Artık Kendi Çocuğunuz Olacak, O Yüzden O Kız Çocuğu Yuvaya Geri Dönmeli

Artık sizin de kendi çocuğunuz olacak, onun ise yetimhaneye geri dönme vakti geldi.

Ne zaman oğlum bir torun sahibi olacak, ha? Sevim Hanım masada oturan gelinine sinirli gözlerle baktı.

Siz de çok iyi biliyorsunuz ki üç yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyoruz, dedi Elif, derin bir nefes alarak. Her ziyaretin başı hep bu soruyla geliyordu ve artık ne desin bilemiyordu. Doktorlar da hem onun hem de Keremin sağlıklı olduklarını söylüyordu.

Aynen öyle. Evlisiniz bunca zamandır ama hâlâ bir çocuk ortada yok, diye küçümseyici bir gülümsemeyle karşılık verdi Sevim Hanım. Herhalde gençliğinde pek tekin değildin.

Sevim Hanım, bu laflarınız ne? Elif sonunda dayanamayıp laptopunun kapağını kapattı. Bugün çalışmak mümkün olmayacaktı belli ki. Size bir yanlışım mı oldu? Lütfen benimle böyle konuşmayın!

Yoksa ne olacak? kayıtsızca omuz silkti kadın. Kereme mi şikâyet edeceksin? Bak, oğlumun benim tarafımı tutmasından korkmuyor musun? Sonuçta ben anasıyım.

Cevap yerine kapı büyük bir gürültüyle kapandı. Tabii ki Elif eşine bu olanları anlatmaya niyetli değildi. Kerem annesinin tarafını tutmasından ziyade, Elif kocasını üzmek istemiyordu.

*********************************

Elifin kayınvalidesiyle arası daha ilk görüşmeden beri limoniydi. Kadın onun hiçbir şeyini beğenmiyordu: Ne görüntüsünü ne de yemeklerini… Liste uzar gider. Sevim Hanım oğlunun ilişkisinden hoşlanmıyor, üstünde baskı kuruyordu. Neyse ki Kerem kararlıydı ve geri adım atmıyordu.

Nihayet düğün yapıldı. Kadın bir süreliğine sakinleşti. Özellikle çift, kendi evlerine taşınınca hem de aileden uzakta, herkes biraz rahatladı.

Fakat altı ay geçmeden Sevim Hanım yeni bir takıntı buldu: Çocuk konusu.

Başlarda Elif esprili cevaplar verip, genç olduklarını, önce biraz kendilerine vakit ayırmak istediklerini söylüyordu. Kariyer de önemliydi. Ama kadın resmen bastırıyordu, “Bir an önce doğur. Hatta birden fazla çocuk olursa daha iyi,” deyip duruyordu.

Elif, kayınvalidesinin baskısına fazla dayanamadı. O günlerden sonra uzun üç yıl boyunca sürekli tahliller, tedaviler, ilaçlar denendi ama faydası olmadı.

Bir doktor psikolojik bir sebep olabileceğini söylediğinde Sevim Hanım sadece gülüp geçerek doktoru değiştirmesini tavsiye etti.

*************************************

Bir başka tartışma gecesinde Elif, dikkatini dağıtmak için elinde telefona sarıldı. Sosyal medyada karşısına çocuk fotoğrafları çıkınca kalbi sıkışıyordu. Gerçekten çocuk istiyordu; sırf kayınvalidesine inat değil, kendi içinden geldiği için.

Bir anda karşısına çıkan bir gönderide bir kadın, yetimhanedeki çocuklardan bahsediyordu. “Bu dünyada ne annesi ne de babası olan o kadar çok çocuk var ki…” diye yazıyordu.

Elif bir an durdu, düşündü: Acaba bir başkasının çocuğunu kendi çocuğu gibi sevebilir miydi? Gözünün önünde gülümsediğini hayal ettiği küçücük bir bebek belirdi. Sonra klavyeyi kendine doğru çekip bilgi toplamaya başladı.

Evet, bir sürü evrak, sağlık raporu gerekiyordu ama annelik isteği, bütün bürokrasi korkusundan güçlüydü.

Geriye bir tek Keremi ikna etmek kalmıştı. Nasıl karşılayacak diye kaygılandı. Ama Kerem şaşırtıcı bir şekilde kolayca kabul etti. Sadece, “Madem alacağız, yeni doğmuş olsun,” dedi.

Bir süre sonra küçük ailelerine bir kişi daha katıldı. İlk görüşte bile Ela adını verdikleri beş aylık minik kızlarını sonsuz bir sevgiyle bağırlarına bastılar. Sadece Sevim Hanım, bu karara sert şekilde karşı çıkıyordu; ama pek de ciddiye alan yoktu. Kerem, annesine birkaç kere daha böyle davranırsa başka şehre taşınacaklarını söyleyince, Sevim Hanım çaresiz pes etti ve dışarı karşı da torununu çok seviyor gibi yapmaya başladı.

Yedi yıl geçti. Ela, ilkokulu bitirdi, çevresine dostlar edindi. İyi huylu, çalışkan bir çocuktu. Elif kızını görmekten mutluluk duyuyordu.

