12 Haziran 2025, Pazartesi
Bugün evde bir fırtına patladı. Serkan, işe geç saatlerde dönerken, Oğlumuzu köye göndereceğim diye duyurdu. Gözlerim hâlâ o sözün gölgesinde titriyor; nasıl bir şaka bu, bir işten çıkma anı mı?
Elif bir tabağı avuçlarında tutmuş, yıkama makinesine koymadan duraksadı. Sıcak su, seramik tepsiden akıp yere süzüldü, ama ben bir şey duymadım. Serkan masada oturmuş, köfteyi yavaşça çiğneyerek sanki bahçede yeni bir çaylık almaktan bahsediyormuş gibi konuşuyordu. Gözlerini bile kıpırdatmadı.
Şaka yok, Elif dedi Serkan, kağıt peçeteyle ağzını sildikten sonra. Annenizle konuştum, memnun kaldı. Çamlıderedeki köyde Pashayı 1 Temmuza kadar bekliyor. Biletleri öğleye alınca aldım; kuşak, alt sıra, her şey yerli yerinde.
Biletleri sen mi aldın? Benim onayımı almadan mı? dedi Elif, tabağı dikkatle masaya koyarken. Çatalın çınlaması sessiz mutfakta bir patlama gibi yankılandı. Serkan, bunu bir ay önce konuşmuştuk! Pashanın robotik kampı Haziranda. Ön ödeme yapmıştık! Altı aydır sabırsızlıkla bekliyor, arkadaşlarıyla plan yapıyor!
Serkan suratını büzdü, sanki diş ağrısı çekiyormuş gibi, boş tabağı iterek geri çekti.
Robotik, bilgisayar, cihazlar Elif, bak ona! Dokuz yaşında bir çocuk, soluk gibi beyaz, elinde bir şey tutamıyor; bir fare kadar bile. Ona bir çadır, temiz hava, fiziksel iş lazım, klimanın içinde bir oturma odası değil. Anne tek başına, bahçesi geniş, çiti eğri. Belki ona yardım eder, sağlığına kavuşur, büyük annenin de faydası olur.
Fayda ne? diye içimde bir soğuk öfke kabardı. Annen çok uzak bir köyde yaşıyor, en yakın eczane kırk kilometre çamur yoluyla! Orada su kuyudan, bir saat kaynatmadan içilmez, Pasha alerjiktir! Geçen yıl bir çalının kokusuna tutulup bayılmıştı ya, hatırlıyor musun? Orası çiçek açar, çimen biçilir, tozlu hava!
Hayal kurma diye itiraf etmeden Serkan ayağa kalktı. Ben orada büyüdüm, sağlam bir geyik gibiydim. Alerji şehir hijyeninden, senin temizliğinden geliyor. Bir bardak kaynar süt, çimen üstünde çıplak ayakla koş, hepsi bir çare. Annen bir keçi besledi, sütü şifa verir.
Ben bir sandalyeye çöküp, dizlerimin titrediğini hissettim. Valide Hanımı tanıdım; o çelik gibi bir kadın, eski usul; boğaz iltihabını alkolle, yırtılmış dizleri nane yaprağıyla tedavi eder. Modern tıbbın bütün sözlerini Biz böyle yetiştik, hayatta kaldık diye bir kenara atar.
Onu gönderemem fısıldadım, ama kararlılıkla. Çocuğumuzun sağlığını senin nostaljik köy hayalin için feda etmeyeceğim. Kamp para geri alınsın, ama oğlumu gönderme.
Serkan kapıya yönelip, yüzü gölgeli bir karanlığa büründü.
Tasarruf falan yok! bağırdı. Parayı kamp için geri alabiliriz, arabamı tamir etmemiz lazım. Ama prensip! Ben baba, karar verdim. O bir adam olacak, sera bitkisi değil. Senin koruman bitti, o gidecek. Kesin.
Kapıyı çarparken vitrin çerçevelerini titretti. Ben yalnız kaldım. Başka odada Pasha oyun konsolunda kaygısızca oynuyordu, onun yaz tatili bir anda bahçe çileklerine dönüşmüş gibi.
Anladım ki bağırmak ve kavga etmek bir işe yaramaz. Serkan kararlıydı. Üstüne de Valide Hanımın Torun göremiyorum, gelin çocuğu mahvediyor diye bağırdığı konuşmalar eklenmişti. Daha zekice bir hamle yapmalıydım.
Akşam olduğunda, duygular biraz dinmişti. Serkan yatağa uzanmış, kitap tutuyordu, bana bakmıyordu.
Tamam dedim sakin bir sesle, yatağın kenarına oturarak. Sözlerini düşündüm. Belki haklısın, temiz hava ona iyi gelir.
Serkan kitabı şaşkınlıkla kapattı. Beklediği ikinci bir öfke patlaması, gözyaşları ve boşanma tehditleri değildi.
İşte, doğru söylüyorsun diye kendinden emin bir gülümsemeyle cevap verdi. Sen akıllısın, Elif.
