Mutfağın sararmış camından akşam güneşi süzülürken Elif bulaşıkları yıkıyordu. Bir yandan suyun sesini bastıran adımlar işitildi, mutfağa Murat girdi. Işığı kapattı, içeri loşluk doldu.
Hâlâ aydınlık, boşuna elektrik harcamayalım, dedi Murat, sesi buğulu, suratı asık.
Ben çamaşır makinesini çalıştıracaktım, dedi Elif, hafifçe başını çevirerek.
Gece çalıştırırsın, dedi Murat soğukça. Elektrik gece daha ucuz. Bir de şu musluğu böylesine açmana gerek yok. Çok fazla su harcıyorsun, Elif. Böyle giderse bizim bu ayki maaşın yarısı doğalgaz ve suya gidecek, hiç mi anlamıyorsun? Parayı resmen lavaboya döküyorsun.
Murat musluğun suyunu kısıp Elifin yüzüne sertçe baktı. Elif ise ellerini sildi, suyu tamamen kapattı ve masaya oturdu. Yüzünde yorgun, bıkkın bir ifade vardı.
Murat, hiç kendine dışarıdan baktın mı? diye sordu Elif usulca.
Her gün, sadece kendimi izlemekten bıktım zaten, dedi Murat, sesi öfke yüklü.
Peki, özünde nasıl birisin sence? dedi Elif.
Adam gibi adamım, diye atıldı Murat. Koca olarak da, baba olarak da. Ne fazla, ne eksik. Herkes gibiyim işte. Daha ne?
Yani demek istiyorsun ki tüm kocalar, babalar senin gibi mi? dedi Elif, demir gibi bir ciddiyetle.
Senin derdin ne? Kavga mı başlatmak istiyorsun? dedi Murat.
Elif kararlıydı, bu konuşmanın sonu yoktu, devam etmeli, nihayete erdirmeliydi. Her seferinde Muratın kör inadının duvarına çarpıyordu; yaşamın böyle çekilmez olduğunu anlamalıydı.
Bil bakalım Murat, neden hâlâ benimle berabersin? diye sordu Elif.
Niye bırakıp gidecekmişim ki seni? dedi Murat, küçümseyen bir ifadeyle.
Çünkü beni sevmiyorsun, dedi Elif, sesini titretmeden. Hatta çocuklarımızı da sevmiyorsun.
Murat itiraz edecek oldu ama Elif izin vermedi, konuşmayı sürdürdü.
Boşuna inkâr etme. Hiçbirimizi sevmiyorsun. Bunu tartışarak zaman harcamak istemiyorum. Ben başka bir şey soracağım: Neden bunca zaman bırakıp gitmedin bizi?
Ee nedenmiş? dedi Murat.
Cimriliğinden, dedi Elif. Sendeki bu aşırı tutumluluk yok mu… Bizle ayrılmak, senin gözünde adam akıllı bir servet kaybı. Kaç yıl oldu, on beş? Ne kazandık sence biz bu sürede? Evlendik, çocuklarımız oldu, başka? Ne başardık?
Daha yaşayacak çok zamanımız var, dedi Murat.
Yok Murat, yok, dedi Elif. İşte mesele de bu; öyle bir zaman kalmadı bize. Şu kaç yılda bir kez olsun denize tatile gitmedik, doğru mu? Yurt dışı demiyorum, memlekette bile bir yere çıkmadık. Her yazı şehirde, market köşelerinde geçirdik. Hatta mantara, kiraza bile gidemedik şehir dışına, pahalı diye…
Parayı geleceğimiz için biriktiriyoruz, dedi Murat.
Biz mi biriktiriyoruz yoksa sen mi? dedi Elif.
Hepiniz için uğraşıyorum, dedi Murat ağırbaşlı bir şekilde.
Gerçekten mi? Ben ve çocuklar için mi biriktiriyorsun? Her ay maaşımı ve kendi maaşını birlikte toplayıp çocuklar için mi atıyorsun kenara?
Tabii, dedi Murat. Sen biliyor musun, hesabımızda ne kadar para oldu?
Bizim mi? Yoksa senin mi? Neyse… Bak, şöyle yapalım; bana biraz para ver de çocuklara ve kendime yeni kıyafet alayım. On beş yıldır ya nikâh günümde giydiğimi giyiyorum ya da abinlerin eşlerinden kalanları. Aynı şey çocuklar için de geçerli. Hep kuzenlerinin eskilerini giyiyorlar. Bir de… Ayrı eve çıkacağım, çünkü senin annenin evinde yaşamaktan bıktım.
Annem bize iki oda bıraktı, dedi Murat. Şikâyet edecek bir şeyin olmamalı. Kıyafet dersen… O kadar para harcamaya ne gerek var? Abimin çocukları büyüdü, onlarınkini giysinler işte.
Peki ya ben? Kimin eskilerini giymeliyim, abinin eşinin mi? dedi Elif.
Sen de kime süsleneceksin ki, dedi Murat dalga geçerek. Otuz beş yaşındasın, iki çocuk annesisin! Başka şeyleri düşün.
