Valeriya mutfakta bulaşık yıkarken, ışığı kapatarak içeri giren İvan, “Hâlâ aydınlık, elektriği israf etme,” diye homurdandı. Valeriya çamaşır makinesini çalıştırmak istediğini söyleyince, İvan “Gece yıkarsın, elektrik ucuz olunca. Suyu da bu kadar çok açma, Valeriya, çok harcıyorsun, böyle para saçılmaz,” diyerek suyun basıncını azalttı. Valeriya kocasına üzgün üzgün baktı, ellerini kurulayıp masaya oturdu: “İvan, kendine hiç dışarıdan bakmayı denedin mi?” dedi. Aralarındaki birikmiş yılların, cimrilik, tatile bile gidememişlik, üst baş eksikliği, kaynana evinde yaşamanın sıkıntısı ve defalarca ertelenen hayat hayalleri üzerine ateşli bir tartışma başladı. “Sen bizi sevmiyorsun, sadece parana kıyamıyorsun. Hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorsun ve bizimle yaşayarak aslında kendine yazık ediyorsun,” dedi Valeriya. Cevap yerine suskunluk ve keskin bakışlar yükseldi. Biriktirilen her kuruşun, her ödün verilen tatilin ve her kısmadan yapılan mutfak alışverişinin sonunda Valeriya kararını açıkladı: “Artık senden ayrılıyorum. Hayatımı ertelemeyeceğim. Tr, çocuklarım için, kendim için; tertemiz bir gelecek ve özgür bir yaşam için gidiyorum. O çok övündüğün hesapları da böleceğiz ve ben hepsini harcayacağım. Kalan hayatımda hiçbir şeyi biriktirmeyeceğim. Yaşayacağım. Sen ise yeni bir hayat kurmanın ne demek olduğunu ancak o zaman anlayacaksın…” İki ay sonra İvan’la Valeriya boşandılar.

Ayşe mutfakta bulaşıkları yıkarken, eşi Mehmet içeriye girdi. Mutfağa gelmeden önce lambayı kapadı.
Hâlâ yeterince aydınlık var, elektrik harcamamıza gerek yok, dedi, suratsızca mırıldanarak.
Çamaşır makinesini çalıştıracaktım aslında, dedi Ayşe sessizce.
Geceleri çalıştırırsın, diye lafı kesti Mehmet. O zaman elektrik daha ucuz. Bir de musluğu açarken biraz dikkat et ne olur. Hem suyu çok harcıyorsun Ayşe, hem de parayı sokağa atıyorsun farkında değilsin. Hiç mi düşünmüyorsun, suyu böyle bırakırsan, paramız çöpe gidiyor.
Mehmet suyun ayarını düşürdü. Ayşe, kederle kocasına baktı. Sonra tamamen musluğu kapattı, ellerini kuruladı ve masaya oturdu.
Mehmet, hiç kendine dışarıdan baktığın oldu mu? diye sordu.
Her gün yeterince bakıyorum işte kendime, dedi Mehmet öfkeyle.
Peki ne görüyorsun? diye üsteledi Ayşe.
Yani kendim hakkında mı? diye sordu Mehmet.
Bir eş ve baba olarak, dedi Ayşe.
Eş gibi eşim işte, baba gibi bana. Yani bildiğin sıradan biri. Ne iyi ne kötü, ortalama. Daha ne istiyorsun?
Demek istiyorsun ki, tüm kocalar ve babalar senin gibiler? dedi Ayşe.
Amacın ne, kavga mı çıkarmak? dedi Mehmet homurdanarak.
Ayşe artık geri dönüşü olmadığını ve bu konuşmanın devam etmesi gerektiğini fark etti. Bir gün Mehmet’in sonunda birlikte yaşamanın neye benzediğini anlayacağını umut ediyordu.
Mehmet, biliyor musun, şimdiye kadar neden benden ayrılmadın? dedi.
Neden ayrılacakmışım ki senden? diye sordu ve sırıttı.
En başta, çünkü artık beni sevmediğini biliyorum, dedi Ayşe. Çocuklarımızı da sevmiyorsun.
Mehmet karşılık vermek istedi ama Ayşe devam etti.
Sakın Öyle bir şey yok deme. Kimseyi sevmiyorsun. Bu konuyu tartışmak istemiyorum boşuna. Ben asıl şunu söylemek istiyorum: Benden ve çocuklardan neden şimdiye kadar ayrılmadın biliyor musun?
Neymiş peki? dedi Mehmet.
Cimriliğinden, dedi sakince. Çünkü sende öyle bir para düşkünlüğü var ki Mehmet, ayrılık senin için sadece büyük maddi kayıp demek olurdu. Kaç senelik evliyiz? On beş mi oldu? Peki tüm bu yıllar neye gitti? Ne başardık hep beraber? Evlendik, çocuklarımız oldu, evet. Ama başka ne yaptık sence?