Evet dedim, hafif bir baş sallayarak. Ama bir şartım var.
Hangi şart?
İki hafta izin alıp, onunla git. Onun alışmasına yardım et, büyükannenin yanında kal, iklim değişikliğini kontrol et. Çiti kendisi tamir edemez, sen bir baba olarak örnek ol, çekiç tut.
Serkan bir an duraksadı.
İzin mi? Rapor dönemi, patron izin vermeyecek. Bir gün bırakıp geri dönecektim. Annen bakacak.
Hayır, Serkan. Ya iki hafta onunla kalıp sorumluluğu üstlen, ya da o hiç gitmesin. Kimlik kartını saklayıp, eşyalarını gizleyeceğim. Polise de haber ver. Bu son sözüm. Gerçek bir erkek eğitmek istiyorsan, örnek ol.
Uzun bir sessizlik, susuz bir çöl gibi. Serkan sonunda kabullendi.
Tamam, iş yerinden izin alırım. İki hafta. Sonra ben dönerim, o da Ağustosa kadar kalır.
Göreceğiz diye yanıtladım, gizli bir gülümsemeyle. Onun köyün sadece mangal ve haftasonu tarifini çoktan anladım.
Hazırlıklar bir tahliye gibi oldu. Pashanın çantasını, sanki Kutupa gönderiyormuş gibi paketledim. İlk yarısı ilaç kutusu: antihistaminik tablet, damla, krem, inhaler, aktif kömür, bant.
Anne, neden buraya gidiyorum? diye ağlayarak sordu Pasha, elinde Lego seti. Büyükanne Valya sütlü şekerleme zorla yediriyor! İnterneti yok!
Pasha, sadece bir süre diyerek sarıldım. Baban seninle birlikte olacak. Nehir kenarına gideceksiniz, balık tutacaksınız. Bir şey olursa hemen beni ara. Telefonu çantanın dibine gizle, şarjlı tut.
Tren istasyonunda veda ederken, içimde bir tedirginlik ve bir tatlı sevinç karışımı vardı. Serkan, annesinin evine götüreceği büyük bir çanta ve bir kaç ikramı taşıyordu; gözlerindeki heyecan azalmıştı.
İlk üç gün köyde sessizliğin tadını çıkardım. Kamp ücretini geri aldım, ama harcama yapmadım; bir şeyler hâlâ lazım olacaktı. Telefon suskun. Serkan kısa mesajlar gönderiyordu: İyi yolculuk, Sıcak, Sinekler çok. Pasha ara vermedi, bu beni daha da endişelendirdi.
Dördüncü gün telefon çaldı. Valide Hanımı duydum.
Elif! diye bağırdı telefonun ucunda. Çocuğu bana nasıl verdin? Hiç bir şey yemiyor! Mantar çorbası, lahana böreği, turşu sadece ekmek ve su! Sen onunla yoğurtla şımarttın!
Valide Hanım, Pashanın diyeti var, yağlı şeyler yememesi gerekiyor, safra kesesi zayıf diye sakin yanıtladım.
Ne diyeti? kızdı. Adam her şeyi yemeli! Çiti beş dakikada tamir et, ama o tembel! Pasha iki dakikada bile sırtı ağrıyor, güneş yanıyor. Senin oğlun da aynı! Sabah uyuyup, işten stresle uyku alıyor. Çiti kim tamir eder, Poşet?
Gülmek zorundaydım; plan işe yarıyordu.
Valide Hanım, siz zaten torunu ve oğlumuzu büyütmek istediniz. Onu eğitin. Serkan yardım edecek. Lütfen çiti tamir edin, Pashayı çalıştırın.
Akşam Serkan aradı, sesi yorgun ve sinirli.
Elif, inanamazsın. Sıcak otuz derece, evde boğuk, klima yok, sinekler savaş uçağı gibi. Anne sabah akşam su taşıyor, odun kıvırıyor, çatı tamir ediliyor. Ben sırtımı kırdım.
Ah be, dedim sahte bir merhametle. Temiz hava ve fiziksel iş istedin ya, nasıl? Pasha nasıl?
Pekala, çadırda oturuyor, yerel çocuklarla iletişim kuramıyor. Annesi vahşi diyor. Bir sorun var; ellerinde kırmızı lekeler, sürekli hapşırıyor.
Kalbim bir an durdu.
Hangi lekeler?
Kızarıklık, kaşıntı. Anne dedi ki kereviz çiçeği ya da sinek ısırması. Sürmeye yoğurt sürüyor.
Yoğurt mu? bağırdım. Pashanın yanında bir ilaç çantası olmalı! Hemen antihistaminik ver! Yoğurtla alerjik döküntü ne olur? Fotoğrafını gönder!
Bir dakika içinde fotoğraf geldi: çocuğun elleri kızarıklıkla kaplı, gözleri şişmişti.
