Beni Sonsuza Dek Unut!

15 Nisan 2025

Bugün, kalbimde biriken ağırlığı bir kez daha deftere döküyorum. Elifle evlenme hayallerimiz, bir zamanlar bir bütün gibi yürüdüğümüz hayatımız bir anda yırtıldı.

Sabahları annemden duyduğum o eski söz hâlâ kulaklarımda çınlıyor: Artık bir kız çocuğun var, Elif diye, sanki kestiği gibi bir tonlamayla. O anı düşündükçe, içinde bulunduğum durumun ne kadar acı dolu olduğunu bir kez daha anlıyorum. Kendimi hem kocasını hem de eski eşimi suçlarken buluyorum.

Biz, herkesin iyi bir aile diye adlandırdığı bir yuva kurmuştuk. Sevgi, anlayış ve destek içinde bir yaşam sürüyorduk. Her şey bir gecede bir anda yıkıldı. Elif henüz on beş yaşına girmişti; ergenlik çağı, hâlâ babasının başka bir kadına aşık olduğunu anlamaya çalışıyordu. O da bir çukurun içine kayarak, şüpheli arkadaş çevrelerine, belirsiz ilişkilere, alkol kokusuna sürüklendi. Ben de ne yapacağımı şaşırmıştım. Dönmüş olan kocamla ne yapmalıydım? Onu kovmalı mı, affetmeli mi? Affetsen de, ondan şüpheyle bakmak cevap bulamıyorum.

Savaş, benim lise yıllarımdan beri tanıdığım biriydi. Güzel sözlerle dolu, beni büyüleyen bir aşktı. O anda evliliği başka bir seçenek olarak düşünmemiştim; sadece Savaş, sadece o! Annem ve babam da bu seçimimi onayladı; Böyle bir damat bulmak zor derlerdi. Düğünümüzü, ömür boyu hatırlanacak kadar görkemli yapmıştık.

Günlük rutin başladığında, Savaş her zaman bu sıradanlığı süslemeye çalışıyordu. Bir akşam işten eve dönerken, yatak odamız gül yapraklarıyla doluydu. Ne sebeple bu güzellik? diye sormamla birlikte, yanağından bir öpücük çaldım. Hatırlıyor musun Elif? O gün senin sıralarına oturmuştum ve tanışmıştık, diye kahkaha attı. Olmaz! Senin aklın çarpmış olmalı, diye savurdum, ama içimde bir sevinç dalgası yükseldi. Her ufak anıyı hatırlaması işte böyle bir koca benim!

Bir gün Savaş iş seyahati sonrası bana bir sürü yüz bakım kremi getirdi. Elif, her bir kutuyu doktor gibi inceledim. Şimdi tencereyi bir kenara bırak, ben sana bakımımı göstereceğim, dedi, beni yanına çekerek kanepede oturttu. O an, onun ne kadar nazik, düşünceli ve koruyucu olduğunu bir kez daha hissettim.

Zaman geçtikçe Savaş hâlâ o inceliğini korudu. Elif ona tapıyordu. Aile olarak ortak bir işimiz vardı; işlerimiz iyi gidiyordu, hayatımız bolcaya doluyordu. Daha sonra başkent Ankaraya taşınma kararı aldık; yeni fırsatlar, yeni umutlar peşindeydik. Eşyalarımızı geride bırakarak yeni bir hayale doğru yol aldık.

İşimiz büyüyor, yeni ortaklıklar kuruyorduk. Bir iş kadınıyla tanıştık; Ceren adında bir girişimciydi, kendi firması vardı. Ortaklık kurduk ama şimdi geriye bakınca, o yolun nereye gittiğini çok iyi düşünürdüm. O zaman her şey harika görünüyordu; Savaşla ailemizi genişletmek, ikinci bir çocuk planlamak Naif bir hayaldi.

Bir gün Elif okuldan geldi ve sessizce sordu: Anne, baba gerçekten görevde mi? Tabii ki, başka ne olur? diye cevapladım, hiçbir şeyden şüphe duymamıştım. Vildan, onu markette gördü, dedi, odasına çekildi. Vildan, Elifin en yakın arkadaşıydı; Savaşı kimseyle karıştırmazdı. Bir an kararsız kaldım ve Vildanı aradım: Vildan, bugün Savaşı markette gördün mü? Şu an ona ulaşamıyorum. Vildan, Evet teyze, Savaş bir kız arkadaşıyla birlikteydi, kucaklaşıyor ve gülüşüyordu, dedi. O sırada Savaş, beş gündür yolculuktaydı