Daha önümüzde koskoca bir hayat var, dedi Mehmet.
Yok Mehmet, bak işte en kötü kısmı bu, yok. Olan hayatımızın sonu yani. Bak, şu zamana kadar hiç deniz kenarında tatile gittik mi? Hiç. Yurtdışına gitmedik, tamam ama ülke içinde bile tatil yapmadık. Hep yazları şehirde geçirdik. Hatta mantar toplamaya bile gitmedik. Çünkü bu tür şeyler pahalı.
Biz geleceğimiz için para biriktiriyoruz, dedi Mehmet, inançla.
Biz mi? dedi Ayşe, şaşkınca. Bence sadece biriktiren sensin.
Sizin için biriktiriyorum, dedi Mehmet.
Biz derken? Ben ve çocuklar için mi cidden? Her ay kendi maaşını ve benimkini hesaplıyorsun, çocuklar ve benim için mi saklıyorsun bu paraları 15 yıldır?
Tabi ya, kim için olacak, dedi Mehmet. Sayemde banka hesabımızda dünya kadar para var biliyor musun?
Hesabımızda mı? dedi Ayşe, kaşlarını kaldırarak. Bence sadece senin hesabında birikiyor bir şeyler. Ama bak, madem ki öyle, bana biraz para ver de ben de kendime ve çocuklara yeni kıyafet alayım. Çünkü bıktım, evlenirken giydiğim elbiseleri giymekten. Ya da abinin eski karısından kalanları. Çocuklar da üst başlarını kuzenlerinden alıyor hep. Ve asıl önemlisi, ben artık kendi evimi tutmak istiyorum. Senin annenin evinde yaşamaktan yoruldum.
Annem bize iki oda ayırdı, dedi Mehmet. Anama laf etmen yakışık almaz. Kıyafet meselesine gelince, neden gereksiz şeylere para harcamalım ki? Abimin çocuklarının küçülen giysileri gayet iyi çocuklarımıza oluyor.
Bana ne olacak? dedi Ayşe. Kimin eski giysilerini giyeceğim? Abininki mi?
Kime süsleneceksin ki? dedi Mehmet. Gülünç, valla. İki çocuk annesisin. Otuz beşine geldin. Fazla abartma.
Ne yapmam gerekiyor peki, dedi Ayşe.
Biraz hayata başka gözle bakmayı dene, dedi Mehmet. Hayatın anlamı giysi, ev ya da öyle şeylerde değil. Daha yüce şeyler var.
Sen şimdi hangi yüce şeylerden bahsediyorsun? dedi Ayşe, şaşkın.
Manevi gelişimden tabii. Toplumda asıl değerli olan şeylerden. Biraz yüksel bak bakayım etrafındaki bu giysi ve ev meselesinin ötesine.
Anladım, dedi Ayşe. Yani o yüzden tüm parayı tek başına saklıyor, bize bir kuruş vermiyorsun. Bizi manevi olarak büyütmek için. Doğru anladım değil mi?
Size para emanet edilmez, diye bağırdı Mehmet. Anında harcarsınız hepsini! Yarın başımıza bir iş gelse, neyle geçiniriz, düşündün mü?
Ne zaman başlayacağız, gerçekten yaşamaya? dedi Ayşe, gülerek. Yoksa senin başımıza bir şey gelirse dediğin şey şimdiden başlamış da farkında mıyız?
Mehmet sustu, hiddetle karısına baktı.
Sen sabun, peçete, tuvalet kağıdında bile tasarruf yapıyorsun, devam etti Ayşe. Fabrikadan getiriyorsun sabun ve el kremi, onlara bile para harcamıyorsun.
Damlaya damlaya göl olur, dedi Mehmet kuru bir şekilde. Hepsi küçükten başlar, gereksiz pahalı sabuna, krem ve tuvalet kağıdına para vermek saçma.
Hiç olmazsa bir süre söyle, daha ne kadar böyle sürecek bu çile? On sene? Yirmi? Kaç yaşında insanca yaşamaya başlayacağız? Ben otuz beş yaşımdayım, hâlâ bekliyorum demek ki?
Mehmet yine bir şey demedi.
Kırk yaşında mı başlarız yaşamaya? dedi Ayşe, alaycı bir ifadeyle.
Sessizlik.
Elli mi? dedi Ayşe. Belki ellide başlarız? Hala cevap yok. Altmış desen? Belki biriktirdikten sonra
Mehmet yine konuşmadı.
Tamamdır, çok saçma konuşuyorum. Kim ellisinden sonra yaşamaya başlar ki. Ama altmışta? O zaman epey paramız birikmiş olur değil mi? Belki o zaman yeni kıyafet alırım, çocuklar da alır.
Yine cevap yoktu.
Bak Mehmet, Ayşe’nin sesi ciddileşti. Şimdi düşündüm de ya altmışı göremezsek? Senin cimriliğin yüzünden kötü besleniyoruz, sağlığımız da iyi değil. Hep ucuz ve sağlıksız şeyler yiyoruz. Ve hiç keyfimiz yok. Böyle yaşanmaz.
