Beni bırak! Seninle evleneceğime söz vermedim! Hem zaten bu çocuğun kimin olduğunu bile bilmiyorum.

Uzaklaş benden! Seninle evlenme sözü vermedim! Hatta çocuğun babasının kim olduğunu bile bilmiyorum.

Belki de bu çocuk benim değildir? O zaman kendi valsini çal, ben ise bir yolculuğa çıkayımdiye bağırdı Veli, çarçabuk şaşkına dönmüş Elife.

Elif ayakta durdu, kulaklarına ve gözlerine inanamadı… Bu Veli miydi, onu kollarında taşıyan, onu seven?
Yoksa o Vural mıydı, ona Sevgiçik derdi, gökyüzünden bir manevra vaat ederdi?

Önünde hafifçe kararsız, bir o kadar da öfkeli yabancı bir adam duruyordu Sevgiçik bir hafta ağladı, Vurala el sallayarak sonsuzluğa veda etti.

Üçüncü beşinci yaşına gelince, görünmez bir gölgede, kendi sıradanlığının içinde, kadınlık şansını bulma ihtimalinin ufak bir kıvırımıyla, doğurmaya karar verdi

Valya, belirlenen sürede çığlık çığlığa bir kız çocuğu dünyaya getirdi. Ona Meryem adını verdi.

Meryem sakin, sorunsuz büyüdü ve annesine hiç dert çıkarmadı. Sanki çık, bağır, ne yaparsan yap, bir şey değişmez diye bir bilince sahipmiş gibi.

Valya kızıyla iyi geçiniyordu ama gerçek bir anne sevgisinin eksikliği ortadaydı.

Besliyor, giydiriyor, oyuncak alıyor, ama bir kez daha çocuğu kucaklamak, yakıp sarmak, onunla gezmek hiç düşünülmüyordu.

Küçük Meryem sık sık ellerini annesine uzatıyordu, ama Valya onu itiyordu. Yoğun olduğum, işim var, yorgunum, başım ağrıyor diye bahane ediyordu. Sanki içgüdüsü donuklaşmıştı.

Meryem yedi yaşına geldiğinde beklenmedik bir olay gerçekleştiValya bir adamla tanıştı.

O adamı evine çekti! Bütün mahalle fısıldadı: Nasıl olur da Valya bu hafif kanatlı kadını evine getirir?

Adam köylü değildi, işsizdi, nereden geldiği bilinmiyordu; hatta dolandırıcı bile olabilir diye konuşuldu.

Valya kasaba dükkanında çalışıyordu; adam ise yük taşıma işine girip arabaları boşaltmaya başladı. İşte bu profesyonel zeminde bir aşk filizlendi.

Kısa bir süre sonra Valya yeni sevgilisini evine davet etti. Komşular kadını kınadı: Tanımadığın birini evine almış!

Kızları hakkında dedikodular döndü. Sözünden tutmayan, suskun bir adam, bir şey saklıyor da diye.

Valya ise kimseyi dinlemedi. Sanki bu, kadın mutluluğunu yakalama son şansıydı.

Fakat komşuların düşüncesi, bu sessiz adama karşı değişti.

Valyanın evinin çatıları çökmüş, bakıma muhtaçtıİsmail adındaki adam önce verandyayı, sonra çatı ondüllerini, ardından yıkık çitleri tamir etti.

Her gün bir şey onarıyor, ev yeniden gözlerine doğuyordu. Adamın elleri neredeyse sihirliydi; insanlar ona yardım isteğiyle koştu ve o şöyle dedi:

Eğer yaşlı ya da yoksul isen, sana yardım ederim. Başka bir durumda ise para ya da yiyecek ver.

Parayı, konserve, et, yumurta, süt karşılığında topladı.

Valyanın bir bahçesi vardı ama hayvanı yoktu; erkeğin yokluğunda Meryeme krema ve süt sık sık veremezdi. Şimdi ise buzdolabında krema, taze süt ve tereyağı dolmuştu.

İsmailin elleri altın gibiydi; hem terzi, hem biçer, hem de ud çalan derlerdi.

Valya, hiç güzel görünmemişti; ama İsmaille birlikte ışıldamaya, yumuşamaya, güzelleşmeye başladı.

Meryem de ona karşı daha şefkatli hâle geldi; gülümserken yanaklarına çukurcuklar oluştu. Artık okula gidiyordu.

