Sıradan İnsanlar

İstanbul sokakları bahar geldiği gibi bir kavga sahnesine dönmüş, havada çiğ taze çiçek kokusu ve çan çınlamadan uzakta bir gürültü vardı. Uzun yıllardır yağmur damlalarının üzerindeki sıcak güneşin akışı beklenen bir neşeyle akmış, gri sokaklar üzerindeki kar taneleri seyre düşmüş, şimdi ise çiçeklerin renkli çiçekli çiçekli çiçekleri gibi ışıldayan derecikler kaldıramanın altından süzülerek dar sokakların köşesine, ardından da Eski Çarşının hemen yanındaki küçük bir kilisenin önüne doğru akıyordu. O kilise de bugün bir hayli kalabalıktı. Minibüsten bir grup kadın, elbiseleri ve başörtüleri mavi, yeşil, beyaz tonlarda süzülerek dışarı fırladı. Başörtüleri yüze çarptı ama hâlâ başlarının üstündeydi. Erkekler ise ceketli, kravatlı ve cıvıltı bir ayakkabı giyiyordu.

Başka bir takside, daha ufak bir arabadan, sakin ve dikkatli bir kadın inip dışarı çıktı.

Elif! Neden tek başına geliyorsun, Elif! Beklemeni söylemek istiyorum, elimi uzatmalıydım! arabadan koşarak gelen adam, kocası Mehmet, Elife yaklaştı.

Bağırma, Ayşen. Ahmet uyuyordu. Fakat sesini yükseltmesek iyi olur. Korkuyorum, Mehmet endişeyle fısıldadı Elif. O, hiç bebek doğurmamıştı! Bir anda anne olmuş, ve yeni doğmuş Ahmetin, bir hafta önce küvetin içinde çığlık attığında gördüğü gibi bir kabusla uyanmasından korkuyordu. O an pediatrik doktor, soğukkanlı ama bir parça ihtiyar bir gözle bakarak, Marina Yılmaz, odada bekledikten sonra içeri girdi, bebek anne kolunda sallanıyordu ve bir ses kesti.

Yatırın, buyurdu Marina.

Ne? Duymadım, ne? karışık bir şekilde kafasını salladı Elif.

Bebeği bırakın, sallamaktan vazgeçin! Kafasındaki bütün kemikleri karıştırmış gibi! Marina Yılmaz, Elifin kulağına bağırdı.

Aman Tanrım! Elif kaşlarını çattı, kocasına bakarak çarptı.

Mehmet kıkırdadı. Elif hâlâ bir kız çocuğu gibi kalmıştı ama bir oğul doğurmuştu; ama nasıl büyüteceğini ikisi de bilmiyordu.

Lütfen artık bırakın çocuğu! Ne kadar da… ne kadar… Vay, ne kadar da güçlüyüz! dedi hemşire. Babanın aynısı!

Mehmet gururla dik durdu. Sizin gibi bir kız çocuğu! diye bağıran kayınvalidesi, Elifin soyu, Elifin çeyi, Romalılar gibi! diye haykırdı. Mehmet de, Sizin Gözünüzdeki burun! diye ekledi.

Alnı geniş, aklı da geniş olmalı! devam etti Marina Yılmaz. Baba ne duruyorsun? Pencereyi kapat, çocuğu ısıt!

Mehmet hemen pencereyi kapattı.

Doktor, çocuk nasıl? Her zaman böyle mi? Elif neredeyse ağlamaya başlayarak fısıldadı.

Erkek çocuk mu? kız çocuğu doğurursan, işin kolay olurdu! Ama bir erkek, alnı geniş! Baba da bir gün annesini sıkardı, ha? şaka yaptı.

Elif bir yandan bebeği kontrol ederken bir yandan da kollarını çırpıyor, bacaklarını havaya kaldırıyor, çırpınan ellerini açıp kapatıyordu.