Annemin yanından çıkarsak, iyi beslenirsek para biriktiremeyiz, dedi Mehmet.
Tam da bu yüzden senden ayrılıyorum, dedi Ayşe. Çünkü artık hayatımı biriktirerek geçirmek istemiyorum. Sen tasarruf etmeyi seviyorsun, ama ben sevmiyorum, tüketeceğim.
Nasıl geçineceksin ki? dedi Mehmet dehşetle.
Her şekilde, dedi Ayşe. Gerekirse çocuklarla uygun fiyata bir ev tutarım. Maaşım seninkinden az değil. Hem ev kirası da öderim, elbise de alırım, yiyecek de alırım. Hem de elektrik, gaz, suya dair azar işitmeden. Çamaşır makinesini gündüz çalıştırırım. Unutursam ışığı kapatmayı o kadar da dert etmem. En iyi tuvalet kağıdını alacağım. Masamdan peçete eksik olmayacak. Ve indirim beklemeden canım ne isterse alışverişte alacağım.
Bir kuruş kenara koyamazsın! dedi Mehmet şaşkınlıkla.
Olur mu canım, dedi Ayşe. Çok da rahat koyarım. Ama sırf senin gibi biriktirmeyeceğim, istemiyorum çünkü. Senin vereceğin nafakanın her kuruşunu harcarım. Tüm maaşımı da. Ne kadar varsa. Ayın sonunu beklerim, hafta sonları çocukları sana ve annene bırakırım. Ben de tiyatroya, konsere, sergilere giderim. Yazları da denize. Nereye gideceğime henüz karar vermedim, ama mutlaka bir yere gideceğim. Senden kurtulunca karar veririm.
Mehmetin gözleri karardı, içine panik çöktü. Kadıncağız giderse, nafaka sonrası ne kadar para kalacak onu hesapladı. Bir tek, Ayşenin deniz tatiline harcayacak olması kafasında yankılandı. Resmen kendi parası sokağa gidecek diye düşündü.
Ama en önemlisini söylemedim, dedi Ayşe. Bankadaki biriktirdiğimiz paraya ikimiz de ortaktık, unutma. Onu da ikiye böleceğiz. Kaç senedir birikti bilmiyorum ama büyük ihtimalle iyi para vardır. Onu da harcayacağım. Daha fazlasını biriktirmeden, şimdi harcayacağım. Şimdi yaşamaya başlayacağım.
Mehmetin dudakları kıpırdadı, tek kelime bile edemedi. Hem korkudan hem çaresizlikten, eli ayağına dolaştı.
Mehmet, biliyor musun asıl hayalim ne? dedi Ayşe. Hayatımın sonunda hesabımda tek bir kuruş kalmasın istiyorum. O zaman gerçekten yaşadığımı bileceğim çünkü, her şeyimi kendime harcamış olacağım.
İki ay sonra Ayşe ile Mehmet boşandı.

Rate article
Lifequest
Valeriya mutfakta bulaşık yıkarken, ışığı kapatarak içeri giren İvan, “Hâlâ aydınlık, elektriği israf etme,” diye homurdandı. Valeriya çamaşır makinesini çalıştırmak istediğini söyleyince, İvan “Gece yıkarsın, elektrik ucuz olunca. Suyu da bu kadar çok açma, Valeriya, çok harcıyorsun, böyle para saçılmaz,” diyerek suyun basıncını azalttı. Valeriya kocasına üzgün üzgün baktı, ellerini kurulayıp masaya oturdu: “İvan, kendine hiç dışarıdan bakmayı denedin mi?” dedi. Aralarındaki birikmiş yılların, cimrilik, tatile bile gidememişlik, üst baş eksikliği, kaynana evinde yaşamanın sıkıntısı ve defalarca ertelenen hayat hayalleri üzerine ateşli bir tartışma başladı. “Sen bizi sevmiyorsun, sadece parana kıyamıyorsun. Hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorsun ve bizimle yaşayarak aslında kendine yazık ediyorsun,” dedi Valeriya. Cevap yerine suskunluk ve keskin bakışlar yükseldi. Biriktirilen her kuruşun, her ödün verilen tatilin ve her kısmadan yapılan mutfak alışverişinin sonunda Valeriya kararını açıkladı: “Artık senden ayrılıyorum. Hayatımı ertelemeyeceğim. Tr, çocuklarım için, kendim için; tertemiz bir gelecek ve özgür bir yaşam için gidiyorum. O çok övündüğün hesapları da böleceğiz ve ben hepsini harcayacağım. Kalan hayatımda hiçbir şeyi biriktirmeyeceğim. Yaşayacağım. Sen ise yeni bir hayat kurmanın ne demek olduğunu ancak o zaman anlayacaksın…” İki ay sonra İvan’la Valeriya boşandılar.