— Dede, bak! — Lila burnunu pencereye yapıştırdı. — Bir köpek!

Dede, bak! Aysu pencereye yapışmış gibi bakıyor. Köpek!
Kapının önünde bir sokak köpeği koşuşturuyor. Kara, kirli, kıvrılmış kemikleri görünüyor.
Yine o sarhoş köpek, diyor Ahmet Yılmaz, çizmelerini bağlarken. Üçüncü gündür aynı şey. Buradan defol!
Bir çubukla sallar. Köpek sıçrar, kaçmaz. Beş metre uzağa oturur ve izler. Sadece izler.
Dede, ona kızma! Aysu kolundan tutar. Aç ve üşüyor olabilir!
Bana yeter bu dertler! diye sallar yaşlı adam. Bir de pire getirir, hastalık bulaştırır. Defol buradan!
Köpek kuyruğunu sallar, geri çekilir. Ahmet Yılmaz kapıdan çıkar, köpek geri döner.
Aysu, anne babasını Kaçkar Dağları’nda kaybettikten sonra altı aydır dedeyle yaşıyor. Ahmet Yılmaz, çocuğa hiç ilgi göstermemişti, sessizliğini ve düzenini sevmişti.
Şimdi ev, gece vakti ağlayan ve Dede, anne ve baba ne zaman dönecek? diye soran bir kızla dolu. Nasıl anlatacak, asla dönmeyeceklerini? Dede sadece homurdanıyor, gözlerini kaçırıyor. İkisi de zor durumda; bir çıkış yolu yok.
Öğle yemeğinden sonra, dede televizyon başında uyuklarken, Aysu sessizce avluya kayar. Elinde çorba kalıntılı bir kase.
Gel buraya, Kara, fısıldar kız. Sana bu ismi verdim. Güzel bir isim, değil mi?
Köpek dikkatle yaklaşıp tabağı yalıyor, sonra başını patilerine koyup bakıyor.
İyi köpeksin, diyor Aysu. Çok iyi.
O günden beri Kara evden ayrılmıyor. Kapının önünde bekliyor, Aysu’yu okula götürüyor, alıyor. Ahmet Yılmaz dışarı çıkınca, komşulara bağırıyor:
Yine sen! Ne kadar dayanır?
Ama Kara bilir ki bu adam havlar ama ısırmaz.
Komşu Mehmet Çetin, çit başında sigara çekerken bu sahneyi izler ve der ki:
Ahmet, ona kötü davranma.
Ne demek istiyorsun? Bana köpek diş gibi!
Belki, der Mehmet, Tanrı ona bir görev verdi.
Ahmet sadece homurdanır.
Bir hafta geçer, Kara bütün gün kapının önünde bekler; soğuk, buz gibi. Aysu gizlice yiyecek getirir, Ahmet gözlerini kısarak görmezden gelmeye çalışır.
Dede, Karayı ocakta tutabilir miyiz? akşam yemeğinde sorar Aysu.
Hayır! çarpar Ahmet masaya. Evde hayvan yok!
Ama o
Ama yok! Senin kaprislerin yetmez!
Aysu dudaklarını büzüp susar. Gece uzun saatlerde Ahmet uyuyamaz. Sabah pencereden bakar, Kara karın üzerinde yuvarlanmış kıvrılmış oturur. Ölecek, diye düşünür, bir tuhaf bir burukluk hisseder.
Cumartesi günü Aysu gölette buz pateni yapmaya gider. Kara da peşinde kayar. Aysu buzda dönüp neşeyle bağırır:
Bak, ne kadar iyi!
Buz ince bir ses çıkar. Çatlar.
Bir ses, bir kırılma, Aysu buzun içine düşer. Su karanlık ve buz gibi, Aysu suyun altına çekilir, çığlık atar, sesini dalgalar boğar.
Kara bir an durur, sonra koşarak eve doğru yönelir. Ahmet odun kırar, bir havlama duyar: vahşi, çaresiz. Dönüp bakar, köpek çit etrafında dolaşıp çorabına tutunur, kapıya doğru çeker.
Ne yapıyorsun, delikanlı? Ahmet şaşkın.
Kara ısırır, çeker, gözlerinde bir telaş.
Ahmet aniden bağırır:
Aysu! koşar köpeğin peşine.
Kara önde koşar, geri bakar, insan geliyor mu diye. Ahmet karanlık bir çukur görür, hafif dalgalanmalar duyar.
Tutun! bağırır uzun bir çubukla. Tutun, kızım!
Buz kırılır, Ahmet Aysu’yu ceketinden tutar, kıyıya çeker. Kara yanlarından havlayarak cesaret verir.
Aysu çamur içinde mavi bir hâle gelir. Ahmet onu karla ovup, yüzüne üfler, Tanrılara dua eder.
Dede, fısıldar Aysu, gözleri Karaya dönerek. Kara nerede?
Köpek hâlâ yanındadır, titriyor.
Burada, sesini kısarak söyler Ahmet. Burada.
O günden sonra bir şey değişir. Ahmet köpeğe bağırmaz, ama eve de almaz.
Dede, neden? Aysu ısrar eder. O beni kurtardı!
Kurtardı, evet. Ama yer yok.
Neden?
Çünkü bu benim kurallarım! bağırır Ahmet.
İçinde bir öfke, bir suçluluk duyar. Ne doğru ne yanlış olduğunu bilemez.
Mehmet Çetin çay içerken oturur, sigara çeker.
Duydun mu? sorar temkinli.
Duydum, homurdar Ahmet.
İyi bir köpek, akıllı.
Olur.
Sakın kaybet.
Ahmet omzunu silker:
Sakın kaybetmeyiz. Üzerinden bir şey yok.
Mehmet başını sallar:
Garip bir adam, evlat kurtardı, sen Bu nankörlük!