Bir gün verandada oturmuş, İsmailin işini izliyordu; elleri her şeyi başarır gibiydi.

Sonra komşu evdeki arkadaşıyla buluşmaya gitti, akşamüstü döndü, kapıyı açtığında bir anda ayakta durdu.

Ortada dev bir salıncak yükseliyordu! Hafif bir rüzgar sallıyor, çağırıyor, Bu senin için mi? İsmail amca! Bunu bana mı yaptın? diye bağırdı Meryem.

Senin için, Meryem! İşte bu iş! diye sevinçle gülerek yanıtladı sessiz İsmail.

Meryem oturup büyükçe sallanmaya başladı; rüzgar kulaklarında ıslık çaldı, dünyada daha mutlu bir kız yoktu.

Valya sabah erken işe gitmek zorundaydı, bu yüzden İsmail yemek yapmaya başladı; kahvaltı, öğle yemeği, hatta nefis börekler ve fırın yemekleri pişirdi!

İsmail, Meryeme lezzetli yemekler hazırlamayı ve sofrayı kurmayı öğretti; sessiz, gizemli adamda gizli yetenekler ortaya çıktı.

Kış geldi, günler kısaldı; İsmail Meryemi okuldan alıp götürür, çantayı taşır, yaşamından hikâyeler anlatırdı.

Annesi hastayken evini sattığını, hasta annesine yardım etmek için yaptığı fedakarlıkları, kardeşi tarafından aldatılarak evden atıldığını anlatır, İnsanlar ne kadar yakın olabilir? diye sorardı.

Yazın sabahları nehir kenarına birlikte gider, balık tutar, sabırla beklerlerdi; İsmail ona sabrı öğretirdi.

Biraz sonra Meryeme ilk çocuk bisikletini aldı, sürmeyi öğretti; dizlerine merhem sürer, düşüp kırıldığında ona destek olurdu.

İsmail, kız çaktırır diye annesi homurdanırdı.

Çökmez, düşmeyi öğrenir, tekrar ayağa kalkar derdi adam kararlı bir sesle.

Yeni yıl gecesinde Meryeme gerçek bir kayak takımı hediye etti; akşam aile masasına İsmail, Meryemle birlikte süsledi.

Saat çalar, herkes kadehlerini tokuşturur, neşeyle gülüşür, yemeğin tadı damağında kalır.

Sabah İsmail ve Meryem, Meryemin çığlıklarıyla uyanır:

Kayaklar! Yaşasın! Yeni kayaklarım var! Beyaz, pırıl! diye bağırır Meryem, hediyeyi alt ağaç altında bulmuş gibi coşar.

Gözyaşları mutluluktan akarken, İsmail onu buzlu bir nehre götürür, karı temizler, Meryeme kaymayı öğretir.

Düşer, ama İsmail elini tutar, ayakta kalana kadar sabırla destek olur.

Bir kez de hiç düşmeden kayabildiğinde, Meryem sevinç çığlıkları atar, Teşekkür ederim, babacığım! diye bağırır.

İsmail gizlice gözyaşlarını siler; gözyaşları buz gibi damlalar gibi donar.

Meryem büyür, şehre eğitim için gider, hayatın zorluklarıyla karşılaşır; ama İsmail her zaman yanındadır.

Mezuniyet töreninde onunla birlikte olur, ona şehirde yiyecek torbaları getirir, Tanrım, senin kızın aç kalmasın diye düşünür.

Meryem evlendiğinde, İsmail onun yanındaki doğum evinin penceresinden bakar, haber bekler.

Torunlarını bakar, onlara kendi çocuğu gibi sevgi gösterir; bazen anne-baba sevgisi de eksik olur, ama o orada olur.

Sonunda, bir gün, Meryem ve annesi vedalaşırken bir avuç toprak atar, derin bir nefes alıp:

Hoşça kal, babacığım Sen dünyanın en iyi babasındın. Seni her zaman hatırlayacağım

İsmail kalplerinde sonsuza dek kalır; sadece amca ya da üvey baba değil, gerçek bir BABA olarak.

Çünkü baba, sadece kan bağından değil; acıyı, sevinci, yanındakini paylaşmaktan doğar.

Rate article
Lifequest
Beni bırak! Seninle evleneceğime söz vermedim! Hem zaten bu çocuğun kimin olduğunu bile bilmiyorum.