Neyi düşünmeliyim peki? dedi Elif.
Hayatın anlamını, dedi Murat. Kıyafetmiş, evmiş bırak o dertleri. Daha önemli şeyler var.
Anladım, dedi Elif. O yüzden bütün parayı kendi hesabında tutuyorsun, bize de vermiyorsun. Mutlu bir geleceğimiz olsun diye, biz de manevi olarak büyüyelim diye, değil mi?
Size para emanet edilmez, diye bağırdı Murat. Hemen harcarsınız. Ya bir gün başımıza bir şey gelirse, neyle geçineceğiz ha?
Başımıza ne geldiğinde mi başlarsak yaşamaya? Duydun mu kendini, Murat? Biz şimdiden, sanki başımıza o felaket gelmiş gibi yaşıyoruz!
Murat öfkeyle Elife bakıyordu.
Sen tasarruf yapmadık hiçbir şeyden. El sabunundan, tuvalet kağıdından, peçetelerden… Hatta iş yerinden sabun, el kremi taşımayı da ihmal etmiyorsun, dedi Elif.
Damlaya damlaya göl olur, dedi Murat soğukça. Küçük şeylerden başlar birikim. Sabun, peçete, tuvalet kağıdına para harcamak ne saçma!
Peki ne kadar daha sürecek bu? dedi Elif. On yıl mı, yirmi mi? Ben otuz beş yaşına geldim, hâlâ vakit gelmedi mi?
Murat sustu, cevapsızdı.
Tahmin edeyim… Kırk yaş? Yani ben kırkıma gelince nihayet başlarız, öyle mi?
Murat sustu.
Saçmaladım değil mi? Kim kırkında başlar ki… Ya elli yaş? Elli olunca mı yaşayacağız?
Murat yine sustu.
Erken, biliyorum… Ya altmış? O zamana hesabında ne kadar birikir sence? İşte o zaman yeni kıyafet alabilir miyiz, çocuklara güzel bir tatil ayarlayabilir miyiz?
Murat sessiz kaldı.
Bak Murat, dedi Elif, sesi endişeyle titreyerek. Şimdi düşündüm de, ya altmışa varmazsak? Her gün bayat ekmek, ucuz hazır yemeklerle yaşadıkça, senin cimriliğin yüzünden sağlığımız da bozuluyor. Kötü besleniyoruz. Sürekli surat asıyoruz, hiç gülmüyoruz. Bunu fark ettin mi? Böyle ruh haliyle fazla yaşanmaz, Murat.
Annemin evinden çıkarsak para biriktiremeyiz, dedi Murat mekanik bir tonla.
Evet, o yüzden senden ayrılıyorum, dedi Elif kesin bir kararlılıkla. Yeter artık, para biriktirmekten yoruldum. Senin için bir zevk olabilir ama ben istemiyorum.
Nasıl geçineceksin? dedi Murat.
Geçinirim, dedi Elif. Maaşım seninkinden eksik değil. Kendime ve çocuklara ev tutacağım, rahatça giyineceğim, alışverişimi yapacağım. Elektrik, su, gaz derdini de senden duymayacağım. Çamaşırı gündüz çalıştıracağım, ışığı unutsam da stres olmayacağım. En iyi tuvalet kağıdını, en güzel peçeteyi alacağım. markette de gün beklemeden istediğimi alacağım.
Peki ya para biriktirmek? dedi Murat dehşetle.
Bak, senin çocuklara vereceğin nafaka var ya, onlara harcamadan biriktiririm, ya da harcarım. Fark etmez. Ama asıl mesele şu: Artık hiç biriktirmeyeceğim. Ne alırsam cebimden harcayacağım. Hafta sonları çocukları sana bırakıp tiyatroya, sinemaya, sergiye, restorana gideceğim. Yazın memlekette denize, kaçamak yapmaya gideceğim. Nereye gideceğime o anda karar veririm. Yeter ki senden özgür olayım.
Muradın gözleri kararırken içinden panik ve korku yükseldi. Ne Elif, ne çocuklar… Kendi geleceğini düşündü; nafaka ve giderleri kafasında hızla hesapladı. Ama en çok da Elifin tatil için harcayacağı paralar yaktı canını; bu onun için boşuna harcanan yalnızca para değil, kendi parasıydı.
Asıl en önemlisini söylemedim, dedi Elif. O yıllardır tuttuğun hesabı ise ikiye böleceğiz.
Nasıl yani? dedi Murat.
Yarısı benim olacak, dedi Elif. Onu da harcayacağım, hiç birikmeyecek. Hayatımı asla ertelemeyeceğim, Murat. Şimdi, bugün, yaşamak istiyorum.
Muradın dudakları titredi, kelime bile edemedi. Korkudan dili tutulmuştu.
Bir hayalim var Murat, dedi Elif kararlı bir sesle. Hayatımın sonunda, hesabımda tek kuruşum kalmasın istiyorum. O zaman bilirim ki gerçekten kendim için, gerçek anlamda yaşamışımdır.
İki ay sonra Elif, Murattan boşandı.