Ben bir şey yapmadım! patlar Ahmet. Besle, dövme, yeter!
İnsan sevmek demek, köpek sevmek demek değil! der Mehmet.
Kış şiddetli, kar fırtınaları ardı ardına gelir, sanki kış kimin hakim olduğunu göstermek ister. Ahmet sabahları yolları temizler, kar belde bile bel hizasına ulaşır. Kara hâlâ kapının önünde, zayıflamış, tüyleri dökülmüş, gözleri matlaşmış ama vazgeçmez, bekler.
Dede, Aysu kolundan tutarak söyler, ona bak. Neredeyse ölmek üzere.
O oturmayı seçti, ahkırır Ahmet. Kimse zorlamaz.
Ama…
Yeter! bağırır yaşlı adam. Bu köpekle ne kadar dayanacağız!
Aysu üzülür, susar. Akşam gazete okurken fısıldar:
Bugün Karayı görmedim.
Ne? Ahmet gözlerini kaldırmaz.
Görmedim, belki hasta?
Belki de gitmiştir. Gitti, kendi yoluna.
Dede! Böyle konuşamazsın!
Ben ne yapabilirim? Ahmet gazeteyi kenara koyar, Aysuya bakar. O bizim değil. Başkasının!
O bize borçlu, sessizce söyler Aysu. Beni kurtardı, ama biz ona sıcak bir yer vermedik.
Yerin yok! çarpar Ahmet. Ev hayvanat bahçesi değil!
Aysu gözyaşı döker, odasına kaçar. Ahmet masada oturur, gazete bir daha gözüne geçmez.
Gece bir fırtına patlar, ev sarsılır, rüzgar bacada ulur, camlar çarpar, kar pencerelere çarpar. Ahmet yatağında döner, uyuyamaz.
Köpek havası, diye düşünür, kendini azarlar: Ne umurumda? Benim işim değil!
Fakat farkındadır, bu farklı bir durumdur.
Sabah olur, rüzgar dinmiş, Ahmet çay demleyip pencereye bakar. Avlu pencereye kadar karla kaplanmış, patikalar yok, tek bir bank tek başına durur. Kapı önünde
Kapı önünde kar içinde bir şey kara gibi kabarır.
Sanırım çöp, der Ahmet, ama kalbi sıkışır.
Kabanını giyer, çizmelerini bağlar, dışarı çıkar. Kar ayak bileğine kadar uzanır. Kapıya gelir, durur.
Kar içinde Kara uzanmış, hareketsiz. Kar başına kadar gelmiş, sadece kulakları ve kuyruğu dışarıda.
Öldü, düşünür Ahmet. İçinde bir şey kırılır. Karı siler, köpek hafifçe soluk alır, zor nefes alır, gözleri kapalı.
Ah! fısıldar Ahmet. Neden gitmedin?
Kara bir an titrer, başını kaldırmaya çalışır, güç yetmez. Ahmet durur, bakar.
Helal olsun, diyerek dikkatlice Karayı alır.
Köpek hafif, sadece kemik ve tüy, ama hâlâ sıcak.
Tutun, mırıldanır Ahmet, eve doğru yürürken. Tutun, şanslı köpek.
Karayı içeri, sonra mutfağa götürür, eski bir battaniyenin üzerine, ocak yanına koyar.
Dede? Aysu pijamalarıyla kapıdan çıkar. Ne oldu?
Şey Ahmet boğazını yutar. Orada üşümüştü. Biraz ısınıyor mu?
Aysu koşar:
Canlı mı? Dede, canlandır?
Canlı. Sıcak süt koy.
Hemen! Aysu ocağa koşar.
Ahmet köşede oturur, köpeği başından okşar, düşünür: Ben ne yaptım? Bir yarı ölüye nasıl iyi davranabildim? Kara gözlerini hafifçe açar, Ahmete minnetle bakar, boğazı sıkılaşıp bir ses çıkarır.
Süt hazır! Aysu kaseyi yanına koyar.
Kara başını zorlayarak kaldırır, bir iki kez yalar, sonra tekrar yalar. Ahmet ve Aysu birlikte izler, köpek içtiği için sevinir.
Öğleye kadar Kara oturur. Akşama doğru titrek patileriyle mutfakta dolaşır, Ahmet ara ara ona bakar, homurdar:
Geçici bu, anladın mı? İyileşir dışarı çıkar.
Aysu sadece gülümser. Ahmet gizlice en güzel et parçalarını Karaya verir, onu daha kalın bir battaniyeyle sarar, başını okşar, bir kimse izlemiyormuş gibi davranır.
Bırakmaz, der kız. Bir daha asla kovmaz.
Sabah Ahmet erken uyanır, Kara ocak yanındaki halının üstünde oturur, ona dikkatle bakar.
Canlandırdın mı? homurdar Ahmet, pantolonunu çekerken. Öyle görünüyor.
Köpek kuyruğunu sallar, nazikçe bakar, sanki kovulmayacağını test eder.
Kahvaltı sonrası Ahmet dışarı çıkar, çitin yanından yürür, eski bir kulübeyi inceler; on yıldan fazla kimse yaşamamış.
Aysu! evden bağırır. Gel buraya!
Aysu koşar, Kara da peşinde. Köpek artık Aysuya bağlanmış, Ahmete bakmaz.
Bak, Ahmet kulübeye işaret eder. Çatı delik, duvar çürük. Tamir etmeliyiz.
Neden dede? Aysu sorar.
Çünkü boş yerde bir şey olmaz, dağınık olur. diyerek tahtalar, çekiç, çiviler alır, çatıya çalışır, bazen çivi tutmaz, bazen tahtayı çalar.
Kara yakından izler, akıllı bir köpek olduğu belli olur.