Serkan, dinle. Bu alerji, büyük ihtimal bir ot ya da keçi sütünden kaynaklanıyor. Mavi kutudan bir hap, yeşil şeritli krem ver. Ve büyükannenin geleneksel ilaçları yok! Sabah iyileşmezse, bölge hastanesine götür. Otobüs günde bir kez, arabam tamirci Mehmetin atölyesinde.
Arabayı yerel tamirciye mi verdin? çığlık attım. Allahım, ne yapacağız? Eğer bir şey olursa, ben gelirim, o köyü yerle bir ederim!
Gece uykusuz geçti; telefon çaldıkça kalbim zıplıyordu. Sabah Pasha gizlice aradı.
Anne, beni al… diye ağladı. Burada kötü. Büyükanne beni kaşıyor, diyor ki tembel. Baba bağırıyor, otobüs bir saat sonra. Tuvalet dışarıda, örümcekler devasa, korkuyorum. Karnım yanıyor…
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
Sabret, evlat. dedim yumuşak bir sesle. Baba yanındaysa?
Dede ve Mehmet ile nehir kenarına gitti, bir şeyler içiyor, bira içiyor.
Ah, sinirleri tedavi ediyor diye fısıldadım. Hadi, çantalarını topla, sessiz ol, büyükanne fark etmesin.
Telefonu kapattım ve harekete geçtim. Serkanı beklemek, çocuğu kurtarmak için zaman kaybıydı. Tren saatine baktım, akşamki sefer vardı ama yolculuk bir gün sürecekti. En yakın akraba, kardeşim Oğuz, hemen arabasını topladı.
Beş saatlik bir yolculuk, planlarım bir film sahnesi gibi aktı. Oğuz, sorular sormadan, hemen yola çıktı. Çitli evin önüne vardığımızda, Serkan kırmızı bir teniz gibi, tek şort içinde çiti çivilemeye çalışıyordu, çiviler bükülüyor, çekiç sapı kaçıyor. Valide Hanım ellerini beline koyup, Nasıl vuruyorsun? diye bağırıyordu.
Pasha çadırın içinde, bacakları yeşil bandajla sarılmış, yüzü şişmiş, gözleri kırmızı bir ışık gibi yanıyordu. Ben arabadan atlayıp, ona koştum.
Pasha! dedim, gözleri üzerime baktı, bir anlık rahatlama ve gözyaşıyla. Anne geldi!
Serkan çekiç bırakıp, gözlerinde korku ve utanma karışımını gördü.
Ne yapıyorsun burada? kısık bir sesle sordu.
Oğlum için geldim, Serkan. Senin ve büyükanne için de.
Valide Hanım gülümsemeye çalıştı, ama hıçkırıyordu.
Ah, misafir! Çiti tamir ediyoruz, Pashayı öp, annen geldi!
Bisküvi yok, Valide Hanım bağırdım. Çocuğu hemen alıyoruz, şimdi.
Serkan çiti bırakıp, elleri titredi.
Kaldı, al! çığlık attı. Pashanın çepeçevre şişliği var! Ben… ben düşünmemiştim.
Ne düşündün? sordum sert bir bakışla. Burası zor mu? Senin çocukluk hayalin değil, gerçek mi?
Valide Hanım öfkesini kaybetti, Kendi çocuğunu şehir hayatına satıyor! diye bağırdı. O an bir çekiç gibi sert bir gerçek ortaya çıktı: ben o köyde değil, bir şehrin çatı katında yaşıyordum, ama babamın eski köy eğitimi hayaliyle savaşıyorduk.
Oğuz çantaları topladı, Pashanın elini tutarak arabaya bindi. Çıkarken, Valide Hanım çitlerin yanında kalakaldı, Şimdi ne yapacağız? Çit hâlâ yamuk! diye bağırıyordu.
Yola çıktığımızda, sessizlik arabayı sardı, klima bir nebze ferahlık sağladı. Pasha arka koltukta uykuya daldı, başını Oğuzun dizine koydu.
Serkan yan koltukta oturmuş, yüzü karanlık bir gölge gibiydi.
Bağışla, Elif dedi kısık sesle. Neden dinlemedim? Neden bu kadar inat ettim? Çocuğu bir erkek yapmaya çalıştım ama bir çocuk gibi davrandım.
Ne için? sordum, gözlerimi yoldan ayırmadan. Neden?
Her şey için. Seni dinlemediğim için, çocuğu tehlikeye attığım için. Ben bir baba olmak istedim, ama bir çocuk gibi davranmaya çalıştım, geçmişi geri getirmeye çalıştım.
Derin bir nefes aldım, öfkem eridi, sadece yorgunluk ve bir rahatlama kaldı.
Erkeklik, bir çocuğu patates ekerken ya da yağlı çorba yedirirken değil. ErkeklikVe sonunda, birlikte oturup, Pashanın gözlerindeki ışıltıyı yeniden gördükçe, aile olmanın gerçek anlamını, sevgi ve sorumlulukta bulduk.




