İntikam

İki yıl önce Veli Yılmazın her şeyi vardı: eşi Gülşah, çocukları, gelecek hayalleri ve umut dolu bir yürek. Şimdi ise hiç bir şey kalmadı. Acıyı kabullenmek, yok oluşun soğuk nefesiyle yaşamayı zorlaştırıyor. O lanetli günü geri alabilse, her şeyi feda ederdi; ne olursa olsun o anı engellerdi.

İki yılın ardından Veli, çürük bir evin sessizliğine doğru koşturdu. Nihayetinde karısının ölümüne karşı intikam alabilecekti. İlk başta bir şişe rakı almayı düşündü, ama fikrini değiştirdi. İntikam vakti gelmişti; aklını berrak tutmalıydı. Geç saatlerde yattı, şaşırtıcı bir hızla uykuya daldı. İki saat sonra ise kalbi göğsünde bir davul gibi çarparken uyanıp derin bir nefes alıyordu. Gülşahın solukla dolu sesini, yanında hâlâ nefes alıyormuş gibi duyuyordu. Gözlerini açıp ona bakmayı umdu, ama yastık büzülmemişti. Tekrar karanlık bir uykuya daldı.

Veli elini çarşafın üzerine sürdü; çarşaf ellerinde aniden ısınıp, ona Gülşah hâlâ yanındaymış gibi bir yanılsama verdi. Gözlerini tekrar kapatıp uyumaya çalışamadı, yalnızca karanlık tavanı izleyerek geçmişi tekrar etti: iki yıl süren intikam bekleyişi, özlem, bir düşman geri dönecek. Veli bunu bildi.

O lanetli sabah Gülşah, işten erken çıkıp kadın doğum kliniğine gitti; hamile mi diye ultrason çekilecek, yıllarca umutla beklenen bir bebek için test sonucu bekliyordu. Kaldırımın kenarında dururken, karşı tarafta yeşil bir ışık yanıp söndü ve Gülşah önce kaldırım çizgisine adım attı. Bir arabayı fark etmedi; sürücü, kalabalık bir yaya geçidini aşmaya çalışıyordu. Bir bisikletçi karşı yönden çarpmak üzereydi; çarpışma kaçınılmazdı. Sürücü direksiyonu sağa çevirerek arabayı Gülşaha doğru sürdü ve o an ölüme teslim oldu. Çevredeki satıcılar, arabayı iki yıl hapisle cezalandırdı; bisikletçiye düşen çarpmakta yalnızca morluklar kaldı. Doktorlar, Gülşahın hamile olmadığını söyledi.

Şimdi Veli, bir düşte gibi, o kavşaktaki çiçekleri alıp kaldırım kenarına bırakıyordu; yürüyenler fark etmeden geçiyor, Veli ise Gülşahın son anında ne düşündüğünü hayal etmeye çalışıyordu. Belki de iyi haber duymayı ummuştu. Gülşah son bir nefes alıp kaldırım çizgisine adım attı

Mezarına gitti, camiye girdi, ama hiçbir yerde huzur bulamadı. Yalnızca düşmanını yok ettiğinde özgür kalacaktı. Uyku yoksunluğundan sıkıldı, duş aldı, tıraş oldu, çay eşliğinde bir tost yedi, duvarda bir lekeyi izledi. Gülşah duvar kağıdını değişmek istiyordu; Veli bunu yapmadı; leke Gülşahın anılarının bir parçasıydı. Temiz bir gömlek giydi, odadan son bir bakış attı. Geri dönecek miydi?

İlk başlarda şehirde zaman öldürerek dolaştı; çok erken, henüz düşmanı temiz çarşafların üstünde hâlâ uzanıyor ya da uyanıp banyoya gidiyordu. Eşi kahvaltıyı hazırlamış, banyo kokulu bir sabah Veliyi bekliyordu. Yeter, diye düşündü Veli. Düşman öyle yakışıklı ki, karısının katilini böyle bir yüzle bağlamak zor.

Hayalin içinde düşman bir gece alkolle sarhoş, iki yıllık boşluğu içkisiyle doldurmuş, sabah baş ağrısı ve susuzlukla uyanmıştı. Musluk suyunu büyük bir yudum içip, tıraş olmadan sadece bir tişört ve şortla masaya oturmuştu. İşte bu, gerçek bir düşman, diye düşünerek, merhametine yer bırakmadı.

