Bir de anladı ki, kayınvalidesi sandığı kadar huysuz bir kadın değilmiş tüm bu yıllar düşündüğü gibi Otuz Aralık sabahı da, geçtiğimiz on iki yıl boyunca Nadya ve Dima’nın birlikte yaşadığı diğer sabahlardan farksız başlamıştı. Her zamanki gibi Dima sabah erkenden ava gitmiş, ertesi gün öğlene kadar dönmeyecekti. Oğulları babaannesinde, Nadya yine evde yalnız başına kalmıştı. Yıllardır buna alışkındı; Dima tutkulu bir avcı ve balıkçıydı, haftasonları ve bayramlar dahil, hava nasıl olursa olsun ormanda olurdu; Nadya ise onu evde beklerdi. Ama bugün kendisini çok yalnız ve hüzünlü hissediyordu. Eskiden böyle günlerde evi toplar, yemek yapar, yılbaşı hazırlıklarıyla uğraşırdı; sonuçta yeni yıla hep kayınvalidelerinde girerlerdi—on iki yıldır değişmeyen bir gelenek. Fakat bugün hiçbir şey yapmak istemedi, elinden hiçbir iş gelmedi. Tam bu sırada en yakın arkadaşı İpek aradı—liseden beri vazgeçmez neşesinden, boşanmış, sık sık evinde arkadaş buluşmaları ayarlardı. Bu sefer de aradı: — Yine evde tek başına mısın? Dima yine ormanda mı? Akşama bize gel, şahane bir ekip toplanıyor, evde canın sıkılmasın! Nadya önce söz vermedi, gitmeyi de hiç düşünmüyordu. Fakat akşam oluyor, yalnızlığı iyice bastırıyordu. Kocasının yokluğu birden içini acıtmaya başladı. Onca yıldır hayatı sadece ev, iş, oğulları olmuştu. Dima misafirlere gitmekten sıkılır, aklı hep balıkta ve avda olurdu; Nadya tek başına da bir yere gitmek istemezdi. Bu yüzden tatile de gitmezler, hep Nadya’nın annesinin köyünde geçirirlerdi. Tabii kocası kayınvalideyle çok iyi anlaştığı için mutluydu ama içten içe tatile gitmek, dünyayı görmek isterdi. Akşam olup da iyice bunaldığında, “Neden ben de gitmiyorum ki arkadaşıma? Evde tek başıma oturacağıma…” diye düşündü. Arkadaşlarının buluşmasına katıldı, çok eğlendi. En önemlisi de orada Grisha vardı, yani Nadya’nın ilk aşkı… Her şey bir anda gelişti; fazla da içmemişti ama geçmişin anılarına kapılıp geceyi Grisha’yla geçirdi. Sabah pişmanlık ve utanç içindeydi; yaşananları unutmak istiyordu, Grisha’nın evinden resmen kaçtı. Eve dönünce sürprizle karşılaştı: Dima’nın kıyafetleri girişteydi. Yani beklediğinden erken gelmişti. Bacakları titredi korkudan. Kocası gerçekleri öğrenirse onu asla affetmeyecekti; kendi kendini de affetmezdi zaten. Kendine kızdı, nasıl kendi elleriyle evliliğini yıkabilmişti, kocasını seviyordu ama ev telefonu çalınca düşüncelerinden sıyrıldı. Arayan kayınvalidesiydi: — Bilmiyorum neler yaşıyorsunuz ama gece Dima beni aradı, sana ulaşamayınca. Ben de “Teyze Kadriye’den geldin, rahatsızlanmıştı, sen de yanında kaldın,” dedim. Beni mahcup etme… Nadya, kayınvalidesinden asla böyle bir yardım beklemezdi. Araları ilginçti; hiç kavga etmeseler de Zeynep Hanım ona sevgisini hiçbir zaman göstermemişti. En baştan evlenmelerine karşı çıkmıştı, çok genç olduklarını düşünüyordu. İlk yıllar birlikte yaşadılar, aralarındaki iletişim minimumdaydı, bayramlarda bir araya gelirlerdi, arada hep nötr kaldılar. Ama şimdi Nadya ona minnettardı; “Kocan nerede olduğunu bilmiyor ya, başka hiçbir şey önemli değil,” diye düşündü. Akşam olup kayınvalidelerine gittiklerinde, Nadya mutfakta yalnız bulunca olanları itiraf edip teşekkür etmek istedi. Ama kayınvalidesi ona kulak vermedi. — Hadi canım, ben de insanım sonuçta. Kocan bir tutkuya kapılmış hayatında sadece hobileri var, bunu bilmiyor muyum sanıyorsun? Benim Petruşka’m da hayatı ormanlarda geçti, sence bu kolay mı? Önemli olan bunun alışkanlık olmaması, ne demek istediğimi anladın mı? Nadya anladı. Bir de anladı ki, kayınvalidesi hiç de sandığı kadar kötü biri değilmiş, her şeyi anlıyormuş. Böylece bu hikaye iyi bitti ve Nadya kararını verdi: Kocasından habersiz artık hiçbir yere gitmeyecek! Bir internet hikayesi

