Kocam tatil masraflarını kıstı, ama sonra onun annesinin tatildeki fotoğrafını gördüm!

Serkan, İstanbulda sahil mi? Fiyatları gördün mü? Bu yıl bütçeyi sıkı tutacağız. Yazıktaki çatı tamiri, arabaya bakım, zaten ekonomik koşullar belirsiz. Her kuruş sayılıyor, sen hâlâ deniz, deniz diye kızgın bir sesle kalkülatörü mutfak tezgâhına fırlattı, burnunu sıkıştırıp eşinin mantıksızlığına karşı yorgunluğunu gösterdi.

Meral, pencereden dışarı bakıyor, temmuzun kavurucu sıcağında eriyen asfaltı izliyordu. Tuzlu bir meltem hissetmek, dalgaların sesini duymak, bir hafta boyunca raporlar, çorba tarifleri ve tasarruf düşüncesinden uzaklaşmak istiyordu.

Serkan, üç yıldır hiç tatile çıkmadık, diye fısıldadı, arkasına dönmeden. Yorgunum, iznim yanıp gidiyor. Biriktirdik. Üst rafdaki kutuda iki kişilik, mütevazı bir daireye yeterli para var. Lüks otel yok, sadece bir köy evinde kalmak yeterli.

Şimdi mütevazı olmak mümkün değil, dedi Serkan, soğuk çayı dökerken. Biletler pahalılaştı, yiyecekler altın gibi. Tüm birikimlerimizi harcayalım, sonra ne? Kışın ayaklarımızı üşütmeye mi çalışacağız? Hayır Meral, bu yıl iznimizi evde geçireceğiz. Köy evime gideceğiz, orada nehir var, hava temiz. Sen neden bir tatil yerine burada kalmak istemiyorsun? Anneme de yardım ederiz, salatalıkları toplaması gerekiyor, kavunları toplamalı.

Meral iç çekti. Serkanın ekonomik ev sahibi modunu devrettiği anda tartışmak boştu. O her zaman durumu kendi lehine çevirir, Merali harcama düşkünü ve bencil biri gibi gösterirdi; o ise aile sorumluluğunun ağır yükünü taşıyan zavallı adam olarak kalırdı.

Tamam, dedi sonunda, içinde kör bir hayal kırıklığı yükselirken. Köy evine gideceğim ama bütün gün ocakta kalmak zorunda kalmak istemiyorum. Biraz dinlenmek istiyorum.

İyi iş çıkardın, dedi Serkan, sesi birden yumuşayarak. Parayı da bir kenara koyarız. Sigortayı da yenilememiz lazım.

İki hafta şehirde boğucu bir sıcaklık içinde geçiyor. Meral işe gidiyor, klimanın hayalini kuruyor; Serkan ise pencereyi aç, bir yandan da soğuk hava girsin, elektrik hesabı neye yarar? diyerek tasarrufu savunuyor. Köy evinde iki hafta annesine bakmak fikri pek cazip değil ama beton bir dairede oturmaktan daha iyi.

Üç gün kala planlar aniden değişiyor. Akşam, Meral köfte kızartırken mutfaktaki sıcaklık bir fırına yaklaşıyor, Serkanın telefonu çalıyor. Telefonu alır almaz yüz ifadesi rahatlıktan endişeye kayıyor.

Anne ne? Çok mu kötü? Tansiyon mu? Doktor ne dedi? Anladım, anne, para bulacağız, merak etme, öncelik sağlık, diyor hızlıca.

Serkan konuşmayı bitirip Merale trajik bir bakış atıyor. Meral, bir sorun var. Annem aradı, durum çok kötü. Tansiyon yükseliyor, kalp çarpıyor, bacakları ağrıyor. Doktor acil tedavi söylüyor, sadece ilaç değil, dinlenme ve özel bir program lazım.

Hastaneye mi yatıracaklar? diye Meral endişeyle soruyor, ocağı kapatıyor.