Kolik, sonunda karar verdi Marina. Şu anda sallamayı bırakın anne! Çocuk sağlam, güçlü. Belki bir emzik de verelim, ne dersiniz? bir anda sesini yükseltti.

Biz emziğe kesinlikle karşıyız! Mehmet, alnını kaşıyarak ileri gitti. Bu kesinlikle gereksiz.

Karşı mı? Marina umursamaz bir sesle sordu. Elif, bebeği babasına ver ve mutfağa gir. Biraz temiz bir bebek bezi takın.

Elif kafasını salladı, ardından yorgun bir şekilde Ahmeti kocasına verdi.

Şimdi bir çay içelim, Elif. Marina kahkahalarla çay, çay! dedi. Çocuk, bir çorba gibi şişman!

Elif, çocuğu kollarına alıp mutfağa girdi. Orada serin, kahve kokusu yayılıyordu.

Çaydanlık var, şeker var, çay demleyelim, bir şeyler ısıracağız… Marina hâkim bir sesle etrafa baktı.

Elif iki fincan koydu. Hemşire ne demek? diye sordu Marina.

Marina bir an durakladı. Yeterince şikayet etmiyorum, sadece insan gibi davranıyorum diyerek omuz silkti. Doktor olmak güzel iş, her hastalığı iyileştirebilirsin, korkmazsın, dedi Elif.

Marina da aynı fikirdeydi. Kitaplar bugün her yerde, internet yeter, sorunlar herkesin aynı. Sen sorumlu bir anne, termometren hep suyun içinde, önlüğün tertemiz, bebek bakımlı. Çay iç şimdi! bir an bir çay bardağını uzattı. Korktun mu? Ahmetin sesini duydun mu? Biraz bağırabilirim.

Hayır, çığlık attı Elif ve gözyaşları döküldü.

Ne oldu? Marina dehşete kapıldı.

Yorgunum. Uyku istiyorum. Ahmet çok yiyor, ıslak bebek bezi sevmiyor, ben de güç yetmez… Elif sızlandı. Gün, ay, yıl, adım bile hatırlamıyorum. Her şey sis gibi. Sınırları aşıyorum. Sınavlarım var, üç sınav daha kalmış, ama çalışamıyorum. Ne yapacağım? bir an ağlamaya başladı.

Marina düşünceli bir öksürük attı. Yardımcılar nerede? Aile var mı? diye sordu, tabletine dokundu. Evet, ama kayınpederler uzakta, gelmeyecekler. Annem evlenmemize ve Ahmete karşıydı. Şimdi de… Ben suçluyum? Elif çayını içti, gözlerini kapattı.

Suçlu mu? Anne olmak? Allahtan bir çocuk mı göndermiş? Beş kilo mu, dört buçuk kilo mu? Marina gülümsedi. Ahmet dört kilo altı gram, ne kadar da şirin! Elife takıldı. Senin gibi bir hediye almış, utanman lazım! Marina göz kırptı. Yiyip uyumaya çalış. Çocuğun sıkılmış, uzun uyuyacak, sen de dinlen. Ben gidiyorum, not al, masaj yap, endişelenme.

Marina hafif bir omzuna dokundu ve çıkıp gitti.

Elif bir anda köfteyi çabuk yedi, elma püresi çayını içti. Slavyan, ev yapımı bir şurup alıp ona verdi ve hemen mutfak kanapeinde yattı. Battaniye çekmeye çalıştı ama yorgunluk onu yuttu. Uykuya daldı.

Sanki dün gibi hatırlıyordu. Şimdi ise krem rengi bir elbiseyle, alçak topuklu ayakkabılarla kilisenin sağ tarafındaki küçük bir evin önünde Ahmeti kucağında tutuyordu. Bugün Ahmetin vaftizi yapılacaktı ve Elif çok korkuyordu.

Elif, artık! Ahmeti buraya koy! Ah! Tatlı küçük oğlum! Slavyan şirin bir sesle mırıldandı ve davetlilere doğru yürüdü.

