ZABOBON MU, YOKSA DİAGNOSTİK Mİ?

Emine Tanı koyuyor musun?
Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum O, sanki son bir kuruşla ekmek almaya çalışıyormuş gibi görünüyor.
İçinde her şey sıkışmış.

Ne demek istiyorsun? diye soruyor Elif.
Kelimenin tam anlamıyla, diyor arkadaşım iç çekiyor. Üzerinde eski bir kaz tüyü mont, aşınmış ayakkabılar var. Kasada durup kuruşları sayıyor, o kadar üzüntüyle iç çekiyor ki gözlerimden gözyaşı gelmek üzere.

Elif konuşmayı bitirince yavaşça telefonu kapatıyor ve gözlerini kapatıyor. İnanamıyor. Annesi hiç lüks içinde yaşamamış, ama şimdi hiçbir şeye ihtiyacı yok. Elif ve eşi ona bakıyor: geniş bir daire almışlar, pahalı bir yenileme yaptırmışlar, gardırobu kıyafetlerle doldurmuşlar.

Her hafta Elif dolu torbalarla geliyor, faturaları ödeyip ilaç getiriyor.
Yaşa ve mutlu ol! diye tekrarlıyor annesine.

Fakat annesi kendi tarzında mutlu oluyor. Elif hatırlıyor annesinin sık sık söylediğini:
Mutluluk sessizliği sever.

Tabii ki, serveti göstermekten kaçınmak gerekir, ama dolu dolapların önünde yırtık bir elbise giymek de bir absürt. Elif bunu önemsemiyor, ta ki insanlar annesini fakir, mutsuz ve terk edilmiş sanmaya başlayana kadar. Müdahale etme zamanı geliyor.

Elif misafire giriyor, çantasını yere bırakıyor, ellerini göğsünde çaprazlayıp annesine bakıyor.
Anne, bugün ne oldu?
Ne? naifçe soruyor annesi.
Sokakta ne giyiyordun?! Elif sesini yükseltiyor. Arkadaşım telefon etti, seni terk edilmiş gibi gördüğünü söyledi! Bir yırtık içinde!
Anne omuz silkti.
Ne olmuş? Mutluluk sessizliği sever. Kimseye bir şey kanıtlamak istemiyorum.

Elif donup duyduklarını anlamaya çalışıyor.
Ne?!
Mutluluk sessizliği sever, tekrar ediyor annesi ısrarla, adeta her şeyi açıklıyor gibi.
Ciddi misin?! Elif sinirli bir kahkaha atıyor. Anne, buzdolabın dolu, dolap yeni kıyafetlerle dolu, daireniz yenilenmiş!
Sokakta yaşamıyorsun, dilenci değilsin! En azından güzel giyinemez misin?
Ya birileri lanse eder mi? annesi dudaklarını büzerek soruyor.

Elif birkaç saniye konuşamaz hale geliyor, ardından yüzünü elleriyle kapatıyor.
Anne Lanse kim? Ne lanse? Kimi kandırmaya çalışıyorsun? Çokları zaten biliyor ki, sen zor durumda değilsin, ne istiyorsun?
Kimse bir şey bilmiyor! annesi aniden bağırıyor. İnsanlar ne kadar mütevazı yaşadığımı görüyor ve doğru anlıyorlar.
Eğer mutluluk sessizliği seçerse, neden herkese şikayet ediyorsun?
Kime?
Mahalle sakinlerine mesela. Bugün sana gelirken teyze Lütfiye ile karşılaştım, her şeyi anlattı bana.
Annе bir an durdu, sonra toparlandı.
Ne dedi?
Sen tek maaşla zorlandığını, kızının seni unuttuğunu, yardım etmediğini, ekmek suya dönüşene kadar geçirdiğini söylüyor.
Anne donmadı.
Ne? Maaşım gerçekten düşük.
Anne, maaşın ne ki, tüm harcamalarını biz karşılıyoruz? Elif dayanamaz. Neden herkese yalan söylüyorsun? Neden beni suçluyorsun?
Bir şeyleri anlamıyorsun, gençsin hâlâ.
Hayır anne, sen anlamıyorsun. Hiçbir şeyin yokmuş gibi davranıyorsun, biz ise sana iyi bir hayat sağlamak için çabalıyoruz.

Anne sessiz kalıyor. Elif annesinin sakin, hatta bir parça kendinden memnun ifadeli yüzüne bakıyor ve korkunç bir gerçeği fark ediyor. Anne hiçbir şeyi değiştirmeyi düşünmüyor; her şeyi doğru yaptığını gerçekten inanıyor ve bu da onun durmayacağı anlamına geliyor.

O anı bırakmak zorunda kalıyor, ta ki bir fısıltı duyana kadar.
Düşünsene, tek maaşıyla yaşıyor. Zavallı kadın.
Evet, ben de gördüm, yırtık pantolonlarda dolaşıyordu, indirimli ürünleri topluyordu Ah, Ayşe de aynı

Elif ofis kapısının önünde donup kalıyor. Söylenenleri net bir şekilde duymuş, meslektaşlarının varlığını test etmeye karar veriyor.

Anında odada bir gergin sessizlik hâkim oluyor, herkes ona bakınca.
Günaydın kızlar, Elif soğuk bir gülümsemeyle söylüyor. Ne konuşuyorsunuz?
Oh, hiçbir şey birisi sözü kesiyor.
Sadece şu anki düşük maaşları tartışıyorduk, başka biri ima ediyor.
Evet, evet, diğerleri çabucak başlarını sallıyor, konuyu kapatmaya çalışıyor.

