Benim torunum solak olmayacak, diye homurdandı Nursen Hanım.
Kerem kayınvalidesine döndü. Kaşları çatıldı, siniri gözlerinden okunuyordu.
Peki bunda ne var? Doruk böyle doğdu. Onun bir özelliği bu.
Özellik mi! diye burun kıvırdı Nursen Hanım. Bu özellik değil, eksiklik! Geleneklerimizde sağ el makbuldür. Sol elde ne iş var? Ta ötelerden beri sağ eliyle iş tutar adam!
Kerem kendini gülmemek için zor tuttu. Yirmi birinci yüzyıldayız, kayınvalidesi sanki Orta Çağ köyünden fırlamış gibi konuşuyor!
Nursen Hanım, tıp artık…
Sen bana tıp mı anlatıyorsun! diye lafını böldü. Ben oğlumu da alıştırdım zamane gibi yanlış yere sapmadı. Doruku da alıştırırsınız, sonra teşekkür edersiniz.
Arkasını döndü, Kereme kupasında soğuyan kahveyi ve içini sıkan bu garip diyaloğu bırakarak mutfaktan çıktı.
Başta Kerem fazla takılmadı. Kayınvalide işte, eski kafalı… Her neslin bir ön yargı yükü var. Masada Nursen Hanımın Dorukun elinden kaşığı alıp sağ ele verdiğini gördükçe bunda bir şey yok, çocuğun psikolojisi dayanıklıdır diye düşündü. Birazcık abartı, etkisi olmaz diye kafasına yatıştırdı.
Doruk doğuştan solaktı. Kerem daha çocuk bir buçuk yaşındayken oyuncağını hep soluyla kavradığını hatırlıyordu. Sonra çizerken de çocuksu, sakarca ama inatla sol elle… Bu ona o kadar doğal, doğru geliyordu ki. Bir göz rengi, bir yanaktaki ben gibi. Doruk işte, farklı ve özel.
Ama Nursen Hanıma göre durum başka! Solaklık, onun dünyasında düpedüz hataydı. Ne zaman Doruk sol elle kalemi alsa Nursen Hanımın yüzü buruşturulurdu, sanki çocuk uygunsuz bir şey yapmış gibi.
Sağ elle al, Doruk, sağ elle…
Yine mi başladın? Bizde solaklık yoktur, olmayacak da!
Ben Serdarı da düzelttim, seni de düzeltirim.
Bir gün Kerem, Nursen Hanımın yaptığı iş başarmış kahramanlık hikâyesini eşi Elife anlattığını duydu. Serdar küçükken o da hatalıydı, annesi vaktinde müdahale etti; elini bağladı, dikkat etti, hata yapınca peşine düştü, sonunda adam oldu…
Sesindeki o kendinden emin ve dik duruşu Keremin tüylerini diken diken etti.
Değişiklikleri Dorukta hemen fark etmedi. Önce ufak tefekti. Çocuk masadan bir şey almadan önce duraksar oldu, elini havada tutup sanki çok önemli bir denklem çözer gibi bakıyordu. Sonra bir kontrol bakışı çıktı: Büyükanne bakıyor mu, görür mü?
Baba, hangi elle almalıyım?
Bu soruyu akşam yemeğinde, çatala korkakça bakarken sordu Doruk.
Hangisi rahatsa oğlum.
Ama babaanne diyor ki…
Büyükanneye kulak asma, sana kolay geleni yap.
Ama artık Doruk rahat değildi. Karıştı, eşyaları düşürdü, ortada donup kaldı. Eskiden emin olan hareketler şimdi bir tuhaflaşmıştı. Vücuda güvenmek zor geliyordu çocuğa.
Elif de farkındaydı. Kerem, annesi Dorukun elini çevirirken Elifin dudaklarını sıktığını, annesi o doğru yetiştirme vaazlarına başlarken gözünü kaçırdığını görüyordu. Eşi annesinin bu buharlı silindiri altında büyüyüp itaat etmeyi öğrenmişti tartışmaz, içinden sayar ve fırtına geçince sakinleşirdi.
Kerem konuşmaya çalıştı:
Elif, bu sağlıklı bir şey değil. Doruka bir bakar mısın?
Annem iyi niyetli, ne yapsın.
İyi niyetli olması neyi değiştiriyor? Ne yaşadığını görmüyor musun?
Elif omuz silkerek konuyu geçiştirdi. Otuz yıllık yan çizme alışkanlığı, anneliğinden baskındı.
Her şey gitgide kötüleşti. Nursen Hanım işi iyice abarttı. Dorukun attığı her adımı didiklemeye başladı artık. Aferin sağ elle aldın… diye pohpohlar, sol elle aldı diye iç geçirir.
Görüyorsun Dorukcuğum, oluyormuş! Azıcık gayret yahu. Ben Serdarı adam ettim, seni de ederim!
Kerem doğrudan karşı konuşmaya karar verdi. Uygun bir zaman seçti. Doruk kendi odasında oynuyordu.
Nursen Hanım, bırakın çocuğu. O solak ve bu çok normal. Lütfen zorlamayın.