Kısa bir süre içinde evin içinde vaftiz töreni gerçekleşti. Ahmet bir iki kez hıçkırdı, çığlık attı, sonra mavi gözleriyle tavanın üzerindeki kutsal resimlere baktı ve şaşkınlıkla bakışlarını ona çevirdi. Misafirler gülümsedi, kefene benzer bir arkadaş, Elifin yakın arkadaşı, genç bir kız, başını salladı.

Ahmet, çok sağlam bir fındık! dedi kadın Elife. Harika bir çift, bravo!

Marina Yılmaz, demir bir kapıdan içeri girip haç işaret etti. Çevrede bir gözlük takan, kapüşonlu bir adam vardı, ama o da bir takım elbise giymişti. Marina, Burada bir yerde başını çıkaramazsan, Tanrının gücüne güven! dedi.

Lütfen şapkanızı çıkarın, burası ibadet yeri! Marina uyardı adamı.

Adam, isteksizce şapkasını çıkardı, kel başını taradı. Marina başını salladı, Gelenek yok, artık kimse takip etmiyor dedi.

Teşekkür ederim, genç adam, homurdandı adam, hem Marinaya hem Ahmete bakarak.

Güzel bir vaftiz, şirin bir çift, harika bir bebek! hemşire onayladı. Elife dokunmadı.

Vaftiz vaftiz demektir. Çocuk sadece sıkıntı çekiyor! adam çıkıştı.

Anlamıyorsunuz, genç adam Marina başını salladı.

Müşteri, Ahmeti vaftiz etmemiz lazım. O zaman her şey düzelir, Şaşkın da iyileşir! seslendi Marina, bağırarak.

Marinanın eşi, mimar bir adam, bir erkek çocuğu, Savaş, doğmuş, büyük bir neşe, mutlu. Gençler, güçlü, Marina pediatrik doktor, güzel! Hepsi kolayca gidecek!

Mikhail, gururla arkadaşlarıyla bir kahve içti, balık tutmayı, at sürmeyi, odun kesmeyi hayal etti, sonra bir telefon çaldı.

Acil durum. Şansızlık. Şansızlık! Mikhail karışık konuştu. Ne dediniz? şaşkın bir bakışla arkadaşlarına baktı, tabureye oturdu. Anlamadım

Mikrobların, ilaçların, yeni doğmuş çocuğa iğnenin, Marinanın gözyaşları ve Mikhailın öfkesi, Igor Beyin kavgaları, hastane koridorları

Igor, gerçeği söyle! Kim suçlu? Mikhail masada yumruk atıyordu, duvara çarparak. Çocuk iyileşecek, bir şeyler söyle!

Şimdi ne? Igor şüpheyle cevapladı. Çalış, ona yiyecek al, süt ver. Ben çalışmıyorum, Igor saatine baktı.

Sen her zaman çalışmıyorsun! Mikhail bağırdı. Şimdi ne yapacağız?

Çocuk hastaneden çıktı, ben taksiyle evine götürdüm, evde temiz bir ortam var, operasyon da yapılabilir! Marina bir kağıt verdi Elife. Masa altında gözlem yap, masaj yap, panik yapma. Her şey düzelecek! kâğıdı eline verdi.

Elif bir anda köfteyi çabuk yedi, çayını elma şurubu ile içti. Slavyan gerçek bir el yapımı şurup almış, ona verdi ve hemen mutfak kanapeinde yattı. Battaniye çekmeye çalıştı ama yorgunluk onu yuttu. Uykuya daldı.

Sanki dün gibi hatırlıyordu. Şimdi ise krem rengi bir elbiseyle, alçak topuklu ayakkabılarla kilisenin sağ tarafındaki küçük bir evin önünde Ahmeti kucağında tutuyordu. Bugün Ahmetin vaftizi yapılacaktı ve Elif çok korkuyordu.