Daha da kötüsü. Kardiyoloji uzmanı bir santrale yönlendirdiler, orta Anadoluda, iklim değişiklikleri olmaz. Rehabilitasyon, banyo, masaj Yoksa felç riski var. Tek annem, babam erken vefat etti. Ona bir şey olursa affedemem, diye ekliyor.

Serkan mutfakta sinirle dolaşıyor. Dolayısıyla köy evine gitmek iptal. Annemi santrale göndermeliyiz. Fiyatlar bahar aylarında araştırdım, pahalı. Yol, konaklama, tedavi ücretleri hepsi

Maliyeti ne kadar? diye Meral soruyor, bir şeylerin ters gittiğini hissediyor.

Şey birikimlerimizin neredeyse tamamı, hatta maaşın bir kısmı daha eklenmesi gerekiyor. Ama anne, Meral! Sağlık para ile satın alınmaz. Biz gençiz, dayanırız, ama ona hemen yardım lazım.

Tüm birikimlerimiz? Yani 13.500 lira kadar? diye Meral teyit ediyor, sesinde hayal kırıklığı kabarıyor. İki hafta bir santral bu kadar mı?

İyi bir santral! diye bağırıyor Serkan. Tam pansiyon ve tedavi! Parayı bir yaşlı hastaya sakıncaya almıyor musun? Ölümcül bir hastalık ve sen para sayıyorsun! Ben bunu senin yüzünden beklemiyordum!

Meral dudağını ısırıyor. Suçlama onun en çok kullandığı silah. Hayır, sakıncaya almıyorum. Yeter ki gitsin. Sağlık daha önemli.

Serkan hemen ona sarılıyor, başından öpüyor. Sağ ol, sevgili. Yarın onu ziyaret eder, parayı verir, tren istasyonuna bırakırım. Tver bölgesinde bir santral önerildi, oranın havası iyileştirici diye söylüyorlar.

Ertesi gün Serkan gizli bir birikimini boşaltıyor. Meral, kalın bir zarfın çantasına konulduğunu izliyor, şehirde yalnız kalıyor; deniz, köy evi ve ekstra paraya bakmıyor.

Serkan akşam geç saatlerde dönüyor, yorgun ama görevini yerine getirdiği için memnun. Gönderdim, diyerek kanepesine çöküyor. Anne başlangıçta direniyordu, ağlıyor, para istemiyordu. Nasıl gençler, tatil olmadan nasıl yaşıyorsunuz? diyor. Sonunda ikna ettim, planımız olduğu gibi devam ediyor.

Müsaade eder mi? Var mı bağlantı? diye Meral soruyor.

Santral dağlık bir bölgede, sinyal zayıf. Telefonu kapatıyorlar, radyasyon kalbe zarar vermesin diye. Ara sıra resepsiyondan arar, ama sık sık değil. Sen ona takılma, iyileşsin.

Meralin tatili başladı. Evde günlerini temizlik yaparak, ellerini ve zihnini meşgul etmeye çalışarak geçiriyor. Sıcaklık bir türlü azalmıyor, şehir eriyor. Serkan işe gidiyor, akşam eve dönüp annesiyle ilgili sıkıntılarını anlatıyor.

Aradı mı? diye her akşam soruyor Meral.

Aradı, diyor Serkan. Ses pekişti, tedavi alıyor. Diyetle besleniyor, sıkıcı ama hava güzel. Çamlar, sessizlik. Doktorun tavsiyesi bu.

Meral bir nebze rahatlama hissediyor; en azından bir fayda var, denizden vazgeçmek zorunda kalmadı.

Bir hafta geçiyor. Meral balkonda dizüstü bilgisayarıyla sosyal medyaya göz atıyor; nadiren giriş yapar, sıkıntıdan kaçmak için. Fotoğraflar plaj, kokteyller, bronzlaşmış vücutlarla dolu. Herkes denizde, ben dışarıda diyerek içini çekiyor.