Bir de şunu anladı ki, kayınvalidesi sandığı kadar kötü bir kadın değilmiş aslında, yıllarca düşündüğü gibi…
Otuz Aralık sabahı, diğer sabahlardan farksız başlıyor. On iki yıl oldu, evleneli. Aynı evde geçen, tam on iki yıl. Meryem ile Dima beraber yaşamaya başlayalı bu kadar olmuş.
Her zamanki düzen devam ediyor, Dima sabah erkenden ava gitmiş, ancak yılbaşı sabahı dönecek. Oğulları anneannesinde, Meryem ise yine evde tek başına.
Onca senede alışmış artık, Dima tam bir av tutkunu; bütün hafta sonları, tatiller, hava nasıl olursa olsun, mutlaka ormanda geçiriyor zamanını. Meryem de haliyle evde kocasını bekliyor.
Ama bugün nedense içini bir hüzün ve yalnızlık kaplamış.
Daha önce böyle günlerde hep evin düzenine, temizliğe ya da mutfağa verirdi kendini. Yarın yılbaşı, her yıl olduğu gibi kayınvalidesindeler buluşacaklar, yine aynı şeyler, yine aynı insanlar… Fakat bugün elini neye atsa beceremiyor, bir türlü işin ucunu tutamıyor.
Tam bu ruh haliyle bocalarken telefonu çalıyor, arayan lise arkadaşı Asuman. Çok eski dostlar, hiç neşesini kaybetmeyen cinsten, uzun süredir de bekar. Sık sık evine çağırıp çay sofrası kurar, dost toplantıları yapar.
Yine evde tek başına mısın? Asuman sormuyor adeta, biliyor. Dima yine dağda bayırda, öyle mi? Akşam bize gelsene, harika bir ekip toplanıyor. Evde oturup iyice içine kapanma!
Meryem, önce bir şey demiyor, niyeti de yok gitmeye aslında. Ama akşam olunca yalnızlık iyice bastırıyor. Birden, on iki senenin özeti gibi içini bir burukluk sarıyor; eşinin yanında olmayışı, ilk defa bu kadar koyuyor.
Onca yıl, Meryemin hayatında hep aynı şeyler olmuş: ev, iş ve oğulları Arda… Birlikte gezmelere gitmemişler, Dima için misafirlik sıkıcıymış, sadece avcılık ve balıkçılık var kafasında. Meryem de yalnız gitmek istememiş hiç.
Tatil desen sadece Meryemin annesinin köyüne gitmişler, o kısmı güzeldi belki ama Meryemin de denize, başka yerlere gitme, dünyayı gezme hayalleri vardı.
Akşam olup da evin sessizliği katlanılamaz hale gelince, Neden olmasın? diyor kendi kendine. Hiç değilse yalnız olmayayım bu gece. Asumanın evindeki ortam çok keyifli, çocukluktan arkadaşlar da gelmiş; Meryem uzun zamandır ilk defa bu kadar eğleniyor.
En önemlisi de orada Yusuf var, ilk gençlik aşkı. Akşam nasıl olduysa, sohbet edilirken eski günleri anarken, kendini Yusufla geceyi birlikte geçirirken buluyor. Ne olup bittiğini kendi de anlamıyor. Çok içmemişti ama, geçmişin ağırlığı ve özlemiyle kendini kaptırıyor.
Sabah günü ne kadar mahcup, utangaç ve pişman uyanıyor… O geceyi hatırlamak bile istemiyor, Yusufun evinden adeta kaçıyor.
Eve geldiğinde ise onu büyük bir sürpriz karşılıyor: Kapıdan girer girmez Dimanın ceketini, botunu görüyor, demek ki bu sefer beklenenden erken dönmüş.
Ayakları yerden kesiliyor korkudan; ya Dima öğrenirse geceyi dışarıda geçirdiğini? İçinden Bitti, diyor. Gözünde hemen bir sahne canlanıyor: Dima bağırıyor, evi terk ediyor, affetmiyor… Haklı da, Meryem kendi kendini de affedemezdi.
Kendi kendine kızıp duruyor: Bu kadar kolay kendi ailemi niye riske attım, ben onu hala seviyorken? Daha düşüncelerinin arasında kaybolmuşken, ev telefonu çalıyor.
Arayan kayınvalidesi Nermin Hanım.
Kızım, ne yaşadınız bilmiyorum ama dün gece Dima aradı, sana ulaşamadı. Ben de ona Meryem Teyze Şefikada, durumu kötüleşmiş, yanına gitti dedim. Sen de buna göre konuş, olur mu?…
Meryem şaşkınlık içinde, çünkü kayınvalidesinden bu şekilde bir yardım beklemezdi. Aralarında hiçbir zaman kavga gürültü olmamış ama Nermin Hanım ona hiçbir zaman sıcak davranmamıştı.
Başından beri evlenmelerini istemez, erken bulurdu. Evlenince de, özellikle ilk yıllarda birlikte yaşadılar ve ilişkileri pek iyi olmadı.
Sonradan ayrı eve çıkınca, görüşmeler iyice azalmış, sadece bayramlarda ve aile toplantılarında selamlaşıyorlardı. Ama şimdi Nermin Hanımın bu anlayışına, yardımına minnettardı. Sonuçta en azından Dima işin aslını bilmiyor, diğer her şey halledilir.
Akşam olduğunda eşiyle birlikte kayınvalidelerine gidiyorlar. Meryem mutfakta baş başayken Nermin Hanıma teşekkür edip, açıklama yapmak istiyor. Ama kayınvalidesi çoktan anlamış gibi geçiştiriyor:
Hadi canım, insan değil miyiz? Kimi seviyorsak onun derdiyle dertleniriz. Kocanın neyi varsa sadece hobilerini görüyor, sana bakmıyor… Ben de az çekmedim; bak, baban Süleyman Bey de öyleydi, bir ömrü dağlarda geçer. İnsanın zoruna gidiyor biliyor musun? Ama önemli olan bunun alışkanlık haline gelmemesi. Ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi? diyor.
Meryem başını sallıyor, her şeyi çok iyi anlıyor. Ve bir de fark ediyor ki, kayınvalidesi hiç de düşündüğü kadar aksi biri değil, üstelik her şeyi çok iyi anlıyor.
Böylece bu hikaye iyi bitiyor. Meryem kendi kendine söz veriyor: Bundan sonra kocası olmadan evden adımını bile atmayacak.
(Türk internet sitelerinden esinlenilmiştir.)Ama o gece yatağına uzanırken kalbindeki yük bambaşka bir hisse dönüşüyor: İlk kez kendine dürüst olmanın sancısı, utancının ve korkusunun yanında hafif bir ferahlık da getiriyor. Belki sırları sonsuza dek saklanacak, belki de hiç öğrenilmeyecek ama en azından bir anlığına, kendini hatırlamıştı.

