Çarli

Adım Şimşek, bir Labrador. Şirin bir erkek köpekçük, herkesin gönlünü kazanıyor. Bazen insanları ısırmadan edemiyorum; o yüzden kıçınızı koruyun! diyorum. Bir de sahibim var, ona deli gibi bağlıyım, ne yaparsa yapsın, kimseyi kıskanmıyorum.

Sahibim Ece, beni bir ayken almış. Ben bir ayken, o ise 408 ayyani 34 yaşında. O akşam odalarımızı paylaştığımız iki odalı Kadıköy dairesinde oturmuş, dördüncü kadehini kırmızı şarapla doldurmuş, beni okşamış ve gözyaşlarını dökmüş:

Haydi, çabuk koş şuraya! Artık bir köpeğim var, kimse bana ihanet edemez. Şimdi bana ne eksik, Şimşek?

Beni bir Fransız mutfağı kursuna göndermiş, ama ben YouTubeda iki ay boyunca nasıl ısırık alırım videoları izleyerek kendimi geliştirmişim. Ecenin büyükannesi iki kova mısır getirip bana destek olmuş, ama o da gitti. Ece bana şöyle demiş: Şimşek, sen benim tek dostumsun, beni asla yalnız bırakma, tamam mı?

Ben de gözlerine bakıp yanağını yaladım. Ne yapmam gerekiyordu? Şu an bir şeyler çiğneyip şapkamı ve çizmelerimi çıkarabilirim ama bir köpek yavrusu için pek bir faydası yok. Ece beni sıkıca sarıldı, ikimiz de uykuya daldık. Kırmızı şarabın suçlu olduğunu itiraf ediyorum.

Eve oturduğumuzda, odalarımızdaki idrar lekeleri büyüdükçe ben de büyüyorum. Ece bana bütün enerjisini veriyor, bir sandalyeden bir otobüs reklamı izliyor: Beş yıldızlı her şey dahil oteller, all inclusive. O zamanlar ben de her şey dahil hayatın tadını çıkarıyorum. Sabahları Eceyi işe bırakıyor, kendim de bir kahvaltı yapmadan bekliyorum. Akşam eve geldiğinde beni öpüyor, kıyma ile besliyor, ikimiz de mutluyuz.

Bir gün iş yerinden bir arkadaş, Ahmet, gelir. Film izledikten sonra mutfakta kırmızı şarap içer, yatak odasına kapanırlar. Seslerine bakınca Ece mutlu görünüyor, ben de mutlu olurum. Sabah kalktığımda Ece ilk kez beni unutur, Ahmetin ayakkabılarını yer bulur; ama Ayakkabılar kaybolur. Ahmeti azarlamak isterim ama onu Eceye sevgiyle bakışlarıyla izlerken vazgeçerim. Ahmet iyi bir adam, bana et getirir; ayakkabılarını buzdolabına saklar. Ahmet sadece öğle yemeklerinde gelir, bazen gece kalır. Akşamları Ece telefonla meşgul olur, o da içeri giren Ahmetten bahseder. Hafta sonları telefon ekranına bakar, kedisi Mırmır yanına gelir. Bir akşam kırmızı şarap eşliğinde Ece beni okşar ve şöyle der:

Şimşek, neden her şey böyle? Ahmet evli. O iyi bir adam, ama ben ona bir şeyler teklif ettim, artık onu Instagramda takip ediyorum, telefonuma bakmadan duramıyorum. Ben onun eşinden daha iyiyim, göğsümde bir hediye var, yeni yıl yaklaşıyor, yine yalnız kalacağız.

Ece gözyaşlarını tutamaz, Ah, Ahmet diye fısıldar. Ben de içimden hırlarım. Ertesi gün Ahmet öğle yemeğine gelince, kıyafetinden bir şeyler düşer. O odadan çıkınca ben işime başlarım; her gözyaşı için bir cevap vermeyi planlarım. Yerde iki telefon bulur, birini ve diğerini çiğnerim; artık ağlamayacaklar. Ahmet banyonun havlusuna sarılıp beni tasma ile çırpar, Ece onu korumaya çalışır, Ahmet Eceyi iterek beni arabaya atar, bagaja sıkıştırır. Ben bir anlık öfkeyle bağırırım ama Ahmet beni bir klinikteki kafese atar. İçine bir iğne batırılır, güçlerim tükenir. Uyandığımda, kafesin demir çubukları arasından bir teyze beni okşar, telefonla konuşur:

Bu köpekleri almayalım, fazla para harcarız, öldürelim.

Bir elini çiğneyip diğer elini şırınga ile hedef alır. Ben ne kadar aptal olduğumu anlar, Eceyi düşünürüm. Bir anda kapı açılır, Ece gözyaşları içinde koşar:

Şimşek! Seni buldum, seni buldum!

Teyze durur, Parayı geri vermeyiz ama seninle bir şey yapamayız der. Ece beni kavrar, ben de ona koşarım.

Şimşek, tüm klinikleri gezerim! Beni affet, affet!

Köpeklerin ağlamadığını söylerler; ben bir kez ağladım. Sır saklayın. Evimize döner, uyuruz.

Ece işten çıkar, Ahmet bunu yaptı. Diyetimden et çıkınca sadece lapalarla beslenirim, vejetaryen olurum. O pes etmez, sabahları koşuya çıkarız. Ben koşarım, o da çam ağaçlarını seyreder. Biraz nefes alır, bir çam ağaçına bakar, sonra başka bir çam ağaçına. Aylar geçer, Ece kırmızı şarabı neredeyse bırakır, sadece büyükannesi mısır ve eski etekler getirir.

Ece çiçek toplamaya karar verir, benim de etli buket yapmam gerektiğini söylerim. Et buketi dünyadaki en güzel şey derim. Ece dairesini çiçek buketleriyle doldurur, şöyle der:

Kimse bana çiçek vermezse, ben kendim yaparım ve başkalarına hediye ederim.

Ben de bir sonraki koşuda köklerinden koparmış büyük bir karahindiba getiririm; Ece onu beğenir, sarar, öper.

Kısa sürede çiçekçi dükkanına iş bulur, ben de çok sevinirim. Çiçek malzemeleri dükkanına taşınır, dairemiz tekrar bir ev gibi olur, saman yığını değil. Et de tekrar diyetime döner.

İki yıl sonra Serkan adında bir tamirci gelir, buzdolabımızı tamir eder, sonra kalır. Serkan iyi biri, Eceyi hiç üzmez, birlikte sürekli gülerler. Bir gün minik bir Serkan daha doğar, Ece ona da bakmamı ve sevmemi ister. Ben bir köpek olarak bunu yaparım.

Rate article
Lifequest
Çarli