Onun Patronu

Ben, bir gazetede ana editör olarak çalışan Mehmet Çelikin ofisine girmeye hazırlanırken saatin ne kadar çabuk geçtiğini düşünmeden edemedim. Elif Yıldız, sabahın kör vaktinde uyanmış, alarm çalmış ama evdeki elektrik kesintisi yüzünden saat durmuştu. Bir an önce turnikeden geçip Mehmet Beyin yanına varmazsam, geç kalma mazeretiyle bir açıklama mektubu yazmak zorunda kalacaktım. Bu mektupta, geçen ay en iyi çalışan seçilen birinin nasıl bu kadar gecikebileceğini anlatmak zorunda kalacaktım.

Mehmet Bey, evrakları seven biriydi. Açıklama mektupları, onay belgeleri, tebrik kartları, özür dilekçeleri ve alışveriş listeleri Çalışanların eline geçen her kağıt onun gözünden eksik olmazdı. Neden bu kadar bürokrasiye meraklı olduğunu kimse bilmiyordu.

Eşi, Zeynep Çelik, sürekli ona market alışveriş listeleri gönderir, çalışanlar da ona türlü raporlar ve notlar fısıldardı. Mehmet Bey her şeyden memnun kalırdı.

Neden bu kadar dayanıyorsunuz? diye bağırdı Elifin arkadaşı Yeliz. Yeliz, iki odalı bir daireyi Elif ve arkadaşının yarı yarıya ödünç aldığı kafede garsonluk yapıyordu ve iş bulmanın zor olduğunu düşünüyordu. Tanrım! Senin yüzünden ormanlar kesilecek! Elektronik posta at, modern ve çevreci olur!

Anlamıyorsun Yeliz, diye içini çeken Elif. O adam tam bir evrak yığını. Kağıtlar tüm ceplerinden taşarıyor, not defterinden damlıyor. Sanırım bu ona iyi geliyor. O da kendi hâlinde, ne deyince ne demiş. Ücretini iyi ödüyor, bahar aylarında bize gönüllü temizlik yaptırmıyor.

Yeliz, bu sözü kafasına koydu. Çalıştığı kafede, her bahar çalışanları bahçeyi boyamaya ve duvarları temizlemeye zorlarlardı. Boya ve toz Elifi hapşırttığı için temizlik günleri Elifin bahane bulmasına yardımcı olmuştu, bu yüzden bir daha gündeme gelmedi.

Bugün, Elif Mehmet Beyin önünden bir adım bile önde geçemezse, bir saniye bile önde duramazsa, açıklama yazmak zorunda kalacaktı.

Ne kadar çok şey söyleyecek?

Çalar saat bozulmuş, evin tamamı kararmıştı. Elif ve Yeliz, buzdolabının altındaki sızıntıyı temizleyip, akşamdan kalan soğuk yulafı aceleyle yediler, sonra musluk suyunun hâlâ akıyor olmasına minnettar kalarak yüzlerini yıkamaya çalıştılar. Sonra kadın malzemeleririmel, allık, göz farı, rujkullanarak kendilerini toparladılar.

Yelizin ceketi, dondurucunun önündeki soğuk su birikintisine atlayan kedi Mırmırın üzerine atlamasıyla buruşmuştu. Mırmır, çığlık atarak çarptığı Yelizin terliğiyle bir anda sıkışıp, tüylü arkası kanayan bir hâle düşmüştü. Kedi hâlâ öfkesiyle balkona kaçtı.

Yeliz, ütünün çalışmadığını fark edip başka bir ceket aramaya başladı

Tüm bu süreç, Elifin zamana karşı yarışını daha da zorlaştırdı. Sonunda, Elif arkadaşını giydirdikten ve ona iyi bir gün diledikten sonra, tramvayın çıkış kapısına koştu. Kalabalığın içinde bir adam onu nazikçe tutup, Kapı kapanmasın diye dedi. Elif ona bakınca, o el bir anda kayboldu; adam da bir an içinde ortadan kaybolmuştu.

Şimdi, trafikteki ışıkları toplamak, korkuluklara çarpmak ya da çalınmak gibi bir tehlikeden kaçınması gerekiyordu; kalabalıkta her şey mümkün olabilirdi.

Eğer Elif işe geç kalırsa, primini kaybederdi. O prim, deniz tatili, yeni bir mikrodalga fırın ve bir çift ayakkabı için ayrılmıştı. Kızlar ona lastik prim diyorlardı. Elif bu primi hak etmişti; ama tek bir hata her şeyi mahvedebilirdi.

Elif, tramvayın kapısına yaklaşırken bir genç, kolundaki ceket kolunu hafifçe kaldırarak ona yuvarlak bir kol saati gösterdi. Saatin birden fazla kadranı ve bir sürü ibresi vardı.

Elif, Geç mi kalıyorum? diye korkmuş bir sesle sordu.

Bugün gün çorap gibi diye cevap verdi genç.

