Eski Kocayı Çıldırmanın Eşiğine Getiren Kadın

Ali, en az iki saat Efeye bak, lütfen, Aysel huzursuz bir bakışla kocasına döndü. Doktora gitmem gerekiyor.
Yapamam, Ali sertçe kalkıp kanepeden yükseldi. Arkadaşlarımla buluşuyorum. Yakında çıkacağım.
Ali, ciddi konuşuyorum. Baş ağrılarım dinmiyor, belimde bir şeyler var. Doğumdan beri her şey üst üste geldi, ben
Tekrar edecek miyim? Ali kızgın bir ifadeyle karısına baktı. Şimdilik mümkün değil. Başka bir zamana kaydır. Daha önce ayarladım.

Ali ceketi sıkarken ceplerini karıştırdı.

Kaydı üç hafta önceden alıyorsun, erteleyemem.
O zaman üç hafta daha bekle, omuz silkti sanki boş bir şeymiş gibi. Bir şey olacak mı diye korkma.

Kapı çarptı. Çocuk odasından ince bir hıçkırık yükseldi Efe tekrar uyanmıştı. Aysel derin bir nefes alıp telefonu eline aldı. Aile Sağlığı Merkezini aradı, standart melodi yerine yapışkan bir ezgi çalıyordu. Sonunda Ayselin sırası geldi.

Merhaba, bugün randevumu iptal etmek istiyorum

Sırtını kanepeye çökertti. Doğum sonrası sağlık bir şans oyununa dönüşmüştü. Bazen belini bükemeyecek kadar sıkıyor, bazen başını tok bir çekiç gibi parçalayarak sızdırıyordu. Doktorlar ellerini ikiye katlayıp inceleme lazım derken, inceleme için zaman, ve birine beşiğe bakacak kişi eksik kalıyordu.

Ali ise umursamazdı. Son iki yıl adeta başka birine dönüşmüştü…

Hamilelik süresince Ayseli gerçek anlamda kollarında taşıdı. Ağır çantaları taşıdı, yemek yaptı, geceleri ayak masajı yaptı. Sen dünyanın en güzel kadınısın, ben çok mutluyum derdi. Aysel her sözü ona inandı, şanslı bir evliliği olduğuna güvendi.

Ve sonra Efe doğdu. Her şey paramparça oldu.

Günler, bebek bezi değişimlerinin, uykusuz gecelerin çılgın çığlıkları bir maske gibi yırtıp içindeki başka bir adamı ortaya çıkarıyordu. Ali Aysele ev işlerini yapamadığı için bağırıyor, Efe ağladığında bağırıyor, eşyaları havaya atıyor, kapıları çarpıyor, arkadaşlarına kaçıp gece yarısı geri dönüyordu.

Kendine bak! diye bağırıyordu, parmağını Ayselin üzerine dikerek. Aynada kendini görüyor musun? Güzel eşim nereye kayboldu? Bir timsah gibi!

Aysel gözlerini kapattı. Yorgun gözaltı halkaları, dağınık saçlar, bebek maması lekeli eski ev tişörtü, kaynamayan iki öğün yemekle artan fazladan kilolar Ama Efe ateş tutarsa, dişi ağrırsa, karnı tutarsa kendine zaman ayırır mı?

Sadece çocuğunu düşünüyorsun, o senin dünyanın ortası, derdi Ali, botlarını bağlarken. Sana gerçekten ihtiyacım var mı?

Aysel sessiz kaldı. Ne söyleyeceğini bilemedi. Efeyi düşünmekten kendini alamıyordu; o onun çocuğuydu!

Kırıldı. Artık sadece yatıp kalkmak istemeyen bir noktaya gelmişti. Dört duvar içinde çığlık atan bir çocuk ve kendini kurban gibi gören bir koca vardı.

İş de yoktu. Daha önce çalıştığı firma kapanmış, patronu borçla kaçmış, ofis mühürlenmiş, çalışanlar işten çıkarılmıştı. Aysel izinli olduğundan bu durum ona fazlasıyla çarpmadı. Ancak Efe yakında üç yaşına basacaktı ve Aysel yeni bir iş bulmak zorunda kalacaktı. Üç yıllık boşluk ve bebek, işverenlerin gözünde bir handikaptı.

Hayalini kuruyordu: Efeyi anaokuluna götürmek, evden çıkıp metroya binmek, ofise varmak, sadece çizgi film izleyen bir bebekle değil, gerçek insanlarla konuşmak. Aysel yalnızca ev ve çocuğa hapsolmak istemiyordu; eski benliğini hatırlamaya âşık bir kadındı.

