Bu motoru tamir edersen, görevimi sen alırsın dedi şef, alaylı bir kahkaha atarak.
İlayda Yılmaz, diğer çalışanların aksine, gülmedi.
O çocuğu tanıyordu. Haftada bir, eski bir çantayla çöp konteynerlerine yaklaşıp, çöpe atılacak teknik dergileri ve yırtık kılavuzları, eskimiş katalogları, içinde parça çizimi ya da elektrik şeması olan her kağıdı isterdi.
İlk zamanlar bazı satıcılar bu «çöp toplayıcı» gençten şikayet ederdi.
Müşterileri oyalayan bir çöpçü…
Ama İlayda, kimsenin onu dışlamasına izin vermedi.
Senin gibi bir azimle, bu bayi iki katına çıkardı derdi, korkusuzca.
Genç, motorun dev gibi dağınık parçaları karşısında küçücük bir silüet gibi duruyordu. Gözleri sıkı, parmakları incecik her parçaya dokunarak görünmez bir hikâyeyi hissetmeye çalışıyordu.
İlayda bir yudum su alıp atölyeye indi.
Kısa bir şey yiyelim, değil mi? diye sorarak bir sütun yanına yaslandı, onun alanına müdahale etmeden.
Ali, sesini duyunca irkildi. Silindirler, hortumlar ve sensörler arasında kaybolmuş, karnını bile unutmuştu.
Hanımefendi henüz yememişim. Çalışanlar yemek yerken bir şeyler düzenlemek istedim. diye mahcup bir sesle itiraf etti.
İlk bakışta dağınık parçalar, şimdi boyutlarına göre sıralanmıştı: boyuta göre vidalar, kolye gibi dizilmiş conta halkaları, temiz bir bez üzerindeki büyük dişliler.
Bir metodun var dedi hayranlıkla. Cesaret değil; akıl işte.
Ali hafifçe gülümsedi.
Kitaplarda, mantığı anlamazsan sadece ezberlersin, farklı bir sorun çıktığında kaybolursun dedi. Ben anlamayı seviyorum, bu yüzden başta yavaşım, ama sonra
Ali bir an konuştuğu sözü tutamadı.
İlayda çantasından iki ekmek parçası çıkardı.
Al, ben kendim aldım ama senin daha çok ihtiyacın var. dedi.
Ali tereddüt etti.
Ödeyemem.
Yöneticilikte bana borçlu olursan öde, ne demek? diye alayla yanıtladı. Yemek ye, beyefendi Çelikmiz geri gelmeden.
Ali, ekmeği ısırırken İlayda onu izledi. Onun gözünde sadece zayıf bir çocuk değil; bir zamanlar bir çöp toplayıcı olarak iş başvurusunda bulunan, elleri tozla, gözleri yorgun bir kadın, Ayşe, aklında canlandı.
O zaman bu motor, bir bulmaca gibi, bir ceza gibi değil diye düşündü İlayda. Sen, Ali, sadece bir şaka yapıyorlar, biliyorsun, değil mi?
Biliyorum dedi Ali, ellerini pantolonuna sörterek. Ama denemezsem hep dışarıda kalırım, bir daha asla bir şey çalmam.
İlayda göğsünde bir sıkışma hissetti.
Annen biliniyor mu burada olduğunu? diye sordu.
Ali omuz silkti.
Dergileri alıyorum, motoru değil. Biliyor olsaydı ölecek gibi olur.
İkisi de güldü.
O hâlâ işe yaramaz bir motorla uğraşmadan önce yöneticime bir şey söyle dedi İlayda. Bir şey gerekir mi? Alet, kılavuz, kahve ben motor bilmem ama hak edenleri tanırım.
Ali başını salladı.
Teşekkür ederim, hanımefendi.
İlayda, ona biraz daha ekmek ve cesaret bırakarak geri çekildi. Günler sessiz bir maraton hâline geldi. Sabahları Ali, mahalle devlet okuluna gidiyor, derslerde motorları izler gibi not alıyor, sorular soruyor, bilgiyi içiyor. Arkadaşları ona Beyin diye takıyor, ama ona aldırış etmiyordu. Öğleden sonra, Ayşeye evde su taşıyor, bir çekmece tamir ediyor, sandalyeyi dikiş atıyor.
Bu işi sevgiyle yapıyorsun diye söylerdi yaşlı kadın. Babanda bir tamirci mi vardı?
Ali sessiz kalır, aklına annesiyle çöp kutusunun yanındaki soğuk bir akşam gelirdi. Geriye kalan sadece motorlar ve bir hayal kırıklığıydı.
Öğleden sonra, motor kulübüne girişte güvenlik görevlileri ona izin veriyordu. Çalışanlar ona şaka yapar, Parçayı bulabildin mi? derdi. Ali, küçük bir işaretle bir kabloyu işaret ederken, bir usta bu işareti fark edip Hiç görmedim böyle bir şey dedi.
Üçüncü gece, motorun içinde garip çizikler ve aşırı yıpranmış vida izleri keşfetti. Eski bir telefonla fotoğrafı büyüttü; standart dışı bir vida başı gördü. Eski bir kılavuzda, X tipinde vida, altıgen baş, özel tork gerektiği yazıyordu. Parçalar daha ince, daha kırılgandı. Birisi ucuz vida takmış diye mırıldandı, bir dolandırıcılık olduğunun farkındaydı.