Evet dedi Elif, çantasını terlemiş omzuna sıkıca bastırarak.

Biliyor musunuz, şöyle derler: Seni bekleyen yere asla geç kalmazsın gülümsedi genç.

Elif dudaklarını büzdü. Normalde bir başına onay verirdi ama şu anda mikrodalga ve deniz tatili söz konusuydu, bu felsefe ona pek mantıklı gelmedi.

Benim adım Kaan dedi genç, bir an duraksadı, ardından devam etti: Peki ya sizin?

Ben Elif Demir. Geçebilir miyim, genç adam? dedi Elif, çanta sırtına daha da bastırarak.

O sırada, büyük bir kadın, şık bir palto ve dantelli eldivenlerle süslü, güzel bir parfüm kokusuyla gelen bir kadın, Elifin önüne adım attı. Kadının göğüs kısmı büyük bir kıvrımla öne çıkıyordu, dudakları kırmızı pancar gibi boyanmıştı. Kadın, kolunu çarparak Kaanın koluna değdi ve:

Özür dilerim! diye homurdandı. Dışarıda fırtına var!

Elif, bir anda patronun karısı olduğunu anladı. Kimse daha önce bu kadını görmemişti; fotoğrafları bile Mehmet Beyin ofisinde asılı değildi. Ama sesini yüksek sesli hat üzerinden duymuştu herkes.

Sabah gazeteyi gördüm, Mehmet! Bu haber işe yaramaz! Mamut hikayesi bitti, anlamıyor musunuz? diye bağırdı. Bir adam gazeteyi çöp kutusuna attı, bir evsiz

Kadın, açıklamaları eksiksiz bir şekilde sürdü, çalışanlar ise bu korkunc patronun karısının öfkesiyle titriyorlardı.

Ne demek istiyorsun? diye sordu bazı çalışanlar.

Çıktı. Senin mamutların, Sevima girmedi! dedi bir muhabir alaycı bir tavırla. Şimdi benim porselen sergim bu timsah kadını sevdi!

Mehmet Beyin gür sesi, konferans salonuna doğru giden herkesin kulağına çaldı.

Patronun karısı, ofiste nadiren görünse de, gölgesi her yerde hissediliyordu.

Kim bu, Petrunun işini eleştirecek? diye bağırdılar bakkal kızları. Zavallı! Çorba yiyip çay içerek rahatlayacak, ama o zaten telefonları çaldırıyor!

Mehmet Çelik, tramvaya binip, bir grup gençten birini yere çarparak oturttu, yanında kendisini oturtturdu. Kaan, Üzgünüm, sadece diye mırıldandı.

Ne, ne? diye bağırdı Elif. Nasılsın?

Tamam, bir şey olmaz dedi Kaan. Ben de bir şey soruyorum, anne nerede? diye sordu Kaan.

Anne, ayda bir defa geliyor, bu cumartesi mi? diye sordu Mehmet Beyin eşi.

Bugün çarşamba diye yanıtladı bir çalışan.

Babanı sormazlar! diye bağırdı Gülseren Çelik.

Kaan omuz silkerken, Elife fısıldadı:

Komik değil mi? dedi. İsminizi hatırlamıyorum

Tramvay çaldı, birden sallandı. Kaan, çöp gibi olmayan kirli çenesini Elifin yanına sürttü.

Ne diyorsun? çığırttı Elif.

Çok özür dilerim. Fırtına gibi dedi Kaan, gözlerini Gülserene çevirerek. Üç gün tıraş olmamıştım.

Elif, Uykunuz yok diye bağırdı.

Hayır, şu an arkadaşlarıma koşacağım, köpeği gezdireceğim, sonra eve döneceğim, teşekkür ederim dedi Kaan.

Gülseren, masalın altın balığı gibi, hâlâ kağıt yığınları topluyordu.

Mehmet, ne alacaksın? diye bağırdı. Bu listeyi hatırla: temizleme, masajcı adresi, sipariş Bunları al, taze olsun, anladın mı? Kardeşime ve yeğenlerime bir şeyler alınca pazar günü gideceğiz. Mehmet onayladı. Tamam, devam

Gülseren kağıtları bir bir topladı, Mehmet ise Elifin gözleriyle karşılaştı. Gözlerinde bir çaresizlik, bir ricâ vardı; Elif bu sahnenin gizli kalmasını istedi. Böylece ikisinin arasında bir sır oluştu.

Mehmet, bir zamanlar basit bir gazeteci iken, Elifin gözünden yükseldim. Ona yetenek gördü, eşinin de desteğiyle. Gülseren ise bir gün bir gazeteci olarak yükselişi sağladı, ama asla ofiste çalışmadı; telefon görüşmeleri, kafe sohbetleri, aile hayatını kontrol etme onun işiydi.

O, Mehmetin yükselişine, bir eski tanıdık Fikretin Şef lakabıyla yardım etti. Fikret, bir zamanlar gazetede taht gibi bir isimdi, ama Gülserenin enerjisiyle onu yönlendirdi.