Yaz geldiğinde hep beraber Egeye denize gittiler. Güneş, ılık dalgalar, bembeyaz kum… Daha ne ister insan? Hem kayınvalidesi uzakta olduğu için Elifin keyfi de yerindeydi.

Tatilin sonlarına doğru Elif biraz halsizleşti. Kimseyi telaşlandırmak istemedi, eve dönünce hemen hastaneye gitti.

Ne yaparsa yapsın, Kerem Elifin iyi olmadığını fark etti. Dönüşü biraz erken yapmaya mecbur kaldılar; Kerem, Yılbaşında tekrar geleceğiz, diye söz verdi. Elif razı oldu.

Test sonuçları hem şaşırtıcı, hem de sevindiriciydi: Bir bebekleri olacaktı! En çok Ela sevinmişti abla olacağı için havalara uçuyordu.

Sevim Hanım, Elifin karnı iyice belirginleşene kadar hiçbir şeyden haberdar olmadı. Bir sabah, evde kimse yokken çıkıp geldi.

Daha önce neden söylemediniz, onu sormayacağım, dedi doğrudan. Elif’in karnını süzüp ekledi: Başka bir şey soracağım.

Neymiş o? Elifin içine bir sıkıntı çöktü.

Elayı ne zaman yetimhaneye geri bırakacaksınız? dedi kadın ciddiyetle. Artık kendi çocuğunuz olacak, o büyüyüp gitsin işte.

Elifin dizlerinin bağı çözüldü. Bu söz gerçek olamazdı; kendi evladı olmuş gibi sarılıp büyüttüğü kıza bunu nasıl derdi biri?

Şaka mı yapıyorsunuz?

Hiç bile! diye burun kıvırdı Sevim Hanım. Bak, sana soruyorum: Ne zaman?

Defolun, dedi Elif dişlerini sıkarak. Bir daha da bu eve gelmeyin.

Kadını kapıdan iterek dışarı attı. Telefon edip Keremi anlatmak istese de önemli bir toplantısı vardı bugün. Fakat konuşmadan olmayacaktı.

*******************************

Hiddetle iş yerine giden Sevim Hanım, sekretere aldırmadan Keremin odasına daldı.

Karın az önce beni evden kovdu! Resmen sokak kapısından kovdu hem de!

Sana da merhaba, dedi Kerem içini çekerek. Ne dedin ki sabırlı karım seni dışarı attı?

Sadece Elayı ne zaman yetimhaneye göndereceksiniz, onu sordum. Sonunda kendi çocuğunuz olacak. Ona her şey lazım: zaman, para…

Böyle bir şeyi aklından nasıl geçirdin? Kerem elindeki kalemi öyle bir kırdı ki odanın sessizliği yankılandı. Ela benim kızım, sen beğensen de beğenmesen de. Hiçbir yere gitmiyor.

Neye dayanarak? O sadece evlatlık biri. Hem de artık büyüdü. Her şeyi açıklarsan anlar.

Sakın ona tek kelime bile söylemeye kalkma, dedi Kerem masasını yumruklayarak. Bu konuyu iyi anladın mı?

Ne yapacaksın, bakalım? diye hınzırca güldü Sevim Hanım ve çıkışa yöneldi. O kız burada fazlalık. Onun gitmesi için elimden geleni yapacağım.

Kerem uzun süre kapalı kapının ardından boşluğa baktı. Sekreteri özür dileyerek içeri uzandı, erkek ise hiçbir şey duymadı. Düşünmekteydi; ne yapılacaksa şimdi yapılmalıydı.

Ve bir karara vardı. Telefona uzandı

***************************

Elif parkta yavaşça yürürken, Elanın bir yaşındaki kardeşiyle oynayışını hayranlıkla izledi. Ela ablalık görevine çoktan adapte olmuştu.

Bir banka oturmuş, gelinlerini çekiştiren kadınların sesine kulak misafiri oldu Elif. Aklı istemeden Sevim Hanım’a gitti.

O uğursuz ziyaretten sonra yolları hiç kesişmedi. Kerem, daha bir hafta bile geçmeden ailesini binlerce kilometre uzaklıktaki başka bir şehre taşıdı; Elif biliyordu ki bu karardan başka seçenek yoktu, zira Sevim Hanım eşe dosta, Elanın evlatlık olduğunu anlatmaya kalkabilirdi.

Artık hepsi huzurlu bir hayata sahipti. Bir güzel kızları, minik oğulları ve yakında üçüncü bebekleri olacaktı.

Kerem bazen babasıyla konuşurdu. Oradan öğrenmişti ki annesi hâlâ rahat durmuyordu. Şimdi de yeni evlenen kızına dadanmıştı. Kerem ona içten içe acıyordu ama kardeşi bundan pek rahatsız görünmüyordu.

Herkesin bir hayatı var; onlarınki, kendilerininki. Şimdi Kerem ailesine bakınca tarifsiz bir mutluluk duyuyordu. Aynı mutluluğu herkese diliyordu.

Rate article
Lifequest
Artık Kendi Çocuğunuz Olacak, O Yüzden O Kız Çocuğu Yuvaya Geri Dönmeli