Öğleye kadar kulübe yeni bir çatıyla parlar. Ahmet eski bir battaniyeyi içeri koyar, su ve yem kaplarını yanına yerleştirir.

İşte, ter içinde söyler. Hazır.

Dede, Aysu sessizce sorar, bu Kara için mi?

Kim için? Ahmet homurdar. Evde yeri yok, dışarıda yaşamalı, köpek gibi.

Aysu ona sarılır:

Teşekkür ederim, dede!

Tamam, tamam, Ahmet omzunu siler. Ağlamayı bıraktık. Unutma, bu geçici! Normal bir sahibine bulana kadar.

Mehmet Çetin o sırada gelir, yenilen kulübeye, köpeğe, mutlu Aysuya bakar, kurnazca gülümser:

Görüyorsun Pasha, ben de dedim sana Tanrı onu boş yere göndermez.

Boş ver Tanrını, Ahmet bağırır. Sadece canımı yakıyor.

Haklısın, Mehmet başını sallar. Kalbin iyi, sadece saklı.

Ahmet cevap vermek ister ama susar, Kara yeni yuvasını koklar, Aysu başını okşar, sonunda anlarlar: artık bir aile olmuşlar, eksik ama bir aile.

Tamam Kara, sessizce söyler Ahmet. Artık senin evin de burada.

Köpek uzun bir bakış atar, kulübenin yanına yatar, kapıyı izler, insanları bekler.

Rate article
Lifequest
— Dede, bak! — Lila burnunu pencereye yapıştırdı. — Bir köpek!