– Yeter artık! dedi Levent, kaşığı öfkeyle masaya fırlatıp eşi Zeynepe baktı. Bu pişirdiğin yemeğe yemek mi denir? Hamur gibi olmuş erişte, neredeyse lapa haline gelmiş ve yanında yarı pişmiş köfte Bütün gün ne yaptın? Yine telefondan kafanı kaldırmadın mı?
– Nasıl böyle konuşabiliyorsun? dedi Zeynep, gözyaşlarını gizlemeye çalışarak telefonunu hızlıca koltuğun kenarına itti. Ben bütün gün Umuta göz kulak oldum! O kadar yaramaz ki! Belli ki sana çekmiş, diyerek kocasının yüzünde öfkenin yükseldiğini gördü ve inatla ekledi. Çok zorlanıyorum Levent, her şeyi elimden kaçırıyorum! Anne olmak kolay olmadı ki bana
– Umut artık iki buçuk yaşında, dedi Levent, kendini zor tutarak. Artık onu kreşe göndermenin vakti geldi, sen de çalışmaya dönebilirsin. O zaman rahat edersin!
– Oğlumuzu hastalık yuvasına mı göndereceğim? dedi Zeynep, sesini yükselterek. Bütün gün hasta mı olsun istiyorsun? Sonra hastanelerden çıkamayız!
– Çocuğunla ilgilenmen, onu geliştirmen gerekir! Farkında değilsin belki ama
– Biz ilgileniyoruz! Umut, yaşına göre çok iyi durumda, bunu geçen ay doktora götürdüğümüzde nörolog da söyledi! diye karşılık verdi Zeynep hemen, çünkü bu konu sıkça gündeme gelir olmuştu ve oğlunu kreşe göndermesi için Leventin diretmesinden çekiniyordu. Çalışmaya da dönmek hiç istemiyordu! Evde geçirdiği zamanda internete dalmış ve bundan kolay vazgeçecek gibiydi.
– Ve bunun için kime teşekkür edeceğiz peki? Levent masaya yumruğunu indirerek artık dayanamamıştı; tabak bile yerinden zıpladı. Benim anneme! Umutla asıl o ilgileniyor! Sen ya uyuyorsun ya da yine telefona gömülüyorsun. Bir eline süpürge alıp evi toplasan, güzel bir akşam yemeği yapsan olmaz mı? Ben işten gelip de bunlarla mı karşılaşmalıyım? Yemeğe iğrenerek baktı.
– Ben sana aşçı ya da temizlikçi değilim! Ben senin eşinim! Sen de benim kocamsın, bana güzel bir hayat sağlamalısın!
Zeynep tüm kalbiyle sözlerinin doğru olduğuna inanıyordu. Onca televizyondaki kadın programını izledikten, forumlarda saatler harcadıktan sonra, evlilikten beklentisi değişmişti. Önceleri safça eşini mutlu etmeye, eve ve çocuğa bakmaya dert edinse de artık tüm bunların hizmetçi işi olduğunu düşünüyordu. Kendisini asla hizmetçi seviyesine indirmemeliydi.
– Yani öyle mi? dedi Levent sinirli bir edayla. Ben sabahtan akşama kadar çalışacağım, ailemi geçindireceğim, sen de bütün gün koltukta yatacaksın, öyle mi?
– Ben kendi gelişimimle ilgileneceğim, dedi Zeynep gururla. Sonra arkadaşlarına anlatırsın, Bakın benim karım ne kadar kültürlü dersin.
– Gerçekten öyle misin peki? En son hangi kitabı okudun, ne öğrendin? Levent ayağa kalkıp bir iki adım atarak Zeynepin üstüne eğildi. Niye susuyorsun? Cevaplayacak bir şey bulamıyorsun tabii. Sosyal medyadan okudukların kültür değil. O seyrettiğin tartışma programları da sana bir şey katmaz. Ciddi olarak soruyorum: Sen gerçekten evine ve çocuğuna sahip çıkmayı düşünüyor musun, yoksa hâlâ Ben hizmetçi değilim mi diyorsun?
