Kocam “Bir süre ayrı yaşayalım, duygularımızı test edelim” dedi – Ben de bütün kapıların kilidini değiştirdim!

Ayşe, uzun zamandır eşiyle birlikte yaşıyordu. Bir gün evde akşam yemeğinde, kocası Murat, hiç beklenmedik bir anda, sanki sıradan bir konudan bahseder gibi, başını tabağındaki mercimek çorbasından bile kaldırmadan şöyle dedi:

Ayşe, artık aramızda bir yabancılık var gibi hissediyorum. Sanki hayatın yükü bizi ezdi, duygularımız kayboldu. Bir süredir düşünüyorum, belki bir süre ayrı yaşasak iyi olur.

Ayşe, elindeki kepçeyi bırakacak gibi oldu. Sanki koluna sıcak çorba dökülmüş, ama acıyı hissetmiyordu. Kafası uğuldamaya başladı.

Nasıl yani, ayrı yaşamak ne demek? dedi sesi titremesin diye uğraşarak. Yoksa, iş seyahati falan mı?

Yok canım, işleri bırak. Ben bir süreliğine kendime ev tuttum, Fatihte. İşime yakın, trafik derdim de olmaz. Eşyalarımı toplamaya başladım hatta, dolapta hazır. Birkaç ay denemek istiyorum. Bakalım özleyecek miyiz birbirimizi, yoksa sadece alışmış mıyız…

Ayşenin otuz yılı bir film şeridi gibi gözünün önünden geçti. İki çocuk, ikisi de başka şehirde okuyor. Birlikte bitirdikleri kredi borçları, boydan boya yeniledikleri ev Şimdi de, nefes alamıyorum bahanesiyle, her şey bir kenara bırakılıyordu.

Peki, senin kararın sanırım. Beni düşünmedin mi hiç? dedi Ayşe kocasına bakarken. O eski genç adamdan eser yoktu; önünde hala mercimek çorbası duran, hafifçe göbeklenmiş yabancı bir adam vardı karşısında sadece.

Ayşeciğim, lütfen olay çıkarmayalım. Boşanmak değil bu. Zaten bu arayı herkes öneriyor. Belki bir ay sonra birbirimize ne kadar bağlı olduğumuzu anlar, yeni bir başlangıç yaparız. Belki de… yolumuz ayrılır.

O gün Murat, telaşsız bir soğukkanlılıkla, ceketini aldı, birkaç parça eşyasını topladı, Ayşeye Bir ay boyunca arama lütfen. Deneyin temizliği bozulmasın, dedi. Giderken anahtarlarını alıkoydu. Belki acil bir şey olur, diye gerekçe sundu.

Ev ne kadar büyümüş, ne kadar sessizleşmişti sanki. Ayşe üç gün boyunca sadece su içmek ve tuvalete gitmek için kalktı yerinden. Kendini hırpaladı: Nerede hata yaptım? Fazla mı söylendim? Şişmanladım mı? Sıkıcılaştım mı?

Dördüncü gün ablası Zeynep, ellerinde pazar çantaları ve bir şişe şarapla adeta kapıdan içeriye daldı. Ayşeyi perişan halde görünce, Hadi kalk, duş al, ben de peyniri doğrarım diyerek işe koyuldu.

Bir saat sonra mutfakta oturmuş şarap içerlerken Ayşe olan biteni anlattı. Zeynep, gözlerini kısmış dikkatle dinledi, Oturup sayısal loto çözer gibi bakma bana. Bir süre ara verelim lafları, nefes almak istiyorum masalları… Muratın kesin hayatında biri var. Hadi canım, sanki kırkına gelmiş prostatlı adamı kim ne yapsın dersen, valla bilmem, ama kırk yıllık alışkanlıklarını öyle kolay değiştiren adam yok. Telefona şifre koyması, gece geç gelmeler, yeni gömlekler… Uyan Ayşe!

Ayşe itiraz etmek istese de, içten içe Zeynepin haklı olduğunu biliyordu. O gün ablası gidince, odalarda volta attı, sonra Muratın tıraş losyonunu çöpe attı. Sanki bir savaş başlıyordu artık.

Sonra bir garip sakinlik geldi. Ev daha düzenliydi. Ayşe yıllardır ilk kez akşam yemeğini atladı, bir kase salata yetti. Kimse onu rahatsız etmiyor, uzaktan kumanda sürekli el değiştirmiyordu. Boşluk kısa zamanda huzura döndü.

Kimi geceler şüpheye düştü yine de: Ya Zeynepin dediği gibi değilse, belki Murat kendiyle kalıp beni düşünüyordur gerçekten?

Cuma akşamı işten çıkınca, alışveriş merkezine uğradı, hobisi olan örgü için ip almaya. Tam yukarı çıkan yürüyen merdivende, Muratı gördü. Yanında, koluna girmiş genç bir kadın vardı, en fazla otuz yaşında. Murat o kadına öyle gülümsüyordu ki, Ayşe bir an yirmi yıl öncesine dönüyor sandı. İçine buz gibi bir soğukluk doldu. Kaçtı, kavga da etmedi, iz sürmeye de kalkmadı. Sakince evine gitti. Daha eve gelir gelmez tapu fotokopisini buldu. Evin sahibi kendisiydi; Murat hep Ne gerek var, annemde kalmışım der geçerdi.