Aniden akışta Tanıdığınız biri olabilir önerisi çıkıyor. Büyük bir kadın geniş şapka ve büyük güneş gözlüğüyle fotoğraf. Meral hızlıca kaydırıyor, ama baş parmağı bir an için duruyor. Başparmakla tanıdık bir hareket, fuşya renkli ruj, kafadaki şapka

Geri dönüp profil incelemesi yapıyor: Lale Güzel adında bir hesap. Meral kızıyor; Lale tanımıyor. Profil bir akrabanın, kayınvalidenin teyzesinin, Fatma teyzesinin sayfası. Fatma, Meralin kayınvalidesi Fatmanın eski sınıf arkadaşı. Son gönderi üç saat önce, konum: Antalya, turistik bölge.

Meral fotoğrafı açıyor. Turkuaz bir havuz ve palmiyeler önünde iki kadın oturuyor. Yanlarında renkli şemsiyeli kokteyller, büyük karides tabağı.

Kadınlardan biri Lale, diğeri Meral fotoğrafı yakınlaştırıyor. Kalbinde bir çarpıntı hissediyor.

İkinci kadın, leopar desenli mayolu, yarı saydam pareoda, neşeyle gülüyor, başını geriye atmış. Boynunda Meral ve Serkanın bir yıl önce ona hediye ettiği altın zincir ve büyük kolye var.

Bu, Fatma. Hastane yerine Antalyada bir tatilde, Meralin tatil parasını harcayan kişi.

Meral ellerinin titrediğini hissediyor, aşağı kaydırıyor. Dün fotoğraf: Banyoda! Harika hissediyorum! Fatma şişme bir şezlongda denizde oturuyor. Önceki gün: Akşam yürüyüşü, canlı müzik, kebap ve rakı. Fatma şık bir elbiseyle bir adamla dans ediyor. Üç gün önce: Oda çekildi! Manzara muhteşem! Sevgili çocuklara teşekkür ederim! Not: Sevgili çocuklar.

Meralin gözleri kararıyor. Çocuklar diyerek hediye verdiklerini anlıyor; bir çocuk bile bu harcamaları bilmemiş, diğer çocuk ise yalan söylemiş.

Meral beş dakika sessiz oturuyor, aklında Serkanın sözleri dönüyor: Para yok, Sen harcayıcısın, Anne ölümcül, Sinyal kötü. Kendini aptal, saf bir kadın gibi görüyor.

Ekranda fotoğrafların ekran görüntülerini alıyor, bir klasöre kaydediyor, ardından mutfağa gidip su içiyor. Buzlu su bardağı dişlerine çarpıyor. Öfke, soğuk ve hesaplı bir şekilde kinini değiştiriyor.

Serkan bir saat içinde dönmesi bekleniyor. Meral kavga etmeyi planlamıyor; çok basit olurdu.

Akşam yemeği hazırlıyor, masayı kuruyor. Kapı kilidi çalıyor, Serkan gülümseyerek giriyor.

Merhaba sevgili, gün nasıl geçti? diye soruyor.

Yorgunum, diyor Serkan, ayakkabılarını çıkarıp, Sıcaklık bizi kavuruyor. Ofiste klimanız bozuldu, neredeyse yanacak kadar ısındık. Bir şey var mı?

Tabii ki, her şey masada, diyor Meral, ellerini masaya koyarak.

Yemek yerken Serkan, tedarikçi sorunlarını anlatıyor. Meral başını sallıyor, ufak bir şey ekliyor.

Anne nasıl? Bugün aradı mı? diye aniden soruyor.

Serkan çatalını ağzına götürüp bir an duraklıyor, sonra devam ediyor. Gün içinde kısa bir arama yaptı, sinyal çok kötü, sık sık kesiliyor. Prosedürler zor, yoruluyor. Doktor yatak istiyor, o yüzden çoğunlukla kitap okuyor, bize özlem duyuyor.

Acıtır, diyor Meral, peçeteyi sıkı tutarak, Yani hâlâ yatıyor, orada. Hava nasıl? Yağmur mu ya da kar mı? Tver bölgesi, değil mi?

Evet, bulutlu ve serin. Ama sıcaklık onun için uygun değil, tansiyon düşüyor. Tam da bu yüzden orası ideal.