O arada Ardadan bir mesaj geliyor: Anne, yılbaşı gecesi için yeni bir oyun almış anneannem. Hep birlikte oynarız, değil mi? Gülümsüyor, cevap yazıyor: Oynarız tabii oğlum, sen iste, her şey olur.

Sonra bir an düşünüyor, belki de bugüne dek yapmakta tereddüt ettiği ne varsa, ufak ufak cesaret edip hayata katmalıdır. Belki ilk adım, yılbaşı gecesi herkese bir teklif sunmak olur: Bu yıl sıradanlıkları bir kenara koyup, birlikte bir yere gitmek deniz kenarı, dağ fark etmez , alışılmışın dışına çıkmak. Kimseyi ikna edemezse de, en azından kendi deneyecek; çünkü artık biliyor ki, ömrün ağır ritmini değiştirmek kendisinin elinde.

O sabah mutfağın perdesini açarken içeri giren ışıkla bir karar daha alıyor: Hayat kimi zaman başkaları için susmaktır, ama bazen de kendin için konuşabilmektir. İçinde büyüttüğü kırgınlıklardan, alışkanlıklardan, hatta yanlış sandığı insanlardan bile, bir günde vazgeçilebileceğini kayınvalidesinden öğrenmek şaşırtmıştı onu.

Birden, geçmişindeki tüm küçük anların iyi ve kötü bugünkü kendisine yol açtığını kavrıyor. Kapının önünde Dimanın botları, mutfakta pişen çayın kokusu, oğlunun heyecanlı sesinden gelen mesaj ve kayınvalidesinin beklenmedik şefkatiyla, kendini hiç olmadığı kadar tamamlanmış hissediyor.

Ve en önemlisi, yalnız olmadığını, hikâyesinin yeni bir yıl, yeni bir umutla devam ettiğini biliyor artık. İçinden, kıpırtılı ve güçlü bir gülümsemeyle geçiriyor:

“Her şeye rağmen, hayat yeniden başlanır.”

