Kayınvalidem Davetsiz Geldi, Ben de Eşyalarını Koridora Koydum

Bugün evimin kapısını araladığımda, beklenmedik bir şeyle karşılaştım: Kayınvalidemin ablası Nazlı, bir çanta çantasıyla, benim iznim olmadan oturma odasına girmişti. Hemen çantasını koridorun ortasına koydum.

Kim bu leopar desenli botları koridorda bırakmış? diye düşündüm, çocuğa benzer bir şaşkınlıkla. Oğuz, eşimin kocası, oturma odasından çıkıp boynunu kaşıyarak geldi. Yüzü, anne evinin vazosunu kırmış bir çocuğun çaresizliğini andırıyordu.

İrem, endişelenme, dedi nazik bir sesle, ama bu sözler omzumda soğuk bir ürperti yarattı. Genellikle böyle bir sözden sonra arabamın tamponunun çizildiği ya da kayınvalidemin aniden geldiği haberini duyardım. Şöyle bir durum var Nazlı geldi.

Misafir mi? diye sordum, mutfağa yönelip süt ve sebzeleri indirmeye başladığımda. Telefon çalmamış, ama çorapların sayısı neden üç çift? Hepsi burada duruyor.

Oğuz, sesini alçaltarak yanıtladı, Tam olarak misafir değil, diye fısıldadı, buzdolabının yanında ayaklarını sallayarak. Nazlı Veliyle kavga etti. Bıçak gibi çıktı, bütün eşyalarını topladı, bir yer bulamadı. Annesi, babası ve kedisiyle bir odalı bir dairede yaşıyor. O yüzden bize gelip bir süre kalmak istedi.

Bu sözler kulağımda çınlarken, bir yandan dağınık bir paket bulgur masaya koydum ve Oğuza döndüm.

Bir süre ne demek, Oğuz? Neden ben bu leopar desenli botların halımı işgal ettiğini ilk anda öğreniyorum?

Oğuz, sesini yükseltmeden, İrem, sakin ol. O gün bana telefon etti, sen toplantıdaydın, cevap vermedin. O, gözyaşları içinde, valizleriyle sokakta. Seni tren istasyonuna göndermek zorunda kaldım mı? Birkaç gün kalacak, bir daire bulacak ya da Veliyle barışacak, sonra gidecek. Sessiz biri, çok rahatsız etmeyecek. dedi.

Tam o sırada banyo kapısı gürültülü bir şekilde açıldı ve Nazlı içeri fırladı. Üzerinde benim beyaz havlu terliği, sadece özel günlerde giydiğim bir parça vardı. Başında havlu şalı, elinde salamlı bir sandviç çiğniyordu.

İrem, o benim havlularım! diye bağırdı, ağzı dolu bir şekilde. Saç kremim bitti, son damlasını sıkıştırdım. Yarın al, yoksa stresle kabarmaya başlıyorum.

Ben, terliği gördüm, kırıntıları zemine düşerken, Nazlının yüzündeki kibirli gülümsemeye baktım ve Bu kadar rahat hayat bitti, diye düşündüm.

Soğukkanlı bir sesle, dedim, Terliyi çıkar.

Nazlı, Hoşça kalın, diyerek çantasından çekilmiş kıyafetleri gösterdi, kanepeye sıçradı ve uzaktan televizyon kumandasını kapmaya çalıştı. Oğuz, çay yap, limon koy. Sesim kurudu, boğazım kurudu.

Akşam, sessiz bir gerginlikle devam etti. Nazlı, Velinin bir aldatıcı olduğunu, gençliğini boşa harcadığını ve şimdi yeni bir hayat kuracağını anlatıyordu. Yeni hayat, dedi, iki gün sürecek köfteyi yedi, banyoyu bir buhar odasına çevirdi.

Sabah uyandığımda Oğuza bağırdım: Bu kabul edilemez! Neden benim terliklerimle dolaşıyorsun? Neden benim evimi yönetiyorsun? Bir hafta en fazla, anladın mı?