Beklediğinden büyük tepki aldı. Nursen Hanım bir anda balon gibi şişti.
Sen bana akıl mı veriyorsun? Üç çocuk büyüttüm ben! Sana mı kalmış!
Akıl vermiyorum, çocuğumu koruyorum.
Senin mi? Elifin geni onda yok mu? Hem torunum! Ve izin vermem öyle büyüsün.
“Öyle” derken sesi iğrenmeyle titremişti.
Kerem anladı ki bu mevzu sulh ile çözülmeyecek.
Artık ev mevzisi: Nursen Hanım Kereme sadece Elif üzerinden haber iletir. Kerem de ona öyle. Gergin, kalıp gibi bir suskunluk; ara ara patlayan tartışmalar…
Elif, şu yemeği Kereme ilet!
Elif, annene söyle, kendim bakarım!
Elif her iki arada, rengini atmış. Doruk ise köşe koltukta tabletiyle görünmez olmaya çalışıyor.
Bir sabah aklına parlak bir fikir geldi Keremin, Nursen Hanım mutfakta mercimek çorbasıyla uğraşıyordu. Tam otuz yılın alışkanlığıyla marul doğruyordu, hızlıca, emin bir şekilde…
Kerem arkasında belirdi.
Yanlış doğruyorsunuz.
Nursen Hanım dönmedi bile.
Anlamadım?
Daha ince doğranmalı, hem lifine paralel gitmeli, öyle çapraz olmaz!
Hafifçe homurdandı, doğramaya devam etti.
Cidden, kimse böyle kesmez. Yanlış bu.
Kerem, otuz yıldır yemek yapıyorum!
Otuz yıldır yanlış yapıyorsunuz. Gelin göstereyim.
Kerem bıçağa davrandı. Nursen Hanım elini çekti.
Deli misin sen?
Hayır, doğrusu bu. Şuna bakın, su fazla. Ateş yüksek. Domatesi de yanlış atıyorsunuz!
Hep böyle yaptım ben!
Olsun, yanlış. Baştan öğrenmeniz lazım. Buyrun, beraber baştan…
Nursen Hanım elinde bıçak, şoke olmuş bir halde dondu.
Ne diyorsun sen?
Çocuğa her gün dediklerinizin aynısı! Alışkanlıklar bırakılır. Sol elle yapılmaz, sağ elle yapılır, yoksa yanlış!
Onlar başka şey!
Fark yok bence.
Nursen Hanım bıçağı bıraktı, yanakları kıpkırmızı oldu.
Yemek yapmaya laf mı ediyorsun bana? Ben yıllardır böyle alışığım!
Doruk da sol elle alışık. O zaman sizce bu doğal değil mi?
Ama o çocuk, değişebilir!
Siz ise otuz yıllık alışkanlıklısınız, değişmezsiniz. Sizin için zor ise onun için de zor. Onu niye zorluyorsunuz?
Gözleri çakmak çakmak oldu Nursen Hanımın.
Sen bana böyle konuşamazsın! Ben üç çocuk yetiştirdim! Serdarı da düzelttim ne olmuş yani!
Mutlu mu peki şu an? Kendisine güveni var mı?
Sessizlik.
Kerem can evinden vurduğunu biliyordu. Elifin ağabeyi Serdar şehir dışında yaşıyor, yılda bir zar zor arıyordu annesini.
Ben iyiliğini istedim, dedi Nursen Hanımın sesi titreyerek. Hep en iyisini düşündüm.
Eminim. Ama sizin en iyi sandığınız şey, sadece sizin en kolayı. Doruk ayrı bir birey, küçük, ama kendi halinde özgün. Onu zorlayamazsınız, izin vermem.
Bana ders mi vereceksin!?
Vereceğim. Durmadan alışkanlıklarınızı eleştireceğim. Her hareketinize laf edeceğim. Bakalım ne kadar dayanacaksınız.
İki tarafta da sinirler gergin.
Bu yaptığın küçük ve ayıp! diye tısladı Nursen Hanım.
Başka türlü anlamıyorsunuz.
Bir şey Nursen Hanımın içinde kırıldı. Yıllardır üstünde yükseldiği o özgüven çatırdadı. Ansızın daha yaşlı, daha kırılgan gözüktü.
Ben… severim diye, sonunu getiremedi.
biliyorum. Ama sevgi böyle gösterilmez. Yoksa bir gün torununu kaybedersin.
Çorba taşmaya başladı ama kimsenin umurunda değildi.
Akşam olunca, Nursen Hanım odasında kalınca Elif sessizce Keremin yanına geldi. Uzunca bir süre başını omzuna yasladı.
Küçükken kimse beni savunmadı sesi neredeyse fısıltı. Annem hep en iyisini bildi. Ben de boyun eğdim.
Kerem sarıldı Elife.
Ama bizim ailede artık annen kimseye kendi fikrini dayatamayacak.
Elif minnetle Keremin elini sıktı.
Çocuk odasından bir kurşun kalem kağıda sürtme sesi geliyordu. Doruk çiziyordu.
Sol eliyle.
Artık kimse onun neyi doğru kullandığını tartışmıyordu.




