Ben, İstanbulun eski bir mahallesinde, dar bir apartmanın mutfağında oturan bir kediydim. Bir akşam, yabancı bir kadının karşıma oturup fısıldadığı ses hâlâ kulaklarımda çınlıyordu:
Ben sana ne yapabilirim ki? diyordu, sanki bana bir şey söylemek isterken gözleri bana sabitlenmişti.
Üç yaşındaki ben, insan sesinin tonlamasını çok iyi ayırt edebilen bir kediydim. Kadının bana karşı bir ilgisi kalmadığını, beni artık istemediğini anlayabildim. Ev sahibesi öldüğünü de hissediyordum. O gece, yaşlı teyzenin ayakları arasına kıvrılmıştım ve ruhunun hafifçe tavana yükselip pencereden dışarı süzüldüğünü gördüm.
Birkaç gün sonra apartmanın içinde yeni mobilyalar belirdi; farklı kokular, yabancı nesneler Ev bir zamanlar sıcak ve samimi iken birdenbire soğuk bir hâl aldı. Bir sabah, evden tamamen kayboldum. Yeni gelen kadın, mutfağa gidip bana yemek koymak istediğinde dün kalan yemek hâlâ dokunulmaz bir şekilde oradaydı.
Belki de bu daha iyidir, dedi rahat bir nefesle.
Ben, dışarı çıkmak zorunda kalmadan, kapıların açıldığı, eşyaların çıkarıldığı bir anda sessizce kaçtım. Bilmediğim sokaklarda yürüdüm, çitleri aştım, yolları geçtim. Sıcak bir yer ararken, kimsenin sevmediği, soğuğun hâkim olduğu köşelerden uzaklaştım. Çocuklar bana taş attı, iki kez bir çatıdan düştüm; ama kararlılıkla geçmişi geride bırakmaya devam ettim.
Yorgun düşüp bir çukurda dinlenmek zorunda kaldığımda, karnım üç gün hiç yemek yemediği için kocaman bir gurultu çıkardı. Çit arkasında eski bir ahşap kulübe gördüm; içeride kimse yok gibiydi. Hava soğuktu ama kulübeyi saran bir sıcaklık ve huzur vardı. Çitten bir deliğe girip sessizce içeri süzüldüm ve çatı katındaki açık bir pencereye tırmandım.
Çatı katında saman yığını, fare kokusu ve köşede eski bir battaniye vardı. Battaniyeye uzandığımda evimdeymiş gibi hissettim, yorgun bacaklarım gevşedi ve gözlerim kapanmaya başladı.
Uyanınca, dışarıdan gelen bir insan sesini duydum. Çatıdan pencereye doğru süzüldüm ve aşağıdaki avluda bir kız çocuğu gördüm. Kız, bir şeyleri demir bir tabağa koyarak konuşuyordu; bu yiyeceklerin kokusu havayı doldurmuştu.
Karnımın gurultusuna dayanamayarak, sessizce çatıdan aşağı indim ve tabağa doğru yürüdüm. En büyük parçayı kaptım ve çabucak uzaklaştım. Tam o sırada, kulübeyi tırnaklarıyla kazıyan kız ortaya çıktı, ardından kızıl tüylü bir köpek ve iki tombul yavru köpek onu takip etti.
Haydi, güzelim, dedi kız nazikçe, senin için de bir şey getirdim.
O anda, eski sahibimin sesini ve o sıcak, sevgi dolu tonu duydum.
Vay canına! diye bağırdı kız, Misafirimiz var! Sen de aç mısın, kedicik?
Ben, tabağın hemen yanına oturmuş, kaçacak gücüm kalmamıştı. Kız, bana bir iki parça daha koydu:
Ye, çok açsın, dedi sakin bir sesle. Ardından bir kaseye biraz süt döktü.
İç, susuz kalma, dedi.
Sütü içip kalan yemeyi yedikçe içimdeki korku dindi, tekrar çatı katına döndüm ve battaniyeye sarılarak uyudum. O günden sonra bütün yaz boyu kız, beni ve Kızılı adlı köpeği ve onun iki yavrusunu besledi.
Gün geçtikçe güçlendim, çatı katında fare avlamayı öğrendim; kız her geldiğinde bir fare getirerek ona teşekkür ettim. Teşekkür ederim, derdi, ve beni okşardı; eski evimde hissettiğim sıcaklığın bir parçasıydı.
Sonbahar geldi, geceler soğumaya başladı. Hiç kar görmemiştim, sabahları beyaz toz gibi bir şey gördüm; ekim ayının sonundaydı. Bu kez kız gelmedi, yerine dedesiyle birlikte gelen bir eski araba geldi. Ben, çatıdan merakla bakarken kız, bahçeye gidip yemek koydu. Kızılı ve yavrular hemen ortaya çıktı.
Ah, buraya bak! diye güldü dede, Tam bir aile!
Şimdi kedicik de gelecek, dedi kız, çatıya bakarak.
Ben, dedenin sesindeki tehdit bir şey duymadım ve aşağı indi.
Gel, korkma, dedi kız ve sırtıma hafif bir okşama yaptı.
Yemek yerken dede, Çocuklar, artık eve dönelim, yol uzun. dedi ve yavruları arabaya yükledi. Kız, Kedim, gel, korkma, dedeyle ormana gideceğiz, orada herkes mutlu olacak, dedi.
Sesinin tonu, eski sahibimin bana ilk kez el uzattığı anı hatırlattı. Kız, kediyi nazikçe kucağına alıp büyük bir sepetin içine, sıcak bir bezle örülmüş bir örtüye koydu.
Ben direnemedim; gözlerimi kapattım ve bir kez daha insana güvenmeyi seçtim. Hayvanlar, belki de, bize her şeyi bağışlayan tek varlıklardır. Ve bizi koşulsuz seviyorlar.