Aracını çevirip düşmanın evine doğru yol aldı. Avlunun önüne park etti, girişe bakacak şekilde. Çocuk parkında iki küçük çocuk oynuyordu; Veli beklemeye başladı. Düşman ne zaman çıkacak, yalnız mı yoksa ailesiyle mi, bir fark etmiyordu; ne kadar erken ya da geç intikam onu yakalayacaktı.

Nisan ayının son günleriydi. Çimenler, özellikle avlunun güneş alan tarafında, yeni filizlenmişti. Asfalt hâlâ gece yağmurunun nemini taşıyordu, gökyüzü bulutlarla kapalı, hava serindi.

Birden altı yaşında bir çocuk evin giriş kapısından dışarı çıktı, diğer çocukların yanına koştu, ama Velinin aracına bakınca durdu. Belki de bu çocuğun babası düşmanın çocuğu, diye düşündü Veli ve camı aşağı indirdi.

Ne istiyorsun, çocuk?

Hiç bir şey. Çocuk gözlerini Veliye dikti, korkmadan, kaçmadan. Babamın da bir arabası vardı, seninkinden daha süslü değildi.

Nerede? Satıldı mı? Veli, düşmanının hayatını bu kadar kolay öğrenebileceğine sevindi.

Evet, bir kaza geçirdi, yeni bir tane almadı.

Veli, çocuğu incelemeye çalıştı, düşmanının yüz hatlarını aradı; bulamadı. Belki de annesinin yüzüydü. Düşmanın alnına çiseleyen yağmur damlaları düştü.

İçinde oturmak ister misin? Yağmurda ıslanma. Veli, yan koltuğu açtı.

Çocuk bir an düşündü; yağmur şiddetlenince yüksek koltuğa oturdu, kapıyı çarptı. İçeride yağmurun sesi neredeyse kaybolmuştu. Çocuk, kırmızı ışıklı gösterge paneline hayran kaldı.

Sıcak koltuk var mı? Benzin çok mu yiyor? Çocuk büyük bir ses tonuyla sordu.

Veli tüm sorulara seve seve yanıt verdi, avlunun ortasında durmanın tehlikesini düşündü.

Bir tur atalım mı? Yağmur hâlâ yağıyor.

Çocuk Veliye şüpheyle baktı.

Eğer istersen sadece otururuz, Veli yüksek sesle söyledi, aklında Korkusuz, akıllı bir çocuktan bahsetmek.

Annem bağıracak. Biliyorum.

Çocuk tekrar Veliye baktı.

O benden uzak. Sadece kısa bir süre.

Veli, çocuğun gözünden bakarak yoluna devam etti. Çocukların marka bilincine bakıp numara tutamayacağını düşündü. En derinlerde En güzel intikam, sevdiği birini öldürmektir sözü yankılandı; bu düşünce aniden geldi.

Adın ne?

Vadi, çocuktan canlı bir cevap geldi.

Ne? O hâpâ aynı isim! Ben de Veliyim.

Öldürmek istemiyorum, diye düşündü Veli, çünkü çocuk suçlu değil. Düşman farklı; ama çocuğu bir yere götürüp bırakacağım. Çocuk kaçamaz; düşman acı çekecek.

Vadinin sesi Veliyi şaşırttı.

Ne dedin? Veli tekrar sordu.

Babam o kadını çarpmadı. Anne arabayı sürüyordu. Baba yanındaydı.

Hangi kadın? Velinin omurgasından soğuk bir rüzgar esti.

Benim Gülşahı çarpmayan, onun eşi değil, karısıydı. Çocuk sesini yükseltti.

Nasıl biliyorsun?

Küçük değilim. Anne babamın fısıldadıklarını duydum, anne bile söylemişti.

Velinin içinde bir ateş yükseldi, elleri ıslak bir şekilde direksiyona sıkıştı.

Neden bana söyledin? Polise mi şikayet edeceksin?

Vadi göz kırptı.

Baba zaten cezayı çekti. Aynı suçla iki kez yargılanır mı?