Elif daha fazla konuşmuyor; her şeyi anladı. Meslektaşları soğuk davranmaya başlıyor. Eskiden kahve içer, öğle yemeklerine davet ederlerdi. Şimdi daha az, suskun, sanki bir şeyler yapmış gibi.

Elif, insanların gerçekten bu saçma iddiaya inandığını düşünmekten bir öfke patlaması yaşıyor. En kötüsü ise yöneticisi. Şef, ona hayal kırıklığıyla bakıyor, planlamadan sonra onu bir kenara çekiyor.
Elif, bir dakikan var mı?
Derin bir nefes alıyor, ne olacağını bekliyor.
Bakın, genelde çalışanların özel hayatına karışmam, ama dedikodu var
Evet, annemi ekmek ve suyla geçindirdiğimi mi söylüyorlar? Elif sadece soruyor.
Şef sustu, ama itiraz etmedi.
Şey belki de öyle.

Elif içinde bir öfke dalgası yükseliyor. Anne bir gösteri yapıyor, o mu acı çekiyor? Bu sadece onun işine zarar verir mi? Dedikodular işini tehlikeye atar; insanlar senin aile içi kötü niyetli olduğunu düşündükçe seninle iş yapmak istemez.

Elif, bunun sadece annenin tuhaflığı olmadığını, yaşam standartlarını gerçekten tehdit ettiğini anlıyor ve artık bunu kabullenmeyecek.

Dairenin kapısını kilitliyor, paltosunu çıkarıyor, annesine bakmadan ilerliyor.
Konuşmamız lazım.

Anne memnuniyetsiz bir ifadeyle, konunun ne olacağını tahmin ediyor.
Yine şikayetlerin mi?
Yine mi? Elif kaşlarını kaldırıp yaklaşıyor. Anne, ne yaptığını gerçekten anlıyor musun?
Bu sefer ne?
Bu sefer, iş yerinde bana senin yoksulluğunu ima ediyorlar, seni açlıktan öldürüyor gibi.

Anne omuz silkti.
Boş ver, insanlar daima dedikodu yapar.

Elif aniden elini sallıyor.
Anne, sürekli herkesin önünde paran olmadığını söylüyorsun! İnsanlar buna inanıyor!
Anne dudaklarını büzüp görünmez bir saç teli topluyor.
Sadece itibarınla mi ilgileniyorsun? ince bir sesle ekliyor.

Elif bir an için donuyor.
Ne?
Ne var ki? Anne meydan okurcasına gözlerine bakıyor. Koşuyorsun, ses çıkartıyorsun, ama aslında sadece kendini düşünüyorsun.

Elif neredeyse bağıracak kadar sinirleniyor.
Tamam, o zaman şöyle yapalım. Eğer gerçekten zor durumda isen, seni desteklemeyi bırakayım mı?

Anne geri adım atıyor.
Ne?
Ne var ki? Elif alayla yanıtlıyor. Sen zaten tek maaşla yaşıyorsun O zaman bir daha sana şey getirmeyeceğim!
Daireni ödemeyeceğim, kıyafet almayacağım, buzdolabını doldurmayacağım! Tek başına bir emekli gibi nasıl yaşanır göreceksin.

Anne soluklaşıyor.
Bunu yapamazsın!
Tabii ki yaparım, Elif kararlı bir bakışla söylüyor. Ya bu sahneyi bitir, ya maaşının izin verdiği kadar yaşa.

Dairede gergin bir sessizlik çöker. Anne çaresiz kalır; kızı bu kadar ileri gideceğini beklememişti. Elif dönüp kapıya doğru yürür.
Bir hafta düşünmek için var, kesin bir sesle paltosunu çekerken söyler. Ya bu gösteriyi bitir, ya gerçek bir hayat yaşa!

Anne bir kelime söylemez. Elif dışarı çıkar, kapıyı kapatır ve içinde bir huzur hisseder. Sorunun çözülmesi gerektiğini anlar; şimdi annesiyle sıra ona ait.

İki hafta geçer. O zamandan beri anne telefonu açmaz, mesaj göndermez. Elif önce suçlayıcı bir arama bekler, sonra bir gösteri bekler. Sessizlik sürer ve Elif biraz fazlasını yapıp olmadığını düşünür.
Şimdi öğrenelim, diye düşünür ve arabasından iner.

Anne kapıyı açtığında Elif onu hemen tanıyamaz. Yırtık çoraplar yerine tertemiz ev terlikleri, yırtık kazak yerine temiz bir triko. Deliksiz, sarkmayan dizler, artık yırtık giysi yok.

Sen hiç zor durumda değildin gibi, Elif utanmadan söyler.
Anne gülümser.
Sadece kendimi toparlamak istedim.

Elif gözlerini devirmiş gibi alır.
Tabii, birdenbire bizim konuşmamızdan sonra.

Anne bir şey söylemez, sadece mutfağa yönelir.

İş yerinde de değişiklikler olur. Meslektaşlar tekrar kahve davet eder, iş konularını gülümseyerek tartışır, eski samimiyet geri döner. En çok konuşanlar bile onun kişisel hayatına ilgi göstermeyi bırakır.

Elif annesiyle kavga etmek istemez, ama bu olay ona sınır koymanın gerektiğini öğretir. Anne inançlarını ve batıl inançlarını sürdürebilir, ama sahnesi başkalarının hayatını mahvettiği sürece dayanamaz.

Mutluluk gerçekten sessizliği sever, diye düşünür Elif ofisten çıkarken. Ama bu sessizlik bir yalan haline gelirse, artık mutlu olmaz.

Rate article
Lifequest
ZABOBON MU, YOKSA DİAGNOSTİK Mİ?