Baba, bir daha bize gelme. Sen çıktığında anne hep ağlamaya başlar, sabaha kadar gözyaşları durmaz. Ben uyuyup uyanırım, yeniden uyur, uyanırım; o da hâlâ gözyaşları içinde. Ben ona sorarım: Anne, neden ağlıyorsun? Babam mı yüzünden? O da Ağlamıyorum, sadece burun akıyor, soğuk algınlığım var der. Ama ben artık büyüğüm, biliyorum ki o soğuk algınlığı gözyaşını içinde saklayamaz.
Ahmet Yılmaz, Elifin babası, kızını bir kafede masanın yanında oturmuş, mikroskobik beyaz fincanda soğumuş kahvesine ufak bir kaşıkla karıştırıyor. Elif, önünde çırçır çiçekli bir kavanozda, üstü yeşil yaprak ve çilekle süslenmiş, çikolata sosuyla kaplanmış renkli toplara bakıyor. Altı yaşındaki bir kız, böyle bir şölene dayanamazdı. Ama Elif dayanmadı; geçen Cuma günü babasıyla ciddî bir konuşma kararı almıştı.
Babası uzun uzun sessiz kaldı, ardından konuştu:
O hâlde ne yapacağız, kızım? Bir daha görüşmeyecek miyiz? Ben nasıl yaşayacağım?
Elif, şirin bir burun kıvrımıylaannesi gibi hafif bir patates şeklidüşünür ve kararını verir:
Hayır, baba. Ben de sensiz yapamam. Şöyle yapalım: Anneme her Cuma çocuktan beni alacağını söyle. Biz birlikte dolaşırız, istersen kahve içeriz ya da dondurma yeriz (Elif kavanozuna bakar). Seninle hayatımızı, annemle nasıl yaşadığımızı anlatırım.
Biraz düşünür, bir dakika sonra devam eder:
Eğer anneme bakmak istersen, onu her hafta telefonla çeker, fotoğraflarını sana gönderirim. Ne dersin?
Ahmet, kızının akıllı bakışlarını görmez, hafifçe gülümseyip başını sallar:
Tamam, öyle yaşayalım.
Elif bir nebze derin bir nefes verir, dondurmasına uzanır. Fakat konuşması bitmedi; en önemli şeyleri söylemesi gerekiyordu. Renkli topların yanında burnundan çıkan renkli bıyıklarını dillerle yalayıp, bir anda ciddi, neredeyse yetişkin bir ifadeye bürünür. Neredeyse bir kadın gibi, erkeğine bakacak, ona bakacak bir kadındır. Bu adam eski bir adamdır; babasının doğum günü geçen hafta kutlanmıştı. Elif ona, kreşte 28 rakamını özenle boyayarak bir kart yaptı.
Yüzü tekrar ciddileşir, kaşlarını çatar ve der ki:
Sanırım evlenmen gerekiyor
Ve içtenlikle yalan söyleyerek ekler:
Sen hâlâ çok yaşlı değilsin
Ahmet, kızının iyi niyetli dokunuşunu takdir eder ve hırıltılı bir sesle:
Sen de çok yaşlı diyecek misin
Elif coşkuyla devam eder:
Çok yaşlı, çok yaşlı! Bak, amca Serdar, anneme iki kez gelmişti, hatta biraz kel işte burada
Elif, alnına dokunur, yumuşak buklelerini avuç içiyle düzeltir. Babası gözlerine sert bakar, sanki annesinin sırrını fark etmiş gibi. Elif iki elini dudaklarına götürür, gözlerini kısar; bu, korku ve şaşkınlık anlamındadır.
Amca Serdar? Hangi amca? Sık sık bize geliyor mu? Annemin müdürü mü? neredeyse bütün kafede yüksek sesle bağırdı Ahmet.
Bilmiyorum baba Elif, babasının ani tepkisi karşısında sarsıldı. Belki müdürdür, bize şeker getirir, pasta yapar. Bir an durur, annesinin çiçeklerini babasına gösterip söylemekten çekinir.
Ahmet, ellerini birleştirip masaya koyar, uzun uzun bakar. Elif anlar ki babası şu anda çok önemli bir karar vermek üzeredir. Genç kız, babasını aceleye getirmez; erkeklerin kararlarını itmek gerektiğini, özellikle de hayatındaki en kıymetli kadının bunu yapması gerektiğini bilir.
Baba sessizliğini bozar, derin bir nefes alır, parmaklarını gevşetir, başını kaldırır ve şöyle der Elif biraz daha büyük olsaydı, Othellonun Desdemonaya yaptığı trajik soruyu anlar, ama o hâlâ Othello ya da Desdemonayı tanımaz; sadece hayat tecrübesi toplar, insanları mutlu eder, bazen de küçük şeylere takılır.
Ahmet, kararlı bir sesle:
Hadi kızım, geç oldu, seni eve götüreyim. Annemle de konuşurum.
Elif, babasının ne konuşacağını merak etmez, ancak bu konunun önemli olduğunu anlar ve dondurmasını hızlıca yer. Babasının kararının dondurmanın tadından daha ağır olduğunu hisseder; bir anlık bir coşku ile kaşığını masaya çarpar, sandalyeden kayar, sırtını elleriyle siler, burun akıntısını durdurur ve babasına bakarak:
Hazırım. Gidelim
Eve yürümek yerine neredeyse koşarlar. Ahmet, Elifin elini tutar, sanki bir bayrağı dalgalandıran bir komutan gibi, Andrey Bolkonskynin kalkanını tutan gibi. Asansöre girdiklerinde kapılar ağır ağır kapanır, üst kat bir komşuyu alıp götürür. Ahmet, Elife hafif şaşkın bir bakış atar. Elif, aşağıdan yukarı doğru bakıp kararlı bir sesle sorar:
Ne bekliyoruz? Yedinci kat mı?
Ahmet, kızı kucağına alır, merdivenlerden çıkmaya koşar. Sonunda anne, kapıyı çarparak açar; Ahmet anında bağırır:
Bunu yapamazsın! Serdar kim? Seni seviyorum, Elifimiz var
Elif, anne ve babasını aynı anda kollarına alır, gözlerini kapatır. Çünkü büyüklere göre bir öpücük, bir umut, bir gelecek saklıydı.