Efenin üçüncü doğum günü Aysel tek başına düzenledi. Oğul yeni bir tulum içinde koşuşturuyor, yüzü çiçek gibi açıyordu.

Alinin yokluğunda.

Aysel, Ali nerede? Alinin annesi, Ayşe Hanım, perde arkasına bakarcasına sordu.
Bilmiyorum, Aysel zor bir gülümsemeyle yanıtladı. Muhtemelen gecikmiştir.
Nasıl gecikebilir? Alinin babası, İbrahim Bey, kaşlarını çattı. Oğlumun doğum günü!

Aysel omuz silkti. Aliye on kez daha mesaj attı, aradı; yanıt gelmedi.

Misafirler birbirine baktı ama sesli bir şey söylemediler. Ayselin annesi, Fatma Hanım, masanın altından elini sımsıkı tuttu sessiz bir destekti, değişen bir şey değildi

Kutlama bir gerilim filmiydi. Efe mutluydu, diğerleri normalmiş gibi davranıyordu.

Aysel pasta kesiyor, çay döküyor, misafirlere tebessüm ediyordu. İçinde ise bir şeyler ufalanıyor, bir araya getirilemeyen kırıntılara dönüşüyordu.

Gece ilerledikçe misafirler dağıldı. Efe hemen uyuyakaldı, giydirilmeden önce. Aysel onu beşiğe koydu, battaniyeyi düzeltti ve oturma odasına döndü. Orada kaotik bir sahne: kirli tabaklar, paket kağıtları, sönmüş balonlar.

Mekanik bir halde eşyaları topladı, yıkadı, masayı sildi.

Anahtar sesleri kapıyı çaldı, Aysel donakaldı. Saat gece yarısıydı. Koridora baktı.

Ali, kapı eşiğinde ayakta duruyordu, gözleri kızarmış, gömlek buruşuk, ucuz pembe parfümün kokusu havada. Yanakında parlak kırmızı bir ruj izi. Aysel onu gördü, bir an dondu.

Aysel, düşündüğün gibi değil, boğuk bir sesle dedi. Viski kafama çarptı, şeytan beni benden aldı Bir kere Tekrar olmaz, söz veriyorum!

Aysel yavaşça nefes verdi. İçinde bir soğuk dalga gibi buz gibi bir his esti.

Neredeydin? usulca fısıldadı.
Ben arkadaşlarımla takılıyordum. Barda bir grup kız vardı, bir
Oğlumun doğum günü… Aysel bağırdı. Üç yaşına bastığında bir kızla birlikteydin!
Aysel, affet beni! Ali ileri atıldı. İstemeden oldu!
İstemeden mi? Ayselin sesi titredi. Sen bir hain, aldatıcı! Sana bin yüzde güvenmiştim. Aile, çocuk! Sana asla ihanet etmeyeceğini sandım!
Suç senin! Ali patladı birden. Kendine bak! Çevrede güzel kızlar var, ben eve giriyorum senin… Tabii ki dikkatimi çeker! Ben genç bir adamım! Aşka ihtiyacım var!

Aysel odasına yöneldi. Ali sesini yükseltti ama o dönmedi. Çocuk odasına kapandı, Efenin yanına uzandı dar yatağa, karanlığa bakarak sessizce uzandı.

Sabah olduğunda eşyalarını topladı; hem kendisinin hem de oğlunun. Ali elini tutup affet beni demeye çalıştı, ikinci bir şans istedi. Aysel yumuşak bir tavırla taksi çağırdı, çantaları doldurdu ve annesine gitti.

İlk haftalar zor geçti. Efe neden anne evine taşındıklarını anlamadı, ağladı, babasını aradı. Aysel onu kucakladı, başını öptü, her şey güzel olacak diye fısıldadı, kendisi bile inanmıyordu.

Zamanla hayat yavaş yavaş düzene girdi. Fatma Hanım Efeye bakarken Aysel iş aradı. Bir ay içinde bir ofis buldu; maaş iyi değildi ama istikrarlıydı, patronu makul. Boşanma davası bitti, Ali sadece oğluyla görüşme hakkı istedi. Aysel kabul etti. Efe babasını sevdi.

Aylar sonra bir odalı bir daire kiraladı. Küçük ama kendi. Aysel az eşya koydu; bu ev artık onun ve Efenin yuvasıydı.