– Hayır, düşünmüyorum! Söyledim ya, ben hizmetçi değilim
Zeynep, kızgın bir edayla kocasına dert üstüne dert saymaya başladı. Az para kazanıyor, sürekli evde yok, sert davranıyor, evde huzur bırakmıyor Levent ise sessizce dinledi ve tek kelimeyle cevap verdi:
– Boşanıyorum.
– Ne dedin? Zeynep birden durakladı, yeni bir serzenişe başlamak üzereyken.
– Boşanıyorum, dedi Levent soğukkanlılıkla. Kendime adam gibi bir eş, oğluma layık bir anne bulacağım. Sen nasılsa Umutla günde iki saatten fazla ilgilenmiyorsun, diğer tüm zamanlarda annemler bakıyor. Sen ne anne oldun, ne de eşsin.
Zeynep önce bir panikledi, ardından omuz silkti. Leventin blöf yaptığını düşündü, nasıl olsa gerçekten boşanmazdı ya? Nasıl olsa Umutu ona verirlerdi, anne olan oydu sonuçta!
Levent ise değişti. Zeynepi görmezden geliyor, evde adeta selam vermiyordu. Umut babaannesiyle tatile gitti, Zeynep de sevinçle izin verdi, nasılsa evde onu rahatsız eden kimse kalmamıştı. Ama birkaç gün geçmeden oğlunu özlemeye başladı ve sık sık kayınvalidesini arar oldu.
İki hafta sonra ise mahkemeden celp geldi. Levent sözünde durmuş, boşanma için dava açmıştı. Üstelik mahkeme günü Zeynep için daha şaşırtıcı bir şey oldu kendi annesi açıkça damadının tarafını tuttu.
– Umutun babasıyla kalması gerektiğine inanıyorum, dedi Hatice Hanım kararlı bir sesle ve kızına soğuk bir bakış gönderdi. Ne yazık ki, Zeynepte annelik içgüdüsü yok, çocukla hiç ilgilenmiyor, bütün yük benim ve Leventin annesinin üzerinde. Levent işten arta kalan zamanda oğluna vakit ayırabiliyor.
Hakim başıyla onaylayıp Zeynepe merhametli, hafif bir tebessümle baktı. E haklıydı da! Zeynepin ne işi vardı ne de Umutla kurduğu sıcak bir ilişki; elinde avucunda da neredeyse bir şey yoktu. Velayet için Leventin şansı büyüktü.
– Biraz süre verin, bizi hemen boşamayın! Bana bir şans verin! diye yalvardı Zeynep gözyaşları içinde. Levent, yemin ederim değişeceğim. Şu ev işlerini hizmetçilik gibi görmeyi bırakacağım, örnek bir eş olacağım! Lütfen bana inan!
– Peki
*********************
Bir ay önce.
– Kızım iyice şımardı, onun adına çok üzülüyorum, başını iki yana sallayarak konuştu Hatice Hanım. Levent, seni anlıyorum, böyle bir kadınla yaşamak zor. Bütün gün evde ama evi toplayamıyor, oğlunla ilgilenmiyor Eğer boşanmak istersen asla seni kınamam. Yeter ki Umutu bana arada bir göster, başka bir şey istemem.
– Her şeye rağmen Zeynepi seviyorum, dedi Levent, iç çekerek. Ama durum giderek kötüleşiyor. Ona bir şans vermek istiyorum.
– O zaman şöyle yapalım, ben bir yolunu biliyorum. Boşanma davası aç, Zeynep büyük ihtimalle boşanmak istemeyecek. O arada üç ay düşünme ve barışma süreniz olacak. O zaman kendine gelir mutlaka.
*************************
Zeynep hayatın gerçeklerini anladı. Evleri yeniden tertemiz olmaya başladı, nefis yemekler koktu, Zeynepin yüzü gülmeye, ilgisi artmaya başladı. Nihayet oğluna da gerekli ilgiyi gösterir oldu; Umut bundan pek memnun, nihayet annesinin sevgisine kavuşmuştu…




