Sen fakirsin, ben ise başarılıyım!” kocam gülerek söyledi, benim birkaç milyon karşılığında ‘kullanışsız’ blogumu yeni satmış olduğumu bilmeden.

Sen fakirsin, ben başarılıyım! diye, eşim Veli gülerek bağırıyor, blogumu kullanılmaz diye satıp milyonlarca lira kazandığımı bilmeden.

Yiyebildin mi? Veli mutfak kapısını çırparak, araba anahtarlarını scepter gibi sallayarak içeri giriyor. Anlaşma kapandı. Söz verdiğim gibi onları ezdim.

Şebnem yavaşça laptop ekranından gözlerini kaldırıyor. Kızarmış, zaferle parlayan yüzü yansıtılan parlak camda görünüyor.

Sessizce kapağı kapatıyor. Banka uygulaması hâlâ karanlık ekranda, yedi haneli bir tutarı gösteriyor.

Sonuçlandığına sevindim, dengeli bir sesle cevap veriyor.

Veli alayla bir kahraman gibi buzdolabını açıyor.

Sonuçlandı mı? Şebnem, bu bir sonuçlanma değil. Bu, zeka, azim ve sıkı çalışmanın doğal bir sonucu; internette saçma resimlere bakmak değildir.

Blogundan bahsediyor. Beş yıldır ona saçmalık ve zaman kaybı demişti. Şebnem tartışmıyordu. Neden kıyasıya mücadele etsin ki?

Şebnem pencereye yürüyerek gidiyor. Yağmur damlalarıyla lekelenmiş camda akşam ışıkları bulanık bir sulu boya gibi parlıyor.

Beş yıl boyunca aşağılama, alay ve küçümseme yaşadı. O beş yıl, neredeyse yok olma tehlikesi altında olan nadir el sanatları üzerine bir blog yazarak, eski ustalardan hikâyeler topladı.

Küçük resimlerinden bahsederken, Veli buzdolabından pahalı bir şampanya şişesi çıkarıyor, artık bırakma vakti geldi. Yakında daha çok para ihtiyacımız olacak. Yeni bir kırsal ev seçtim. Senin hobin bizi kırmızıya sürüklüyor.

Biz dedi, ama Şebnem açıkça ben duydu. Onun zaferleri hep tek başına, mali sorumluluklar ise ortak.

Hangi seviyedeyiz, fark ettin mi? Veli yaklaşarak mantarı büyük bir patlamayla açıyor. Köpük pencere kenarına sıçrıyor. Ben işleri halleten adamım. Sen… kim olacaksın?

Kendine tam bir bardak dolduruyor, Şebnemin varlığını görmezden geliyor.

Şebnem karanlık camda yansıyan kendi görüntüsüne bakıyor; kendinden emin bir gülümseme, dokunulmaz sandığı pahalı bir takım elbise.

İçinde öfke, burukluk yok; sadece tuhaf bir dinginlik var. Sanki kötü bir film sahnesini izliyormuş gibi.

Sen fakirsin, ben başarılıyım! diye bağırıyor, sanki evrenin değişmez bir yasasıymış gibi. Ailenin yükünü kim taşıyor hatırla.

Veli bir yudum alıyor, tepkisini bekliyor. Ağlama? Çöküş? Sessiz teslimiyet mi?

Şebnem yavaşça ona dönüyor, gözlerine bakıyor meydan okuyan bir tavır değil, hafif bir merakla.

Telefonu cebinde titreşiyor.

Alıcıdan bir mesaj. Büyük bir ulusal medya ağı, kullanılmaz blogunu alıp global bir projeye dönüştürmek istiyor, çalışmalarından çok etkilendiklerini belirtiyor.

Veli, sakin bir sesle, haklısın. Değişme zamanı gerçekten geldi.

Laptopu masadan alıyor.

Otel odası ayırtıyorum, sen kutla. Hak ettin.

Veli bardağı elinde donup kalıyor, şok içinde. Kontrolün kendisinde olduğunu sandı.

Şebnem koridorda montunu çıkarıyor.

Nereye gidiyorsun? bağırıyor, şaşkın. Hı, sinirli misin Şebnem!

Ama o zaten ön kapıyı açmış, adımını atmış, tekrar dönüp aynı sakin gülümsemeyle bakıyor.

Merak etme. Oteli ben kendim ödeyeceğim.

Porterin kapattığı başkanlık süiti ardında Şebnem, yüksek tavanlı oturma odasında yalnız duruyor.

Altında gece ışıkları parlıyor bir saat önce soğuk ve uzak gibi görünen şehir şimdi ışıl ışıl.

Ayakkabılarını çıkarıp, peluş halının üstünde çıplak ayakla yürüyor. His inanılmaz. Bu sadece özgürlük değil, kendine dönüş.

Telefon tekrar titreşiyor; Veliden on kez aranmış, ardından öfkeli, kaygılı, sonunda neredeyse zavallı mesajlar: Şebnem, endişelendim, lütfen ara.

Şebnem susturuyor. Şimdi değil.

Sabah oluyor, güneş odanın içini dolduruyor. Yıllardır ilk kez derin bir uyku çekiyor; kabus, göğüs ağırlığı yok.

Kahvaltıyı sipariş veriyor Veli paraya harcanmaz dediği bir menü ve pencere kenarında ipek bir borcuyla laptopunu açıyor.

Bir e-posta bekliyor: Elif Yıldız, medya grubunun Anadolu Bölümü Başkanı, Şebnemi Ankaraya davet ediyor. Yarın.

Şebnem gülümsüyor. Her şey çok hızlı gelişiyor ama korkmuyor, sadece heyecanlı.