Fikret, bunu ayarla! Mehmet artık çocuk değil, işini büyüt! diye bağırdı Gülseren. Sana bir akşam yemeği borçluyum.

Fikret, Temiz Liste adlı gazeteye telefon etti, ve sekreter bir Görev Ataması belgesi bastı.

Gülseren memnun kaldı, ama akrabasına migren diye bahane etti, akşam yemeği iptal etti. Yine de Fikretin yardımıyla Mehmet baş editör oldu.

Mehmet, yeni odasına otururken; Gülseren, yapamam! Bu makineyi yönetemem! diye homurdandı, ama çay ve poğaçalar geldiğinde sakinleşti.

Gülseren, garsonu bütün detaylarıyla süzdü, Mehmete omzuna bir el koydu ve:

Sorun yok, Mehmet! Çaylar yakıt gibi. Çalışacağız!

Mehmet, gizlice Gülserene telefon açar, makaleleri nasıl yönlendireceğini sorar, çünkü o eşinin fikirlerine saygı duyar, onun hayatı onunla iç içe geçmiştir. Gülseren, mide hastalığıyla sık sık hastaneye gider, ama arada bir Temiz Listeyi yönetir.

Mamut haberi, gazetede birinci sayfaya çıktı; Gülseren bu haberi beğenmedi.

Mamutlar iyi bir haber! dedi gazeteci Serkan, bir yandan Gün ışığı lambası konulu bir haber hazırlıyordu. İnsanlar tarih öncesi şeyleri sever.

Mehmet, Serkanı beş kez aradı, ama Gülseren telefon açmadı; o alışveriş merkezinde dolaşıyordu.

Mamut haberi birinci sayfada yer aldı; Gülserenin asabını bozdu.

Gülseren, çalışanların giriş çıkışlarını izlemek için sistem yöneticisinden veri tabanına erişim sağladı; geç kalanları, dakikalarca gecikmeleri raporladı.

Durun, sadece bir durum vardı Hepimiz insanız! diye savundu çalışanlar.

Öyle mi? O zaman ben de ayrılıyorum. Beni koruyorsun, ama beni aptal gibi tutuyorsun. Böyle, hoşça kal! diye bağırdı Gülseren.

Mehmet, yemekhane koştu, yasaklanmış poğaçaları çaldı, çayını hızlıca içti, şeker eklemeden, ardından uyarı mektupları topladı, kadına okuttu, süsledi, ardından özür dilerim diyerek işten çıkarmadı.

Bir gün, Gülseren, Elife bakarak:

Elif, o prim senin mi? diye sordu.

Elif, kaşlarını kaldırdı, kızdı ama sonra yatıştırdı.

Ne? Gülseren, sen yanıldın! Elif uzun zamandır hayalinde dedi Mehmet, kafasını sallayarak.

Gülseren, çantasını topladı, Kaan Elifi kapıya doğru itti. Elif, ona teşekkür etti.

İşte kadın! Bir bulldozer gibi! dedi Kaan, alaycı bir sesle, Elife el uzatarak tramvaya çıkarken.

Mehmet Çelik, yürürken bir an durakladı, ne vedalaşacağını ne gitmesini bilemedi.

Hoşça kal! gülümseyerek Kaan, ikisine de el salladı. Bu kadın! Bir bulldozer! diye tekrarladı ve gitti.

Elif, ne görüyorsun? diye fısıldadı Mehmet. Her şey bizim aramızda kalsın, tamam mı? Yargılamayın, herkes elinden geleni yapar.

Elif, cevabını vermek istedi ama bir bakışla sustu, çünkü bir yandan onunla bir nik hâlinde olmadığını fark etti.

Mehmet, bir an düşündü: Ben, Gülseren olmadan ne olurdum? Gülseren, sürekli aramalar, telefonsuzluk, hastane ziyaretleri O, Mehmetin hayatını planlar, ama aynı zamanda ona aşık olurdu.

Akşam olduğunda, Gülseren yorgun, parfüm kokan, evine döndüğünde Mehmeti özlediğini anladı. O da aynı duyguyu taşıyordu; kedileri sever, bir yandan da bir kedi gibi sevecen

Elif, Maya uygarlığına dair bir makale yazdı, akşam geç saatlerde editörden çıktı, yorgun ama tatmin olmuş bir şekilde; yaratıcı insanlar böyle bir hâle düşer.

Kaan, bir çiçek buketi uzattı:

Çiçekleri sevmediğinizi duydum, işte bir demet.

Elif, gülümseyerek kabul etti.

Beni yönlendirebilir misiniz? Bir tramvayda öpücükten sonra hak ettiğimi hissediyorum diye şaka yaptı Kaan.

Elif kaşlarını çattı, ama çiçekleri ve KaanVe sonunda, bütün bu karmaşık günlerin ardından, Elif ile Mehmet bir fincan çayın buharı altında yeni bir sabahı beraber karşıladılar.

Rate article
Lifequest
Onun Patronu