Elif köyde herkesin gözünde hep bir parlayan kadın gibi olmuş. Bütün ömrünü çifteköyde, güneş altında, hayvanları, bahçesi ve çok sayıda çocuğu arasında çalışıp ter dökerek geçirmiş, ama hâlâ gençliğinde olduğu gibi güzel görünüyormuş. Köyde bir ömür süren bu yaşantısının ardından hâlâ saygınlığını kaybetmemiş.
Gençliğinde Elif, bir kaç komşu köyde bile göze çarpan güzellik olarak söylenirmiş. Yuvarlak hatlı, hafif kıvrımlı, dalgalı koyu saçlı, yeşilimsi çarpık gözleri ve doğal dolgun dudaklarıyla herkes ona hayran bakarmış. Yakın köylerden birçok delikanlı onun peşine düşermiş; hatta bazen komşu köylerden gelen genç delikanlılar bile Elifin gözüne girmeye çalışırmış. Elifin anne ve babası, köyde biraz para kazanabilen çiftler, kızıyla evlenmesini aceleye getirmemiş, onu öğretmenlik okumaya şehirde okula göndermişler. Elif yaz tatillerinde babasının evine geldiğinde, yerel damat gibi davranıp herkesin gözünde bir oyunu varmış gibi taklidi yaparmış.
Bir gün Elif, süslü bir elbise içine girip köy yolu boyunca yürürken, bir delikanlı sanki tesadüfen aynı yolda yürüyormuş gibi, pantolonunu yeni bir yırtıksız şekilde giyip kıyafetinin tozunu siliyormuş. Gülümseyip göz kırparak Elife doğru yaklaşmış, Elif, bu akşam köy mektebinde bir şenlik var, seni eve kadar götürürüm, ne dersin? demiş. Elif sadece başını sallamış, damat gibi taklidi yapan adama göz dikip evine dönmüş, annesiyle oturup yeni bir delikanlının hikâyelerini anlatmış.
Annesi, Bugün yine Selim Ailesinin büyük oğlu beni rahatsız etti, çok şakacı bir tip, demiş, Dün ise başka bir delikanlı, babasının eski Fiatinden gelerek, dükkanından eve kadar bana eşlik etti, başkanla iyi arkadaşmış, bir gün benim yanımda çalışacakmış, diye eklemiş. Elif annesine, Anne, biri benim hoşuma gidiyor mu? Öğrenimimi bitirince birini seçeceğim, demiş, Hepsi boş laflar, küstahlılar, gözleri hâlâ oyun gibi, sanki beni korkutacaklar, diye cevaplamış.
Köydeki gençlerden biri, Serkan, Elife gizlice bakmış, ama ona bir bakış atacak kadar cesur olmamış. Bir gün, baharın çiçekleri açtığı bir sabah Elif yanından geçerken, Serkan bir anda kendini bir çivi gibi sert hissetmiş, Bu sefer bir şeyler yapmalıyım, demiş. Annesine gidip nasihat istemiş; anne de ona, Kendine bir ayna tut, cebini kontrol et iyi bir adamsın ama bir prens değilsin. Eğer yakışıklı olsaydın, Elif sana bakmazdı; o da pek çok damat gördü, diye söylemiş. Serkan, Güzelliğimi ben de biliyorum, demiş, Ya sen genç ve güzel bir kız olsaydın, hangi damadı seçerdin?
Anne, Kimse bana sormazdı, babanla evlendik, Allah razı olsun Eğer sorulsaydım, belki de kasaba başkanının kızı olurduk. Ben bir hediye seçerdim; pahalı bir şey değil, kalbime dokunan, pazar tezgahında satılan üç inek kadar pahalı olmayan, ama ruhumu ısıtan bir şey, demiş. Serkan ise şaşkınlıkla Ne hediye olabilir anne? diye sormuş. Anne, Bilmiyorum, Serkan! Şu anda inek çiftliğinde bağırıyor, diye eklemiş, Böyle bir şey konuşalım da, ben bir şeyler anlatayım, demiş.