O gece çilingir çağırdı. En kaliteli asma kilidi takın, lütfen, dedi ustaya. O demir matkabı dönerken çıkan ses adeta bir hayalin yok oluşuna eşlik etti. Usta gidince, Muratın tüm eşyalarını – kışlık mont, ayakkabılar, balık oltası, tamir aletleri – hepsini iri çöp poşetlerine koydu. Kapının önünde, dışarıya dizdi.

Bir hafta geçti, Murattan tek bir mesaj gelmedi. Ayşe, e-Devletten boşanma başvurusunu yaptı. Bu işler beklediğinden kolaydı.

Derken, cumartesi sabahı kapı çaldı. Ayşe göz deliğinden baktı, Murat bir elinde market torbası, diğerinde karanfil demetiyle kapıdaydı. Kapıyı açmadı, sessizce bekledi. Murat anahtarıyla uğraştı, ama tabii ki kapı açılmadı. Birkaç kez denedi, sonra kapıyı yumrukladı:

Ayşe! Ayşe, açsana, ne oldu bu kilide?

O cevap vermedi.

Bak, çiçekle geldim, aramızda bir ay konuşmayacağız dedik ama daha erken geldim, özledim seni!

Ayşe derin bir nefes aldı ve kapının ardından, tok bir sesle:

Eşyaların poşetlerde, solda. Alıp git.

Sessizlik oldu. Sonra Murat mırıldandı:

Kafayı mı yedin sen? Benim de hakkım var bu evde!

Ayşe sakince:

Murat, burası benim evim. Sadece benim üzerime tapulu. Beni yalnız bırakmak istedin, buyur, artık yalnızsın.

Sen ne yaptığını sanıyorsun? Kilidi mi değiştirdin? Sana dava açarım, polise giderim, bu eve girmeye hakkım var!

Git, polis gelsin. Onlara hangi adreste kayıtlısın, anlatırsın. Bir de, karını ara verelim deyip başka biriyle birlikte zaman geçirdiğini söyle. İyi eğlenceler.

Üstüne bir de hakaretler yağdırdı, gürledi, sonra sinirle karanfilleri yere fırlattı, çöp torbalarını bir süre tekmeledi, sonunda asansör sesleriyle gitti.

Ayşe içeri, kapının arkasında yere yığıldı. Dizlerinde derman yoktu. Ama hissettiği şey acıdan çok rahatlamaydı.

Telefonu öttü, Zeynepten mesaj: Bakıyorum da bizim Murat apartmanda göründü. Keyfi yerine geldi mi?

Ayşe cevap verdi: Gitti, eşyalarını aldı, yeni kilitler harika.

Helal sana! Akşama pasta alıp geliyorum, yeni hayatımıza kutlama yapacağız!

Ayşe mutfağa geçti. Kettlea su koydu. Kapı önünde yere düşmüş karanfiller gözüne çarptı. Ya, bunca yıl Muratın bir kere bile kendisinin karanfil sevmediğini, her zaman lale aldığını hatırlamaması Ne tuhaf…

Bir ay sonra dava oldu. Çocuklar reşit olduğu için kolayca boşandılar. Yazlık satıldı, parası bölündü. Otomobili Murat aldı, Ayşeye TL olarak ödemesini yaptı (ve Ayşe o parayla tatile çıktı).

Muratın yeni sevgilisi, Muratın kendi evinden olduğunu, hayatında fazla bir şey kalmadığını görünce ortadan kayboldu. Kiraladığı evin kirasını da uzun süre ödeyemedi; sonunda annesinin o eski küçük evine döndü.

Ayşe bunu birkaç ortak arkadaşından duydu. Umrunda bile olmadı. O sıralar tek başına Antalyada tatil yapıp hayatında ilk kez güneşte yanmış, kendine renkli bir elbise almıştı. Hatta minik bir yaz aşkı bile oldu, hem de Alman bir beyefendiydi! Uzun vadeli bir şey değil, ama Ayşenin uzun zamandır ilk defa kendini bir kadın olarak hatırlamasına sebep oldu.

Bir akşam iş dönüşü apartmanın önünde, Murat yakaladı onu:

Ayşe? Bir dakika konuşalım mı? Çok pişmanım, o kadın yoktu… Annemle de geçinemiyorum, çok özledim bizi, ne olur yeni bir şans ver…

Ayşe durdu, Murata baktı. Hiçbir şey hissetmiyordu; sevgi, öfke, acı, kıskançlık boşluk vardı sadece. Bir yabancı gibi baktı.

Murat, geçmiş geçmişte kaldı. Hayatımda yeni bir sayfa açtım. Artık eski hata, eski hikâye yok. Yerim dolu, içim ferah. Yalnız ama huzurluyum.

Sonra yeni anahtarlarını çıkardı; gururla asansöre yürüdü. Kapı açıldı, içeri girdi ve arkasından Muratın pişmanlığını ardında bıraktı.

O günleri düşündü; belki antredeki duvarları değiştiririm, krem rengi iyi gider. Oturma odasına yeni bir koltuk gerekir, dizlerimi uzatıp akşamları rahatça örgü örebilmem için

Yaşam yeniden başlıyordu. Ve artık o yeni hayatın kapısının anahtarları sadece Ayşenin elindeydi.

Rate article
Lifequest
Kocam “Bir süre ayrı yaşayalım, duygularımızı test edelim” dedi – Ben de bütün kapıların kilidini değiştirdim!