Rate article
Lifequest
Bir de anladı ki, kayınvalidesi sandığı kadar huysuz bir kadın değilmiş tüm bu yıllar düşündüğü gibi Otuz Aralık sabahı da, geçtiğimiz on iki yıl boyunca Nadya ve Dima’nın birlikte yaşadığı diğer sabahlardan farksız başlamıştı. Her zamanki gibi Dima sabah erkenden ava gitmiş, ertesi gün öğlene kadar dönmeyecekti. Oğulları babaannesinde, Nadya yine evde yalnız başına kalmıştı. Yıllardır buna alışkındı; Dima tutkulu bir avcı ve balıkçıydı, haftasonları ve bayramlar dahil, hava nasıl olursa olsun ormanda olurdu; Nadya ise onu evde beklerdi. Ama bugün kendisini çok yalnız ve hüzünlü hissediyordu. Eskiden böyle günlerde evi toplar, yemek yapar, yılbaşı hazırlıklarıyla uğraşırdı; sonuçta yeni yıla hep kayınvalidelerinde girerlerdi—on iki yıldır değişmeyen bir gelenek. Fakat bugün hiçbir şey yapmak istemedi, elinden hiçbir iş gelmedi. Tam bu sırada en yakın arkadaşı İpek aradı—liseden beri vazgeçmez neşesinden, boşanmış, sık sık evinde arkadaş buluşmaları ayarlardı. Bu sefer de aradı: — Yine evde tek başına mısın? Dima yine ormanda mı? Akşama bize gel, şahane bir ekip toplanıyor, evde canın sıkılmasın! Nadya önce söz vermedi, gitmeyi de hiç düşünmüyordu. Fakat akşam oluyor, yalnızlığı iyice bastırıyordu. Kocasının yokluğu birden içini acıtmaya başladı. Onca yıldır hayatı sadece ev, iş, oğulları olmuştu. Dima misafirlere gitmekten sıkılır, aklı hep balıkta ve avda olurdu; Nadya tek başına da bir yere gitmek istemezdi. Bu yüzden tatile de gitmezler, hep Nadya’nın annesinin köyünde geçirirlerdi. Tabii kocası kayınvalideyle çok iyi anlaştığı için mutluydu ama içten içe tatile gitmek, dünyayı görmek isterdi. Akşam olup da iyice bunaldığında, “Neden ben de gitmiyorum ki arkadaşıma? Evde tek başıma oturacağıma…” diye düşündü. Arkadaşlarının buluşmasına katıldı, çok eğlendi. En önemlisi de orada Grisha vardı, yani Nadya’nın ilk aşkı… Her şey bir anda gelişti; fazla da içmemişti ama geçmişin anılarına kapılıp geceyi Grisha’yla geçirdi. Sabah pişmanlık ve utanç içindeydi; yaşananları unutmak istiyordu, Grisha’nın evinden resmen kaçtı. Eve dönünce sürprizle karşılaştı: Dima’nın kıyafetleri girişteydi. Yani beklediğinden erken gelmişti. Bacakları titredi korkudan. Kocası gerçekleri öğrenirse onu asla affetmeyecekti; kendi kendini de affetmezdi zaten. Kendine kızdı, nasıl kendi elleriyle evliliğini yıkabilmişti, kocasını seviyordu ama ev telefonu çalınca düşüncelerinden sıyrıldı. Arayan kayınvalidesiydi: — Bilmiyorum neler yaşıyorsunuz ama gece Dima beni aradı, sana ulaşamayınca. Ben de “Teyze Kadriye’den geldin, rahatsızlanmıştı, sen de yanında kaldın,” dedim. Beni mahcup etme… Nadya, kayınvalidesinden asla böyle bir yardım beklemezdi. Araları ilginçti; hiç kavga etmeseler de Zeynep Hanım ona sevgisini hiçbir zaman göstermemişti. En baştan evlenmelerine karşı çıkmıştı, çok genç olduklarını düşünüyordu. İlk yıllar birlikte yaşadılar, aralarındaki iletişim minimumdaydı, bayramlarda bir araya gelirlerdi, arada hep nötr kaldılar. Ama şimdi Nadya ona minnettardı; “Kocan nerede olduğunu bilmiyor ya, başka hiçbir şey önemli değil,” diye düşündü. Akşam olup kayınvalidelerine gittiklerinde, Nadya mutfakta yalnız bulunca olanları itiraf edip teşekkür etmek istedi. Ama kayınvalidesi ona kulak vermedi. — Hadi canım, ben de insanım sonuçta. Kocan bir tutkuya kapılmış hayatında sadece hobileri var, bunu bilmiyor muyum sanıyorsun? Benim Petruşka’m da hayatı ormanlarda geçti, sence bu kolay mı? Önemli olan bunun alışkanlık olmaması, ne demek istediğimi anladın mı? Nadya anladı. Bir de anladı ki, kayınvalidesi hiç de sandığı kadar kötü biri değilmiş, her şeyi anlıyormuş. Böylece bu hikaye iyi bitti ve Nadya kararını verdi: Kocasından habersiz artık hiçbir yere gitmeyecek! Bir internet hikayesi