsiz misiniz? diye sordu Ece.

Evet, haklısınız, dedi adam başını öne eğerek. Siz burada mı oturuyorsunuz? Merak etmeyin, size rahatsızlık vermem.

Adınız ne?

Kemal.

Soyadı?

Soyadım mı? Hmm… Yılmaz.

Ece, Kemal Beye dikkatlice baktı. Eski ama temiz elbiseleri ile bakımlı havası vardı.

Kime danışacağımı bilmiyorum… diye iç geçirdi Ece.

Neyin var, anlat istersen, dedi adam sıcak bir şekilde.

Kapım sıkışmış, açamıyorum.

Müsaade ederseniz bakabilirim, dedi Kemal Bey.

Çok memnun olurum, dedi Ece çaresizce.

Kemal Bey kapıyla uğraşırken, Ece bir kenara oturdu ve düşündü: Ben kimim ki onu yadırgayayım? Sonuçta ben de evsiz sayılırım, hikâyelerimiz çok benzer…

İşte, Ece Hanım, kapıyı açtım, dedi Kemal Bey gülümseyerek. Burada kalacak mısınız?

Evet, başka nereye gideyim ki? dedi Ece şaşkınca.

Isıtma var mı?

Sobalı olmalı… Hiç anlamam bu işten, dedi Ece endişeyle.

Odun var mı?

Bilmiyorum, dedi kız.

Neyse, siz içeri girin, ben hallederim, dedi ve hızla bahçeden çıktı.

Ece yaklaşık bir saat içeride temizlik yaptı. Evde oldukça soğuk ve rutubetliydi, burada nasıl yaşayacağını düşünüyordu. Az sonra Kemal Bey odun getirdi. Ece, yanında birinin olduğuna hiç olmadığı kadar sevindi.

Adam sobayı temizleyip yaktı, ev kısa sürede ısındı.

Soba güzelce yandı, geceye kadar idare eder. Sabaha kadar sıcak kalır, dedi Kemal Bey.

Siz nereye? Komşuya mı? diye merak etti Ece.

Evet, biraz orada kalayım… Şehre dönmek istemiyorum, geçmişi hatırlamak içimi acıtıyor, dedi yaşlı adam.

Kemal Bey, lütfen bekleyin! Önce bir akşam yemeği yiyelim, sıcak çay içelim, sonra gidersiniz, dedi Ece kararlı biçimde.

Kemal Bey karşı çıkmadı. Ceketini çıkarıp sobanın yanında oturdu.

Affınıza sığınarak soruyorum… Neden böyle yaşıyorsunuz? Evladınız, akrabanız yok mu?

Kemal Bey, bir süre İstanbul Üniversitesinde öğretim üyeliği yaptığını anlattı. Gençliği bilim ve eğitimle geçmiş, birden yaşlandığını fark etmiş. Yalnızlığı içine çökünce, yapacak bir şey kalmamış.

Bir yıl önce, yeğeni Zeynep gelip destek olacağını, miras için daireyi üzerine geçireceğini ima etmiş. Adam sevinip kabul etmiş. Sonraki süreçte Zeynep, amcasını ikna edip, merkezi semtteki daireyi satarak biraz daha uzağa bahçeli bir ev alalım demiş. Göstermek istediği evi ucuz ve güzel diye anlatmış.

Kemal Bey temiz hava ve sessizlik hayaliyle hemen kabul etmiş. Parayı bankada saklayalım deyince de, ona güvenmiş.

Amcacığım, siz burada bankta oturun, ben halledip geleceğim, paket de bende kalsın, dikkatli olmak gerek, demiş Zeynep bankada.

Kız girip kayıplara karışmış, saatler geçmiş çıkmamış. Kemal Bey bakınca bankada başka kapıdan kaçtığını öğrenmiş. Kadere bak ki, yeğeni iki yıl önce adres değiştirip daireyi satıp gitmiş…

İşte böyle hüzünlü bir hikaye, dedi Kemal Bey iç çekerek. O günden beridir sokakalarda yaşıyorum. Hâlâ inanamıyorum…

Ben de aynı durumdayım… Üniversite yarım, ev yok… dedi Ece ve olanları anlattı ona.

Zor tabii. Ben hayatımı yaşadım. Ama sen gençsin, sakın umutsuzluğa kapılma. Her dert çözülür, dedi yaşlı adam.

Boşverelim, hadi sofraya oturalım! dedi Ece, gülümsedi.

O sırada Ece, Kemal Beyin iştahla yediği makarnaya bakıp çok üzüldü. Yapayalnız kalmak, kimsesiz olmak onun içini burktu.

Hayatta en korkunç şey, hiç kimseye lazım olmadığını anlaman, diye düşündü Ece.

Ece, ister misin seni yeniden üniversiteye kaydettirmede yardımcı olayım? Orada iyi dostlarım var. Belki bursla okursun, dedi Kemal Bey. Tabii ben bu halimle gitmem ama rektöre mektup yazarım, o görür seni, yardımcı olur.

Çok mutlu olurum, gerçekten teşekkür ederim! dedi Ece sevinçle.

Sana yemek için, bana da dinleyici olduğun için teşekkürler. Şimdi gitmeliyim, dedi Kemal Bey kalkarken.

Gitmeyin, burada kalabilirsiniz. Üç odam var, seçin birini. Açıkçası ben de yalnız kalmak istemiyorum. Sobadan da anlamıyorum. Beni burada yalnız bırakmazsınız, değil mi?

Bırakmam, korkma, dedi Kemal Bey ciddiyetle.

***

İki yıl geçti… Ece okulda dönem sonunu başarıyla tamamlamış, yaz tatili için heyecanla yazlığa dönüyordu. Artık yurtlarda kalıyor, ama fırsat buldukça yazlığa, Kemal dedeye geliyordu.

Merhaba! diyerek sevgiyle dedesine sarıldı.

Ece Kızım! Neden aramadın? Karşılamaya gelirdim. Nasıl geçti sınavlar? dedi Kemal Bey sevinçle.

Süper geçti! Neredeyse hepsi pekiyi! Pasta aldım, çay koy, kutlayalım! dedi Ece.

İki nesilden insan, çaylarını yudumlayıp hasret giderdiler.

Bahçeye üzüm fidanı diktim. Orada küçük bir kameriye yapacağım, çok güzel olacak, dedi Kemal Bey.

Süper! Asıl burası senin yuvan. İstediğini yap. Ben geldim mi, gelirim, sonra giderim… diye güldü Ece.

Kemal Bey bambaşka bir hayat bulmuştu burada. Artık yalnız değildi. Evi, birlikte sohbet edeceği bir torunu vardı. Ece ise tekrar hayata tutunmuştu. Kemal Bey onun için baba yadigârı, gerçek bir aile olmuştu. Zaman bazen tüm acıları silip hayatı tekrar güzelleştirebilir; insan umudunu kaybetmemeli ve başkalarının hayatına küçük bir dokunuşla bile olsa iyilik katabilmelidir.

Rate article
Lifequest
EVSİZLERİN KADERİNDE BULUŞANLAR: NİNA’NIN ÇARESİZLİĞİNDEN DEDE MİSHA İLE KURDUĞU YENİ HAYATA DOKUNAN UMUT DOLU HİKAYE