Oğuz, İrem, sabır. Biraz acı çekiyor, bir süre sonra normale döner. Hoşça davran, o benim kız kardeşim, dedi.

Ertesi sabah işe erken gittim. Baş muhasebeci olarak sayısız rakamla boğuşuyordum. Akşam eve döneceğim anları hayal ediyorum, sıcak bir duş, sessiz bir köşe, bir kitap.

Anahtarımı çevirince, müzik yüksek sesle çalıyordu. Pop şarkısı camları titretiyordu, koridorda oje kokusu ve yanmış bir şeyin kokusu vardı. Mutfakta siyah kömür gibi yanmış bir tava, patates kokusunu andırıyordu. Nazlı artık oturma odada, kahve masasında bir kozmetik seti yaymış, ayaklarımdaki oje kırmızı bir renk almış, ayak bileği kanepeye dayalıydı.

Nazlı! diye bağırdım, müziği kapattım. Ne oluyor burada?

Nazlı, Ah, korktun! Oje kanepede bir leke bıraktı, diyerek hafifçe temizlik beziyle dokundu. İrem, neden gizleniyorsun? Beni gördün, şimdi leke var.

Kırmızı iz kanepede duruyordu, gözlerimde bir alev yanıyordu. Kozmetik çantamı aldın mı? diye sordum.

Evet, akşam bir randevu var. Kendimi hazırlamam gerekiyordu, dedi. Patates yanmadı mı? Unuttum.

Mutfakta neredeyse yangın çıkacak! Kanepeden ayağını çek! Kendi oje setin, kremlerin nerede?

Çantada, diye çırptı, orada bulmak zaman alıyor. Ama bir şey sorabilir miyim? Normal çorapların var mı? Benim çoraplarım dikişli. Dolabı gördüm, Omza 40 günlük bir paket var. Verir misin?

Hayır, dedim keskin bir sesle. Kozmetiğimi yerine koy, tavanı temizle.

Nazlı alayla, Ne kadar titizsin! Ojemi kız kardeşime söyleyeceğim, dedi.

Akşam Oğuz işten döndüğünde, Nazlı ona üzgün bir yüzle yaklaştı: Oğuz, belki tren istasyonunda bir gece kalırım. Karım beni öldürmeye çalışıyor, çığlık atıyor, oje ile bana bağırıyor. Burada gereksiz bir yabancıyım.

Oğuz, yorgun bir sesle, İrem, yine bölündük mü? diye sordu.

Nazlı bağırdı, Terliği mahvettin, yanıcı bir durum yarattın, benim kişisel eşyalarımı izinsiz alıyorsun!

Oğuz, tesadüf! diye çığlık attı. Ve o da bağırıyor!

Ben, Tamam kızlar, kavga etmeyin. Nazlı, çorap alırım, sakin ol. İrem, lekeyi çıkaralım, temizleyelim, dedim. Barış içinde yaşayalım, diye ekledim.

Barış ama bir hayli zor oldu. Günler geçtikçe ev dağınık bir kaosa dönüştü. Nazlı bulaşıkları yıkamaz, dağınık tabaklar lavaboya birikir, hatta kanepenin altına kadar birikirdi. Banyoda sürekli iç çamaşırı asılır, çamaşır kurutma makinesi olsa da bir çamaşır askısı gibi kullanılırdı.

Ben sınır koymaya çalıştım: Nazlı, yemek sonrası bulaşık hemen yıkanmalı. Sonra yıkarım, şimdi bekletiyorum. Nazlı, akşam 23:00dan sonra televizyon sesini kısmalısın, sabah erken kalkacağız. Kulaklık takamıyorum, başım ağrıyor, uykusuzluk beni yıpratıyor, dedi.

