Diyorlar ki, yaşlandıkça görünmez oluyorsun…
Artık önemli olmadığını, hatta engel oluşturduğunu söylüyorlar.
Bunu öyle bir soğuklukla söylüyorlar ki, insanın içi acıyor
sanki görünmezliğin, yaşlanmanın bir parçasıymış gibi.
Sanki köşede yerini bulup susman, evin sessiz bir eşyasına dönüşmen gerekiyormuş gibi…
Ama ben köşeler için doğmadım.
Var olmak için kimseden izin almayacağım.
Kimseyi rahatsız etmeyeyim diye sesimi kısmayacağım.
Bu dünyaya kendi gölgemde kaybolmak ya da küçülüp başkalarını rahat ettirmek için gelmedim.
Hayır, beyler…
Bu yaşta çoğunun sönmemi beklediği bir dönemde,
ben yanmayı seçiyorum.
Kırışıklıklarımdan utanmıyorum.
Aksine, her biriyle gurur duyuyorum.
Çünkü her biri hayatın imzası
sevdiğimin, güldüğümün, ağladığımın, yaşadığımın birer kanıtı.
Sırf artık güzellik kalıplarına sığmıyorum,
ya da kemiklerim topukluyu taşımıyor diye
kadınlığımı bırakacak değilim.
Hâlâ arzuluyum.
Hâlâ yaratıcıyım.
Hâlâ özgürüm.
Ve eğer bunlar birilerini rahatsız ediyorsa
ne güzel!
Beyaz saçlarımdan da utanmıyorum.
Asıl utansam, ömür yetmeden onları kazanamamış olmamdan utanırdım.
Ben sönmüyorum.
Pes etmiyorum.
Sahneden inmiyorum.
Hâlâ hayal kuruyorum.
Hâlâ kahkahalarla gülüyorum.
Hâlâ dans ediyorum elbet yapabildiğimce.
Hâlâ gökyüzüne sesleniyorum;
daha anlatacak çok sözüm olduğunu biliyorum.
Ben bir anı değilim.
Ben buradayım!
Ben ağır ağır yanan bir ateşim.
Canlı bir ruhum.
Yaralarıyla barışık bir kadınım
duygusal bastonlara yaslanmayı bırakalı çok oldu.
Başkalarının onayına ihtiyaç duymadan güçlü olduğumu biliyorum.
O yüzden bana “yazık” demeyin.
Yaşımdan dolayı beni görmezden gelmeyin.
Bana cesur deyin.
Bana güç deyin.
Ve adımı yüksek sesle söyleyin, kadeh kaldırarak…
Bana Sevda deyin.
Ve bilin ki;
Hâlâ buradayım…
Dimdik duruyorum, ruhum hâlâ yanıyor.
Diyorlar ki yaş aldıkça görünmez olursun… Artık önemli değilsin derler. Yalnızca engel oluyormuşsun gibi davranırlar. O kadar soğuk bir ifadeyle söylerler ki, canın acır— Sanki fark edilmemek, yaşlanmanın bir parçasıymış gibi. Sanki köşene çekilmen gerekirmiş gibi… oda içinde sessiz, hareketsiz, göz önünden uzakta bir eşya oluvermen beklenir. Ama ben köşelere doğmadım. Varoluşum için izin istemeyeceğim. Sırf rahatsız etmemek gerekçesiyle sesimi kısmayacağım. Kendimin gölgesine dönüşmek için gelmedim bu dünyaya, ne de başkaları rahat hissetsin diye küçülmeyeceğim. Hayır, beyler. Bu yaşta—çoğunun artık sönmemi beklediği bir dönemde… ben yanmayı seçiyorum. Kırışıklarımdan utanmıyorum. Onlarla gurur duyuyorum. Her biri hayatın imzası — Sevdim, güldüm, ağladım, yaşadım. Sadece artık filtrelerden geçmiyorum veya kemiklerim topuklu ayakkabıya dayanmıyor diye kadın olmaktan vazgeçmeyeceğim. Ben hâlâ arzu, hâlâ yaratıcılık, hâlâ özgürlükten ibaretim. Eğer bu rahatsız ediyorsa… daha da iyi. Beyaz saçlarım mı? Hiç utanmıyorum. Utanmak, yeterince yaşayamamış olsaydım olurdu. Sönmüyorum. Vazgeçmiyorum. Sahneden inmiyorum. Hâlâ hayal kuruyorum. Hâlâ yüksek sesle gülüyorum. Yine de dans ediyorum—elimden geldiğince. Ve hâlâ gökyüzüne sesleniyorum: Daha söyleyecek çok sözüm var. Ben bir anı değilim. Buradayım, varlığım, yavaş yanan bir ateşim. Canlı bir ruhum. İzleriyle güçlü bir kadınım— Artık duygusal değneklerden muafım. Başkasının bakışıyla güçlü olduğumu anlamaya ihtiyacım yok. O yüzden bana “yazık” demeyin. Sırf yaşlandım diye beni görmezden gelmeyin. Bana cesur deyin. Güç deyin. İsmimi ağzınızda sağlam bir sesle, kadehinizi kaldırarak söyleyin. Beni “Fatma” diye çağırın. Ve bilin ki: Ben hâlâ buradayım… Dimdik, yanan bir ruhla!