Bu arada Veli çözülmeye başlıyor.

Tüm ortak arkadaşlarını, birkaç eski dostunu, annesini arıyor, Şebnemin aşırı başarı yüzünden bir çöküş geçirdiğini anlatıyor.

Her zaman o blogla kırılgandı, diye fısıldıyor telefonda. Çok hassas. Akılsız bir şey yapabilir diye korkuyorum.

Öğleye kadar kimse Şebnemin deli olduğuna inanmıyor. Sadece Velinin sesindeki panik belli oluyor.

Son darbe, iş ortağından gelen bir arama.

Veli, haberleri gördün mü? Bir el sanatları blogu sekiz milyon euroya satıldı! Zamanın İplikleri adıyla. Bu senin eşinin hobisi değil mi?

Veli donup kalıyor. Şebnemin daha önce bir köyde nakış ustasını ziyaret etmek için para istediğinde adı geçirmişti; o an gülmüş, küçümsemişti.

Hızla internette arıyor; Forbes makalesi, Şebnemin fotoğrafı, gülümseyen, kendinden emin yüzü ve anlaşmanın rakamları sadece büyük değil, hayatındaki en yüksek meblağ.

Velinin kral ve tanrı gibi gördüğü dünya bir anda yıkılıyor. Yüzü öfke ve ilkel bir korkuyla buruşuyor. Şebnemin sakinliğini, gidişini, son sözlerini şimdi anlıyor.

Hemen otelin adını buluyor, bir saat içinde oraya varıyor.

Şebnem Az önce Elifle bir video görüşmesi bitirmiş, sözleşme detaylarını ve stratejiyi konuşmuş.

Şimdi bir bütün olarak bir içerik üreticisi değil, tüm projeleri yönetecek bir bölümü başlatıyor.

Keskin bir kapı çalması duyuluyor. Şebnem kaşlarını çatar; kimseyi beklemiyormuş.

Gözlem deliğinden baktığında Veli orada, solgun yüzü, yanıp tutuşan gözleriyle, her şeyini kaybetmiş gibi.

Kapıyı açıyor.

Konuşmamız gerekiyor, hırlıyor, içeri itiyor. Lüks odanın içinde acı bir gülümseme. Güzel bir yer ama senin paranın mı?

Şebnem kapıyı kapatıp, arkasına yaslanıyor. Bu repliği beklemiş, hazır.

Senin mi? soğukkanlılıkla soruyor. Veli, senin verdiğin iğneler ve iğne parası bile bu geceyi geçiremez. O yüzden senin değil.

Veli şaşkın dönüyor. Planı içeri girmek, korkutmak, hâkim olmak çöküyor.

Bu bizim para, Şebnem! farklı bir taktikle, yalvaran bir sesle deniyor. Aileyiz. Seninki benimki. Ben sana destek oldum, ilham verdim! Ben olmasaydım hâlâ bir yerde de olmayacaktın!

İlham mı? hafif bir gülümseme ile cevaplıyor. Çalışmamı saçmalık diye adlandırıp gerçek iş bul demek mi? Ya da dün beni fakir diye etiketlemek mi? Hangi ilhamı kast ediyorsun?

Her kelime Veliyi bir darbe gibi vuruyor; o geriliyor.

Büyük parayı anlamıyorsun! bağırıyor, saldırganlığına geri dönüyor. Seninle aldatacaklar! O şirket köpekleri seni yiyecek! Bana ihtiyacın var. Varlıkları nasıl yöneteceğimi biliyorum. Hepsini katlayacağız, bir imparatorluk kuracağız!

Şebnem ona doğru adım atıyor, elini uzatıyor, adeta bir davet gibi.

İmparatorluğun dün gece yıkıldı, Veli kesiyor, şampanyayı patlattığın anda. Ve biliyor musun? Bir imparatorluk istemiyorum. Kendi hayatımı kurmak istiyorum.

Telefonundan bir şey yazıyor.

Ne yapıyorsun? Veli soruyor, sesinde gerçek bir korku. Kaynak kaybı mı?

Güvenliği çağırıyorum. Konuşmamız bitti.

Hayır! Veli ona atlıyor. Şebnem, bekle! Şimdi anlıyorum! Yanılmışım!

Güçsüz bir sahne: Eskiden korkulan Veli, şimdi bir kadına yalvarıyor.

Görmüyorsun ki, sadece başka birinin banka hesabındaki rakamları gördün, sakin bir sesle yanıtlıyor. Avukatım boşanma davasını açacak. Ve o ev… unut gitsin. Son anlaşman bile peşinatı karşılamaz.

Arama tuşuna basıyor.

İki iri güvenlik görevi kısa sürede geliyor; profesyonel, sessiz.

Lütfen bu beyefendiyi başka bir odaya yönlendirin, Şebnem söylüyor, Veliye işaret ederek. Oda numarasını yanlış anladı.

Veli direnmiyor, boş bakışlarıyla odadan çıkarılıyor. Öfke yok, sadece boşluk.

Kapı kapanınca Şebnem derin bir nefes alıyor, büyük pencereye doğru yürüyor.

Aşağıdaki şehir ışıkları hayatla çarpışıyor; artık o da bir parçası.

Özgür, güçlü ve sonsuz mutlu.

Yarın Ankaraya uçuşu bekliyor. Yarın gerçek hayatına başlıyor.

Rate article
Lifequest
Sen fakirsin, ben ise başarılıyım!” kocam gülerek söyledi, benim birkaç milyon karşılığında ‘kullanışsız’ blogumu yeni satmış olduğumu bilmeden.