Elif, artık! Ahmeti buraya koy! Ah! Tatlı küçük oğlum! Slavyan şirin bir sesle mırıldandı ve davetlilere doğru yürüdü.

Kısa bir süre içinde evin içinde vaftiz töreni gerçekleşti. Ahmet bir iki kez hıçkırdı, çığlık attı, sonra mavi gözleriyle tavanın üzerindeki kutsal resimlere baktı ve şaşkınlıkla bakışlarını ona çevirdi. Misafirler gülümsedi, kefene benzer bir arkadaş, Elifin yakın arkadaşı, genç bir kız, başını salladı.

Ahmet, çok sağlam bir fındık! dedi kadın Elife. Harika bir çift, bravo!

Marina Yılmaz, demir bir kapıdan içeri girip haç işaret etti. Çevrede bir gözlük takan, kapüşonlu bir adam vardı, ama o da bir takım elbise giymişti. Marina, Burada bir yerde başını çıkaramazsan, Tanrının gücüne güven! dedi.

Lütfen şapkanızı çıkarın, burası ibadet yeri! Marina uyardı adamı.

Adam, isteksizce şapkasını çıkardı, kel başını taradı. Marina başını salladı, Gelenek yok, artık kimse takip etmiyor dedi.

Teşekkür ederim, genç adam, homurdandı adam, hem Marinaya hem Ahmete bakarak.

Güzel bir vaftiz, şirin bir çift, harika bir bebek! hemşire onayladı. Elife dokunmadı.

Vaftiz vaftiz demektir. Çocuk sadece sıkıntı çekiyor! adam çıkıştı.

Anlamıyorsunuz, genç adam Marina başını salladı.

Müşteri, Ahmeti vaftiz etmemiz lazım. O zaman her şey düzelir, Şaşkın da iyileşir! seslendi Marina, bağırarak.

Marinanın eşi, mimar bir adam, bir erkek çocuğu, Savaş, doğmuş, büyük bir neşe, mutlu. Gençler, güçlü, Marina pediatrik doktor, güzel! Hepsi kolayca gidecek!

Mikhail, gururla arkadaşlarıyla bir kahve içti, balık tutmayı, at sürmeyi, odun kesmeyi hayal etti, sonra bir telefon çaldı.

Acil durum. Şansızlık. Şansızlık! Mikhail karışık konuştu. Ne dediniz? şaşkın bir bakışla arkadaşlarına baktı, tabureye oturdu. Anlamadım

Mikrobların, ilaçların, yeni doğmuş çocuğa iğnenin, Marinanın gözyaşları ve Mikhailın öfkesi, Igor Beyin kavgaları, hastane koridorları

Igor, gerçeği söyle! Kim suçlu? Mikhail masada yumruk atıyordu, duvara çarparak. Çocuk iyileşecek, bir şeyler söyle!

Şimdi ne? Igor şüpheyle cevapladı. Çalış, ona yiyecek al, süt ver. Ben çalışmıyorum, Igor saatine baktı.

Sen her zaman çalışmıyorsun! Mikhail bağırdı. Şimdi ne yapacağız?

Gel, çocuğu babasına ver, mutfağa gir, temiz bir bez koy. Tamam mı? Marina yine bir kağıt uzattı.

Elif, gözlerini kapatıp çocuktan bir anlığına sıkıldı, ardından Yeter! diye bağırdı ve çocuğu Mehmete verdi. Mehmet, Tamam dedi ve çocuğu mutfakta temizledi.

İstanbulun bahar gününde, kilisenin avlusunda, Marina Yılmaz gülümseyerek Elif ve Mehmeti izledi; her şeyin yoluna gireceğini bilerek. Güneş ışıltılı sulara yansıyor, sokaklar temiz, bahar hazırdı. Ve o sabah, Ahmetin minik elleriyle tutulan yeni bir umut, İstanbulun çiçek açan sokaklarında hafif bir rüzgar gibi süzüldü.

Rate article
Lifequest
Sıradan İnsanlar