Belki de ben öyle dedim. Veli zor bir gülümseme çıkardı.

Araç, şehrin dışına doğru yol aldı; Vadi gözleri genişçe açılmış, yağmur damlaları asfaltı beyaz çizgilerle süslüyordu.

Nereye gidiyoruz? Vadi sordu.

Velinin kafasında çocuğun sesinde bir korku duyuldu.

Düşünüyorum. Veli, yol kenarına çekip camı indirdi, yüzünü taze nemli havaya tuttu. Geçen arabaların gürültüsü daha belirgindi.

İyi misiniz? Çocuğun sesinde bir alarm vardı; bakışı Veliyi tekrar kıskıvrattı.

Anlıyor mu? Hissettiriyor mu? Çocukları ve hayvanları kandıramazsın, diye düşündü Veli, arabayı ters yönüne çevirip şehre geri döndü.

Gülşahı geri getiremiyorum. Düşman onu çarpmadı. Hatayı eşine yükledi, ev hapsinde yattı. Kim için intikam? Ona mı? O da kendini cezalandırdı, artık uzun süresi kalmadı. Veli çarpıntılı bir iç sesle devam etti. Vadi bir böbrek hastalığı var, annesi hastanede. Ben ne yapacağım? Masum bir çocuğa intikam mı?

Kimle kalıyordun, annen hastanede iken? Vadi sordu.

Büyükannemle, ama onun da kalbi zayıf, annesini sevmiyor.

Veli, yağmurun durduğu ıslak asfalt şeridine baktı.

Kaçıncındasın?

Yedi. Okula eylülde gireceğim. Sizde çocuk var mı?

Veli, çocuğa bir çocuk istediğini söylemekte zorlandı. Ben bir oğul isterdim diye düşündü; ama annesi Gülşahı öldürmüştü. Belki de ebeveynler hâlihazırda çocuğu bulmuş, polis bile çağırmıştı.

Geldik Veli, çocuğa doğru söyledi.

Avluya girdiler. Çocuklar yağmurdan kaçıp evlerine saklandı. Vadi, kapıyı açtı.

Kime geliyorsunuz?

Veli bir an düşündü.

Ne? Ah arkadaşlarıma geliyorum ama evde kimse yok.

Vadi, kaldırıma atladı.

Tekrar gelecek misiniz?

Bakalım. Eğer gelirim, benimle sürüşe çıkacak mısın? Benim çocuğum yok, kızım da yok. Bir an durdu. Eğer baban yeni bir araba alırsa, bu güzel bir fırsat olur, alabilir.

Teşekkürler, hoşça kal. Ses, kapı çarpmasıyla birleşti.

Veli tek dudaklarıyla Hoşça kal dedi ve gülümsedi.

Vadi, binanın önünde durdu, Veli elini kaldırdı. Dışarı çıktı, yakındaki bir bakkaldan bir şişe rakı aldı, nehir kenarına oturdu, genç, ıslak çimenlere oturdu, şişeyi doğrudan boğazına tuttu. Midesi ateş gibi yandı, sırtına yaslandı ve gökyüzüne baktı; bulutlar dağıldı, masmavi bir gökyüzü ortaya çıktı.

Hey amca, hastalanmaz mısın? Hışırtılı bir ses duyuldu.

Veli gözlerini açtı, iki genç önünde duruyordu; sanırım uyuyakalmıştı. Hızla ayağa kalktı, arabasına yöneldi.

Hey amca, rakı alalım mı? Gençlerden biri seslendi.

Henüz çok erken, Veli, neredeyse dolu bir şişeyi yerden kaldırdı.

Arkada sert bir lanet çığlığı yükseldi; Veli arkasını döndü, bakmadı.

Aracına oturdu, evine doğru yol aldı. Son iki yılda ilk kez özgür hissediyordu.

Allahım, neredeyse felaket yapıyordum. Kötü bir oğul istemiştim Fısıldadı; yol, gözlerinden süzülen gözyaşlarıyla bulanıklaşıyordu.

İntikam, seni nefret eden birine yaşamak demektir. İntikam aldığında, tek ve eşsiz hayatını başkasına, hatta düşmanına harcayarak kaybedersin; kazanırsan bile kaybedersin.

Rate article
Lifequest
İntikam