Gereksiz. Bir Hikaye.

Elif, babasının hayatta olduğunu ancak hastalandığında öğreniyor. Uzun süredir kendini pek iyi hissetmiyor; okul hemşiresine başvurduğunda, onu bir nöroloğa yönlendiriyor. Elif, annesinden randevu almasını istiyor, ama Ayşe unutur ve daha sonra kendini sürekli suçluyor, Keşke hastalığı daha önce bilseydik diye düşünüyor.

Hayatta mı? diye tekrar soruyor Elif.

Ayşe, çoraplarına bakıyor; büyük parmağında aleni bir delik parlıyor.

Hayatta, diye yineliyor Ayşe. Üzgünüm.

Elif, gerçek babasını uzun süre sormaz. Onu hatırlamıyor, ama var olduğunu biliyor. İki yaşından itibaren ona baba diyip evlat edinen üvey babası Mehmet onu büyütüyor. Elif on üç yaşına geldiğinde Mehmetle ilişkileri bozulur: Çok fazla talep ediyor, çok bağırıyor, bana nefes aldırmıyor diye düşünüyor. O anda gerçek babasını görmeyi istiyor. Üç ay boyunca annesinden isim, adres, telefon numarası gibi bir şeyler talep ediyor. Ayşe tahta gibi sessiz kalıyor, bir şey söylemiyor. Elif, Ayşe ve Mehmetin birbirine fısıldadığını duyar, muhtemelen doğruyu söyleyip söylemeyeceklerine karar veriyorlarmış. Elif, ne kadar kavga etse de, Mehmetin annesini gerçeği itiraf etmesi için ikna ettiğine inanıyor.

O dağlarda ölmüş, diyor Ayşe. Kaza yapmış.

Elif, o anda ona inanıyor, hiçbir kanıt istemiyor, akrabaları bile bulamıyor.

Ben ona telefon ettim. Analizini yapacak. Uygun çıkarsa, kemik iliği nakli yapılacak. Her şey düzelecek, diyor Ayşe.

Elif, o anda artık iyi bir şey olmayacağını anlıyor. Annesi yalan söylemiş, babası onu terk etmiş, üvey babası da zorla sevemezsin diyerek kendini çekmiş. Şimdi kimimi istiyor? diye düşünerek hastalığı ortaya çıkıyor, adeta doğa gereksiz olanı ortadan kaldırıyor.

Ben istemiyorum! diye bağırıyor Elif. Ameliyat lazım değil, sizden nefret ediyorum, yaşamayı hiç istemiyorum!

Ayşe onu kucaklamaya çalışıyor, ama Elif kaçıp odasına koşuyor.

Gökyüzü, havada asılı sisle birleşiyor, ufku ayırt etmek imkânsız. Elifin pencereleri boş bir araziye bakıyor; Ayşe, yeni taşınanın diğer pencereler bahçeye bakıyor, sıkıcı diye şikayet etmesini hatırlıyor. Elif, gün batımını izleyebildiği için mutlu, ancak bugün güneş batmıyor, dünya gri bir pus içinde kaybolmuş, gün ile gece arasındaki an bile aydınlanmıyor. Dünya kararıyor, Elifin hayatı da öyle bulanıklaşıyor.

Ayak seslerini duyduğunda, annesinin özür dileyeceğini düşünüyor, ama o üvey babası Mehmet. Kapıdaki ayak izleri, Elifi kovacak gibi görünse de, o duruyor.

Anneni suçlama. En iyisini istedi, diyor Mehmet.

En iyisi mi? Mezarına böyle bir şey istediğini mi düşünüyorsun? diye yanıtlıyor Elif.

Seninle konuşmak istediğini yazdı. Sen cevap vermedin. Anne, daha iyi olur diye düşündü, diye tekrarlıyor Mehmet.

Elif dudağını ısırıyor. Cevap vermedi. Şimdi ölmek üzere olduğunu öğrenince cevap verdi.

Mehmet kapı önünde duraklıyor, Eliften bir cevap beklemeden mutfağa geçiyor.

Ayşeye bir saat sonra gidiyor. Aslında hemen her şeyi kararlaştırmıştı, ama herkesin biraz dinlenmesi için zaman tanıdı.