Meral bir an düşündü, gözleri hafifçe parladı. Serkan, bir düşün Hafta sonu onun evine gidelim mi? Biraz yiyecek taşıyalım? 5 saatlik bir yol, çok uzun değil.

Serkan boğazını temizleyip kızarıp, Sen ne diyorsun? Oraya kimse giremez! Kapalı bir tesis, kısıtlamalar var. Karantina ya da katı kurallar. Onu rahatsız etmemek gerekir; doktor ziyaret etmeyi yasakladı. diye bağırdı.

Nasıl bir doktor? dedi Meral, başını sallayarak. Üzüldüm zaten, bir kek yapacaktım.

Meral laptopun yanına gidip Şu santrali inceleyelim, ileride belki gidebiliriz? dedi.

Serkan, karnını doyuran bir akşam yemeği ve ikna edilmiş bir eşle, yavaşça yaklaşıp soruyu sordu. Ne var yine? Hayal peşinde misin?

Meral klasöre bakarak bir fotoğrafı tam ekran açtı. Şuna bak, ne güzel bir havuz, palmiyeler Tıpkı Tverda. İklim değişikliği mucizeler yaratıyor.

Serkan ekrana bakınca gözleri büyüdü; şapka, mayoyu, annesini tanıdı, anne bir kadeh Pina Colada tutuyordu.

Odada sessizlik çınladı, buzdolabı vızıldadı, Serkan nefesini zor alıyordu. Bu bu ne? diye boğazından bir ses çıktı, bir horoz gibi.

Meral bir sonraki fotoğrafı gösterdi: Bu, denizde şişme bir banana. Tedavi prosedürü. Açık denizde hidromasaj, tansiyon ve eklem ağrıları için iyi. Bir diğeri, dans fotoğrafı, yatak istirahatı. Katı.

Serkan ekrandan kaçtı, Merale baktı; yüzü sakin, gözleri soğuk, Meralin sessizliği onu daha da korkuttu.

Serkan, anlat, dedi, Nasıl olur ki biz bu sıcakta, makarna yiyip tuvalet kağıdını keserek yaşıyoruz, senin ölmekte olan annen Antalyada tatil harcamalarımızı kullanıyor?

Serkan göz gezdiriyordu. Evet, o gerçekten hasta! Doktor deniz havası, iyot gerektiğini söyledi. Sen hep tasarruf diyorsun, ama onun hayatı tehlikede! Ne zaman deniz görecek?

Tasarruf diyorsun diye mi lan?! dedi Meral, kalkarak. Sen mi bana tatil almayı yasakladın, para yok dedin, suçlu hissettin! Sen de aynı parayı annene gizlice aldın, 13.500 lira mı?

Değil, daha az! Ucuz bir yer bulduk! Ve evet, bu benim param! Ben kazanıyorum! Ona yardım etmeye hakkım var! diye bağırdı.

Senin paran mı? Kira kim ödüyor? Ben. Market alışverişi kim? Ben. Senin maaşın arabana, isteklerine, kasaya giden para. Birlikte biriktirdik, bu ortak para, sen çaldın.

Çalmadım, aldım! O beni büyüttü! Ona borçluyum!

Mana ne borçlusun? Yalanla mı? Sahtecilikle mi? Annene yalan söyledin, Tveri, kötü durumunu. Beni onun için endişelendin, ben bir yer bulamadım. Sen onunla, beni mi alaya alıyorsun? Aptal Meral inandı?

Kimse alay etmedi! Anne tartışmak istemedi! Senin karakterini biliyor! Sen kabul etmezdin, anneme para vermek için!

Ben de insanım! Çalışıyorum! Neden annene onun sağlığı için harcama yapalım, ben ise şehirde çürüyorum?

Anneye dokunma! diye bağırdıMeral, derin bir nefes alıp, Bu evdeki duvarlar artık bizim değil, diyerek kapıyı kapattı ve kendi yolunu çizmeye karar verdi.

Rate article
Lifequest
Kocam tatil masraflarını kıstı, ama sonra onun annesinin tatildeki fotoğrafını gördüm!