Ali zaman zaman ziyarete geliyordu. İlk başta nadiren, sonra daha sık. Musluğu tamir etti, mobilya kurdu, Efeye yürüyüş yaptırdı. Aysel izin veriyordu; kendisi için değil, çocuğu için. Efe babasını seviyor, gülüyor, boynuna atlayarak neşeleniyordu; Aysel bunu elimden alamazdı.

Altı ay sonra Ali evlendi. Aysel yeni eşini bir alışveriş merkezinde gördü; uzun saçlı, bakımlı, şık bir elbise içinde.

Ama Ali ziyaret etmeye devam etti, eski eşinden daha sık. Ve her seferinde yeni eşini övüyordu:

Veli çok düzenli, ev daima temiz, akşam yemeği hazır. Çok güzel, adeta bir model.

Aysel başını salladı, içi alev alev yanıyordu. Boşandıkları halde Ali hâlâ ona dokunuyordu.

Sonra Aysel bir plan yaptı. İntikamını küçük, sinsice ama adil bir şekilde alacaktı.

Aysel Aliyi sık sık aradı, her bahaneyle:

Ali, Efe dışarı çıkmak istiyor, gelir misin?
Ali, mutfakta musluk sızdırıyor, yardıma ihtiyacım var.
Ali, Efe seni çok özledi, ne zaman geliyorsun?

Ali her seferinde geldi. Sadece çocuğu alması yeterliydi; Efe ona bağlanıyordu. Birlikte yürür, çay içer, sohbet ederlerdi. Ayselin Aliyle konuşmaları bir iki saat sürer, Efenin anaokulundaki maceralarını anlatır, sorular sorar, Ali de coşkuyla yanıt verirdi.

Bir gün Veli, yeni eş, öfkeyle bağırdı:

Ali, yine onunla mı konuşuyorsun? Kes artık!

Ali gözlerini kıstı, Velinin sesindeki gerginliği duydu. Ayselin içinde bir rahatlama hissetti.

Aylar geçti. Bir akşam Ali aniden kapıyı çaldı, beklenmedik bir şekilde. Aysel kapıyı açtı ve gözleri ona takıldı; yüzü buruşmuş, yorgun.

Boşanıyoruz, diyerek içeri girdi.
Ne? Aysel kapıyı kapatıp duvara yaslandı.
Veli gitti, dayanamıyordu.
Ne dayanamadı?
Bizi Ali gözlerini dibe dibe baktı. Bağımızı.

Aysel alaycı bir gülümseyişle cevap verdi:

Ne bağından bahsediyorsun?
Aysel, biliyorsun… Birlikte çok zaman geçiriyoruz. Sanırım seni
Ne, tekrar birlikte mi? kollarını göğsünde çaprazladı. Hayır Ali, bir aydır başka bir ilişkideyim, mutluyum.

Ali dondu, yüzü deforme oldu.

Ne? Kimle?
Kim olduğu önemli değil, seninle değil.
Ama ben
Seni bekleyeceğimi mi sandın? alaylı bir kahkaha attı. Ciddi misin?

Ali bağırmaya başladı:

O zaman çocuklarımın nafakasını bir yabancı erkeğe mi vereceksin?! sesi yükseldi. Beni kandırdın! Sana koşuyordum, yardımcı oldum, ama sen

Aysel sakin kaldı:

Bir şey vaat etmedim. Sen kendin koştun, bir köpek gibi. Tekrar aileye girmeye çalışıyorsun ama ben sana ihtiyacım yok. Senin nafakanla bir kedi bile besleyemez, bir adam bile değil.

Ali boğazından kelimeler düştü:

Sen sen
Ne? Aysel kapıyı açarak bağırdı. Çık artık, Ali. Uyarı vermeden gelme.

Ali öfkeyle bağırdı:

Sen bir kadın değil! ceketini kapıp dışarı fırladı. Kurnaz, intikamcı bir yılan!

Aysel omuz silktikten sonra içinden bir ses duydu:

Belki de. Ama sen beni bu hâle getirdin.

Kapı çınladı, Aysel duvarda yaslanıp gözlerini kapattı. İçinde sevinç ya da rahatlama yoktu; sadece bir boşluk vardı.

Kendini kötü hissetti, ama Ali ona her şeyi çiğnemişti; onurunu, inancını, sevgisini. Aynı tokadı ona geri vermişti.

Aysel odaya yöneldi, Efe uyuyordu, kollarını uzatıp başını okşadı. Gözlerini kapadı ve karanlığa baktı.

Rate article
Lifequest
Eski Kocayı Çıldırmanın Eşiğine Getiren Kadın