Serkan, annesinin gizli bir sohbetini hatırlamış: Kızım, sana bir şey göstereceğim. Komşumuzdan getirttiğim iki büyük sabun var, artık sadece onlar yıkanıyor. Şuna bak, ne kadar güzel kokuyor! Demiş. Elif de Eeee, ne güzel bir şey! diye bağırmış. Anne, Şu sabunu dene, eğer beğenmezsen, bir şey olmaz, demiş. Sabun, Ev temizlik sabunu yazıyormuş, içinde beyaz toz gibi parlayan bir şey. Anne, sabunu eski bir gazeteye sarıp rafın en üstüne koymuş, Bundan bir gün banyoda deneyeceğim, diye düşünmüş.
Elif Keşke dükkanlarda satılsaydı, demiş. Serkan, annesinin sabununu gördükten sonra, Bu sabun köyde bir hazine gibi, şehirde bulamazsın, eğer bu sabunla yıkanırsan gençleşirsin, daha da güzel olursun, demiş. Elifi mutlu edecek bir hediye bu sabun, başka bir şey bulamam. Serkan, annesine utangaçça bakmış, Biliyorum biraz garip ama denemek istiyorum, demiş, Eğer Elifi etkileyebilirsem, belki ona bir kutu daha alırım.
Köyde birçok insan, Elifin neden Serkan gibi sıradan bir delikanlıyı seçtiğini anlamamış. Serkan, Eliften bir iki santim daha kısaymış, ince yapılı, yüzde çok az güzellik varmış, sanki bir inek çığlığı gibi, ama bu genç adam fakirmiş; babası genç yaşta vefat etmiş, annesi üç çocuğu tek başına büyütmüş. Köylüler bu evliliği konuşur, hatta biraz kıskanırmış. Yıllar geçince, herkes bu hikâyeyi kuşaktan kuşağa anlatmış; yaşlılar bile gülümseyerek Elif, o gün Serkanın elindeki o sabunla nasıl bir peri masalı yaşadığını hatırlıyor musun? demiş.
Elif, Serkanı gördüğümde bir bayrak gibi gökyüzünde dalgalanıyor gibi hissettim, bir şey eksikti ama o eksik de tam da ona göreydi, demiş. Serkan, Elif, bu sabun sana kalbimden bir hediye, her daim güzelliğini koruyacak, eğer istersen bir kutu daha getiririm, diyerek elinde Ev temizlik sabunu yazan paketi uzatmış. Elif, o anda bir gülümseme içinde kalp atışını hissetmiş, Böyle bir hediye kim düşünmüş olabilirdi? demiş. O an Serkanın gözlerinde bir ışık yanmış, Şimdi sana bir sır vereceğim, demiş, Bu sabun pazar tezgahında satılan üç inek fiyatına bile gelmez, ama seni mutlu edecek tek şey bu, diye eklemiş.
Elif, o sabunu tutup Sadece bir ev temizlik sabunu mu? diye sormuş, Evet, ama senin kalbine dokunan bir şey, demiş Serkan. Elif bir an düşündü, Bunca damat etrafımda dönüyor ama hiçbiri içten bir hediye sunmadı, bu sabun kalbimi ısıttı, demiş. Serkanın neşeli ve yardımsever doğasını gördükçe, Bu evliliği hiç pişman olmayacağım, dedi.
Böylece, Elif ve Serkan uzun yıllar el ele, çocuklarıyla birlikte çiftliğin içinde, köyün çay bahçelerinde, akşam çaylarını içerken mutlu bir hayat sürdüler. Serkan ev işleri yapmayı, çocuklarıyla oynamayı hiç çekinmedi; Elif de ona her zaman teşekkür etti. Köydeki herkes, Nasıl bu kadar güzel kalıyor? diye merak eder, ama Elif sadece gülerek Sabunla temizlik, kalpteki temizlikle aynı, derdi. Bu hikâye de köyde nesilden nesile, gülüşmeler eşliğinde anlatılmaya devam etti.