En kötüsü, Oğuz, Nazlı etkisiyle değişmeye başladı. Nazlı ona sürekli kardeşim, seninle oyun oynuyorsun, annemi kontrol ediyorsun diyerek çay kaşığıyla karıştırıyordu. Oğuz, maaşını alıyor, arkadaşlarıyla buluşmana izin vermiyor, diye bağırıyordu. Oğuz ise yanıtladı: İrem, akşam yemeği neden yapmadın? Nazlı evde, aç, ama buzdolabında sadece dünün çorbası var.

Ben, Nazlı büyüdü, yemek yapabilir, eve gelerek bizi besleyebilir, dedim. Misafir değil! Stresi var! Misafirler bir ay kalmaz, ev sahibine ne yapacağını söylemez.

Üç hafta geçti, kendimi limon sıkılmış bir meyve gibi hissettim. Eve gitmek istemedim, işte kalıp parkta dolaşarak Nazlı ile karşılaşma anından kaçınmaya çalıştım.

Cuma günü nihai karar geldi. Fazla mesai sonrası bir izin aldım ve evde büyük bir temizlik yapmaya karar verdim, Nazlı evde olmadığı sürece. O, bir iş görüşmesine gidecek, ama ben hâlâ şüpheleniyordum ki görüşme bir alışveriş merkezinde gerçekleşecek.

Saat birde eve döndüm, kapı kilitli değildi. Garip bir şeydi. Yavaşça holü girdim, dışarıdan büyük, kirli erkek ayakkabılar gördüm, 45 numara, çamurlu ve kocaman.

Yatak odasından hafif bir kahkaha ve müzik geliyordu. Yatak odasının kapısını açtığımda, Oğuz ve Nazlının bir yabancı adamla yattığını gördüm. Adamın omzunda dövme, bir bira şişesi, yanındaki sehpa üzerinde pizza kutusu ve bizim evlilik fotoğrafımız duruyordu.

Adam, Hey, ev sahibimiz geldi, diyerek örtüyü çekti. Nazlı, İrem! Neden erken geldin? Film izliyoruz. Tanış, bu Stas, dedi, elini uzatarak.

İçimde bir şey kırıldı. Soğuk bir sessizlik hâkim oldu. Çıkın buradan, dedim sessizce.

Stas, Ne? diye sordu.

Buradan git. İkiniz birer iki dakikada eşyalarınızı toplayın ve evden çıkın. Aksi takdirde polisi ararım, diye bağırdım. Stas şaşkınlıkla gerildi.

Nazlı bağırarak, İrem, ne yapıyorsun? Sadece rahat bir gece geçirdik, dedi. Sadece bir randevu için birine yardımcı oldum, diye ekledi.

Sesim yükseldi, Sen benim yatak odama yabancı birini getirdin! Benim çamaşırımı giydin! Benim kâse üzerinde pizza yedin!

Nazlı, Ne kadar önemsiz bir şey! diyerek pantolonunu zorla giydi. Temizlen, bir şey kalmayacak, dedi, odadan çıkmaya çalıştı.

Ben, çöp poşetleri alıp, çamaşırları, ayakkabıları ve kozmetik kutularını topladım. Kalk, dedim. Şimdi gideceksin.

Nazlı bağırdı, Bunu yapamazsın! Ben de burada kalacağım, Oğuz gelince buraya geri döneceğim!

Ben, dolapta saklanmış onun eşyalarını bir çantaya doldururken, Nazlı çığlık attı: Bu kaşmir! Bunu almayacaksın!

Beş dakikada üç büyük siyah çanta doldurdum, çantada kozmetikler, ayakkabılar ve şarj aletleri vardı. Nazlı telefonu yakaladı: Oğuza arayacağım!

Kapıyı kapattım, iki kez kilitledim, ardından zinciri takıp kapıyı zorla kapattım. Koridorda Nazlı çığlık atıyor, kapıyı tekmeleyerek Beni soygun! Beni dışarı at! diyordu. Şaşkın bir Eylül akşamıydı.