Ayşenin odasında vanilyalı parfüm kokusu hâlâ hâkim, diğer kokulara karışıyor: annesinin yüzüne sürdüğü pudra, çilekli el kremi, kütüphane kitaplarının bayatlığı. Ayşe, kütüphaneden kitap almayı bir şıklık olarak görüyor. Lamba kapalı, figürü koltuğa karışıyor, uzun bir peçete beyaz bacaklarını örtüyor. Ayşe, yapay bronzlaşmayı sevmiyor, kışı süren karanlıkta yaz güneşi bekliyor.

Tamam, diyor Elif. Analizini yapsın.

Babasıyla ilgili haberleri hastanede alıyor. Kendini daha da kötü hissediyor, doktor hâlâ zamanın hâlâ olduğunu söylüyor, ama zaman tükenmiş gibi. Elif, neredeyse var olmaktan çıkmış gibi.

Elif duvara dönük uzanıyor, tırnakla kurumuş bir boya parçasını kazıyarak. Çatlakları izliyor, kendini sahte hissediyor. Her şey bir rüya gibi; tırnağın altına boya giriyor, kan akıyor, belki de bu onu hayatta hissettirecek. Yatak çerçevesi bastırılmış, koridorun sesleri, hastane kokusu hepsi bir yanılsama, uzayan bir uyku gibi.

Gözlerini açmadan önce, tanıdık bir koku alıyor. Burnunu genişletiyor, tütün ve motor yağı karışımını içine çekiyor, bir an için nefesini tutuyor ve gözlerini açıyor.

Omuzlarına beyaz bir önlük atmış bir adam yatağın kenarında duruyor. Yanakları bronz, kırışıklıklarla dolu, kalın kaşları var; gözleri ela, Elifinkiyle aynı düzlükte.

Merhaba kızım, diyor adam, sesi alçak ve tanıdık.

El selam, kekeleyerek yanıtlıyor Elif. Selam.

Baba, düşündüğünden çok farklı. Bir eşi ve üç oğlu var. Çelikçide, troleybüs tamirinde çalışıyor, Elif bu mesleği hiç duymamış. Elif, köpek eğitmeni olmak istediğini, annesinin buna karşı olduğunu, bunun yerine veterinerlik bölümü okuyacağını, ama yine de köpek eğitmeni olacağını anlatıyor.

Köpekler insanlardan daha iyidir, diyor baba.

Operasyon başarılı geçiyor. Elif, babasının geleceğini ya da en azından bir telefon bekliyor, ama babası ortaya çıkmıyor. Bunun yerine annesi ve Mehmet, her iki günde bir gidip geliyor: Ayşe, vanilya kokusunu ve yeni kitapları bırakıyor, Elif eski kitapları açmadığını fark etmiyor. Mehmet ise yanına oturup anlamsız şeyler anlatıyor, Elif duvara dönük yatarken bile.

Taburcu olduğu gün Elif yine babasını bekliyor. Gelmesini umuyor. Doktorun bekleyişi arasında, hafif aralanmış bir pencereye bakıyor; çocuk ellerinin bulanık izlerini görüp, pencereye adım atıyor, nemli, soğuk havayı içine çekiyor, ayakları sanki akıntılı bir nehirde bir tekne gibi sallanıyor. Oda boş, Elif pencereyi açıyor. Yüzüne çarpan rüzgar, şişmiş böbreklerin, ıslak toprağın, tozlu asfaltın kokusunu getiriyor. Arabalar geçiyor, hızlı kuş sürülerini korkutuyor. Baharın açık mavi gökyüzü gözlerini yakıyor.

Babasını düşünmeye başlıyor. Yağlı elleri, kararan saçları, taralı şapkasını gizleyen sararmış kellik, her gün troleybüsleri tamir eden elleri Şimdi bu metal devleri, çekirge antenleri gibi boynuzlarıyla gördüğünde, babasını aklına getirecek. Kaşlarının arasında kaymış kırışıklıkları, söyleyemediği sözler

Alt tarafta Mehmet ve Ayşe bekliyor. Her zamanki gibi birbirlerine tutunmuş, fırtına gibi, ayakları yere değmiyor, Elif gibi uzun hastalıktan sonra. Çıkmak üzereyken, kapı aniden açılıyor; dışarıda güneş ve su kokusu var. Baba, iş tulumu içinde kapıyı tutuyor, elinde bir demet lale var. Elif gözyaşlarını avuçlarıyla siliyor, gülümsüyor ve ileriye adım atıyor.

Rate article
Lifequest
Gereksiz. Bir Hikaye.