Üç gün sonra Savaş geldi; yorgun ama neşeliydi. Görev nasıldı? diye sordum. İyi, diye kısa cevap verdi. Bunca zaman boyunca her şeyi biliyorum, Savaş! Görev yoktu! diye bağırdım. Neden böyle düşünüyorsun? diye savunmaya çalıştı. Yalanını kanıtlayan tanıklar var, diyerek itiraza girdim. Savaş şakaya çevirerek, Elif, önce ona yemek ver, sonra bağırma, dedi. Bu bir şaka mı, bir tesadüf mü, bir delilik mi? Gerçekti. Güvendiğim eşi kaybettiğimi, onu koruyamadığımı hissediyordum. Aramızda bir sessizlik, bir gerilim, bir anlaşılmayanlık hâkim oldu.

Elif, ailedeki sorunları sezmişti. Çocuklar, anne-baba ilişkilerindeki değişimleri hemen fark eder. Ben ise kocamı sorgulamak, kirli çamaşırlarına bakmak istemiyordum. Ne olacaksa, Savaş bir gün evden ayrılacaktı, hâlâ hamile bir eşim olacağını bilerek. Ancak bir şey değişti; ambulans beni hastaneye götürdü. Oradan bebeksiz çıktım; bir düşük. Doktor, stresin neden olduğunu söyledi. Kendimi bir elektrik hattı gibi hissediyordum; aşırı gerilmiş.

Savaşın elleri serbest kaldı. Kısa bir süre sonra Cerenin yanına gitti, onunla bir ilişki kurdu. Elif ve ben yalnız kaldık; yas tutuyor, dünya altüst olurken ayakta kalmaya çalışıyorduk. Elif olmadan hayatı düşünmek bile dayanılmazdı. O, benim için bir cankurtaran oldu; gözyaşlarım içinde yanında durdu, aramızdaki bağ güçlendi.

İki yıl sonra eski kocam geri döndü. Gözlerine bakamıyordum; acısı içinde bir damla su damlatmıyor, beni hâlâ rahatsız ediyordu. Savaş, kızımıza çok acı verdi, beni affetmeye hiç hazır değildi. Evimize Elif dışında kimse girmedi; geçmiş su gibi akıp gitti.

Savaş, Nasıl yaşıyorsunuz, Elif? diye sordu. Bize ne, neden hatırladın bizi? diye alayla yanıtladım. Elif evde mi? diye devam etti, sanki kızımızdan destek bekliyormuş gibi. Elif zorla odasından çıktı, kollarını göğsüne kavuşturup babasına bakarak Baba, beni affet dedi. Ben Unut ki bir kızın çocuğun vardı! diye çığlık attım, bir yandan da Tekrar eder misin? diye alay ettim. Savaş o anda çöküp gitti.

Ortak tanıdıklar, Savaşın eski sevgilisinin işini alıp onu mahv ettiğini, Savaşı kimsesiz bıraktığını anlattı. Bu yüzden evimize gelmeye çalışıyordu; umarım bir gün affedileceğini umuyordu.

Üç yıl geçti; Elif üniversitede, ben büyük bir şirkette çalışıyorum. Hayat sakin, dalgalar yok. Hayaller kuruyorum: Elifi iyi bir genç adama verip, kendi emeklilik günlerimi beklemek. Bir kedi ya da bir köpek alıp ona sevgiyle bakmak istiyorum. 37 yaşıma gelmişken, ne eksik kalır?

Şansım dönmeye başladı. Türkiyeden gelen delegasyonlar sık sık ofisime uğruyordu. Bir gün Fikret adında bir Türk beyefendi, bana açıkça ilgi gösterdi. Sözleri, davranışları, nazik bakışları beni etkiledi. Yakında evlendik. Fikret, aileme çok iyi davrandı; annemi ve babamı geleneksel Türk yemekleriyle, esprili bir dille Karadenizin güzel bir şehrine davet etti. Ailem, yabancı bir damadı ilk başta şaşkınlıkla karşıladı ama Fikretin misafirperverliği ve samimiyeti sayesinde onay verdiler.

Kızım Elif de bu yeni evliliğe sıcak baktı; beni mutlu bir çiftin yanında görmenin sevinciyle, yeni hayata onay verdi. Anne ve Fikret, sonsuza dek mutlu olun! dedi.

Zaman geçti, Elif sonunda babasını affetti, hatta kendi düğün davetini ona uzattı.

Bugün kalemi bırakıyorum; geçmişin gölgesinde yürürken bile, yeni bir ışık bulabildiğimi biliyorum. Her şey, bir gün tekrar gülümseyebileceğime dair bir umut.

Rate article
Lifequest
Beni Sonsuza Dek Unut!