Cuma günü, şef Çelik atölyeye geldi, Çocuk nerede? diye sordu. Bir çalışan Aliyi motorun elektriğine dalmış buldu. Çelik, pahalı ayakkabılarıyla yağlı zeminde dolaşarak, Gurur duyuyorsun, hâlâ çocuk muç? diye alay etti. Ali, Az kaldı, efendim, ana sorunu buldum, ikinci sorunu da tespit ettim, diye yanıt verdi.
Çelik, İkinci sorun? Ben hep bir sorun görürüm, diye sırıttı. Ali, Eğer çalışmazsa, benim suçum. Ben sorumluluğu alıyorum. dedi, gözleri parladı.
İlayda, çöp kağıtlarıyla boğuşan bir memur yerine, bir fırsat avcısı olmuştu. Çalışanlara, Bu motor benim işim, ama burada hak eden herkesin şansı var, dedi.
Ayşe, bir akşam Aliyi evine getirdi: Bugün bir şey yapacaksın, anne? Büyük bir araba için yardım edeceğim, dedi. Ali, Bu önemli. dedi ve annesi güvenle onayladı.
Sabah, Ali, beyaz bir sedan önünde durdu. Mekanikler Bugün şef diye şaka yaparak, Doktor olursun, dediler. İlayda, Patronlar izler, bu motorun sahibi yarın gelecek, diye uyardı. Ali, Korkmuyorum, korku herkesin, dedi.
Şef Çelik, gergin bir şekilde, Nasıl bir problem? diye sordu. Ali, Üç kez kontrol ettim, iki sorun var: Birincisi tasarım hatası, ikinci sorun ucuz vida. dedi. Çelik, Söz verdiğin işin sorumluluğu kimde? diye sordu. Ali, Ben üstündeyim.
O sırada, satıcıların patronu Rıza Kaptan, büyük bir öfkeyle içeri girdi. Sorunum nedir, para mı? diye bağırdı. İlayda, Motor burada, çocuk bu, dedi. Çelik, Eğer başarısız olursa, çekiçle çekmek zorunda kalırız, diyerek tehdit etti.
Rıza, Bu motoru atmak istedim, ama bir çocuk bunu tamir etti, diye gülümseyerek ilerledi. Benimle bir anlaşma var: Eğer motor çalışırsa, bu bayi lüks segmentte tek yetkili olacak.
Ali, motoru bir kez daha çevirdi, motor bir an suskun kaldı, sonra ışıklar yanıp, bir kıvılcım gibi canlandı. Araç güçlü bir kükremeyle yürüdü, Ali gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Rıza, Bu işte kim yetenekli? diye sordu. İlayda, Ali, dedi, gözlerinin içinde bir tutku var.
Rıza, Yaşın kaç? diye sordu. Ondört, dedi Ali. Bu kadar genç birinin bu kadar şey bilmesi nasıl? dedi Rıza. Ali, Fabrika tasarladı, ben sadece dinledim, diye yanıt verdi.
Rıza, O zaman bu motoru bir tur test edelim, dedi ve arabayı şehirde gezdirdi. Yolculuk sırasında, Ali, Birinci sorun tasarım hatası, ikinci sorun ucuz yedek parça, diye açıkladı. Rıza, Bu yedek parçayı kim koydu? diye sordu; Ali, Bilmiyorum, ama orijinal parçaları taktım, dedi.
Çelik, yüzü kızarmış, Bu parçaları ben onaylamıştım, kâr maksimize etmek istedim, diye itiraf etti. Rıza, Kâr için riski göze almak ne demektir? diye sordu. Çelik, Yanlış bir karar dedi, başını çökertti.
Rıza, Biz burada dürüstlüğe ve yeteneğe değer veriyoruz, diye ilan etti. Ali, sen resmi bir çırak olarak kabul ediliyorsun, aylık bir burs alacaksın, teknik bir okula gideceksin. Sekiz yaşındasın ama azimle bir yılda mühendis olabilirsin. dedi.
Ayşe, evde Alinin yeni kimliğini görünce gözyaşları içinde, Ben hep çamaşır yıkayan bir anne düşündüm, ama sen şimdi bir mühendis olacaksın, dedi.
Bu olayın sonunda, Rıza Kaptan, Söz verildi ise tutulmalı. Bir çocuğa söz vermek, bir çırak kabul etmek, bir yöneticinin sözünü tutmak demektir, diye ilan etti. Çekirdek bir ders vardı: Gerçek güç, bir motoru değil, insanın içinde taşıdığı inanç ve cesarettir.
İlayda, artık yönetici, çalışanlarına şöyle seslendi: Bir gün birinin şakası size bir kapı açarsa, gülüp geçmeyin. Sorun, Söyleyin, tekrar eder misiniz? diye. Kapılar bazen gururun itici gücüyle açılır; önemli olan, içeri girdikten sonra ne yaptığınızdır.
Böylece herkes öğrendi: Söz bir kez verildiğinde, onu tutmak bir onur meselesidir; ama en büyük onur, fırsatı hak ettiğine inanıp, o fırsatı gerçeğe dönüştürmekte yatar.