Telefonu Oğuza tuttum: Oğuz, kız kardeşin şu anda merdivenlerde çantalarıyla.

Oğuz, ne yaptın? Neden? diye sordu.

Eve bir yabancı getirdi, yatağımızı kullandı, çamaşırımı giydi.

Sessizlik içinde Oğuz bir süre düşündü. Yatak odası mı? Anladım. Şimdi geliyorum. dedi ve hemen gelmek üzereydi.

Bir saat içinde ev sessizleşti. Nazlı, çantalarını alıp çıkmış ve binanın girişinde bekliyordu. Oğuz beyaz bir takside kız kardeşi ve eşyalarını annesine götürmüştü, ardından eve döndü.

Ben mutfakta çay içerken ellerim titriyordu. Çamaşır makinesine yeni bir yıkama programı koymuş, kaşmir elbisesini çöp çukuruna atmıştım.

Oğuz, gitti mi? diye sordum, ona bakmadan.

Evet, annesine gitti. Annesi bağırıyor, Siz hayvan gibi davranıyorsunuz, dedi.

Biz mi? diye şaşırdım.

Oğuz elini tutup, İrem, özür dilerim. Gerçekten aptalca davrandım. Ona sadece bir kaç gün kalacağını düşündüm, ne kadar sorun çıkaracağını anlamadım. O çılgınca bir şeydi, dedi.

Sana üç hafta boyunca beni yorduğunu söylemiyorum mu? Kanepemi mahvetti, eşyalarımı çaldı, çılgınca davrandı? dedim.

Oğuz, Gördüm ama annemi kırmak istemedim. Aile bağları kutsaldır derdi her zaman. Dayandım, düşünce geçer diye bekledim, diye itiraf etti.

Geçmez, bir parazit gibi. dedim. Onları yok etmek gerekir.

Oğuzun annesinin telefon çaldı, ekranda Anne yazıyordu. O, aramayı reddetti ve telefonu kapattı.

Sessiz bir akşam geçirelim mi? TV yok, Veli hakkında konuşmayalım, dedi. Ben de onayladım.

Ertesi gün kayınvalidem Nermin, bir hafta sonu beklenmedik bir ziyarette bulundu. Kapıyı çaldı, İçerideyim, evdeyim! diye bağırdı, çantasını sıkıca tutuyordu.

Merhaba Nermin Hanım, merak ettik, Ama Nazlı hakkında konuşacak bir şey yok, dedim.

Nermin, Nazlıyı dışarı attın, çöp poşetleriyle! Psikolojik bir travması var! diye bağırdı.

Ben, Benim psikolojik travmam, yabancıların yatağımda dönmesi, diyerek karşılık verdim. Nazlı benim evimde sınırları aştı, misafir değil, bir kardeşin evinde! dedim. Biz evin ortak sahibiyiz ama Oğuz içine ruhunu koydu.

Nermin, Sen bencil birisin! Çorapları, eşya, çamaşır… Çaresiz bırakıyorsun! dedi. Ben sadece ailemle ilişki kurmak istiyorum!

Oğuz, Anne, dur, diyerek araya girdi. Nazlının davranışları kabul edilemez, İrem haklı.

Nermin, Seni bir daha görmem! diyerek kapıyı çarptı ve gitti.

Sessizlik içinde Oğuz omzuma dokundu, Teşekkür ederim, tekrar susmayacaksın diye korktum, dedi. Şimdi ne yapacağız?

Bir hafta sonra Nazlı, Veliyle barışıp annesine geri döndü. O da bir mesaj attı: Sorun yok, Veli affetti. İreme selam söyle. Ben sadece gülümBu deneyim, evimizin duvarlarına yeni bir sınır çizdi ve artık her şey daha sakin bir ritimle akıyor.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Davetsiz Geldi, Ben de Eşyalarını Koridora Koydum