Bak işte! diye seslendi Savaş. Her şey doğruymuş! Son sözü her zaman erkek söyler.
Sabah Esenlerdeki babaannemlerin yanına şehirden, evlendiğini yeni kutladığımız yetişkin torunları Savaş geldi. Patates almak için uğramıştı; çünkü bu patatesleri her zaman en çok sevdiği babaannesiyle dedesine hem ekerken, hem de toplarken yardımcı olurdu.
Hadi anlat bakalım, Savaş, Sedayla nasıl gidiyor evlilik hayatınız? diye hemen sordu babaanne, ocakta yemekle meşgulken.
Ee, bak, babaanne, bizim iş biraz karışık Kimi zaman iyi, kimi zaman idare ediyoruz işte
Dur bakalım, dedi dede Mehmet, hafifçe ciddileşerek. Nasıl yani karışık? Yoksa arada tartışıyor musunuz?
Şey, öyle çok büyük kavga etmiyoruz henüz. Ama evin patronu kim olacak, onu çözmeye çalışıyoruz, itiraf etti Savaş.
Ay evladım dedi babaanne gülerek mutfağın köşesinden, buna mı kafa yoruyorsunuz? Gayet de belli değil mi zaten?
Tabii canım, dedi dede de gülerek. Evin asıl yöneticisi her zaman kadın olmuştur, yine öyle kalır.
Hadi ya diye seslendi yine mutfaktan babaanne.
Dedeciğim, ciddi misin? Şaka mı yapıyorsun yoksa? dedi Savaş şaşkınlıkla.
Vallahi hiç öyle bir şey yok, diye yanıtladı Mehmet dede. İnanmıyorsan, git babaannene sor mesela. Demet, hadi sen söyle, son karar evde hep kimin oluyor?
Hadi Mehmet, bırak şimdi böyle şeyleri, güldü babaanne sıcak bir şekilde.
Olmaz, sen söyle, ısrar etti dede. Kim veriyor bizim evde son kararı, sen mi ben mi?
Eh, genelde ben diyebilirim
Nasıl yani? diye şaşırdı Savaş. Ben hiç öyle bir şey fark etmemiştim. Ve bence evin patronunun hep erkek olması lazım.
Bırak şimdi öyle şeyleri Savaş, dedi dede tekrar gülerek. Gerçek bir ailede işler öyle yürümüyor senin düşündüğün gibi. Şimdi sana birkaç hikaye anlatayım, sen de kendin karar ver.
Hikaye
Başlıyor yine anlatmaya, diye söylendi babaanne hafiften gülerek. Şimdi kesin motosikletten bahsedecek.
Hangi motosiklet? Savaş meraklandı.
Ah, şu arka bahçede paslanan var ya, dedi dede memnuniyetle. Neredeyse yüz yıllık oldu. Biliyor musun, o motoru bana babaannen aldırdı.
Babaanne mi aldırdı?
Tabii, parayı da o verdi. Ama önce başka bir hikaye var.
Bir zamanlar az çok para kazanmıştım, tam o aralar bir motosiklete yetiyor. Dedim ki Demete, yani senin babaannene, Arka sepetli motosiklet almak istiyorum. Patatesleri tarladan eve rahatça taşımak için. O zamanlar bizim patates arazisi daha tarladaydı.
Babaannen itiraz etti. Bırak motoru da, gel renkli televizyon alalım, daha çok işimize yarar, dedi. O zaman renkli televizyon öyle ucuz şey değildi. Patatesi şimdiye kadar bisikletle taşımadın mı, yine taşırsın, dedi. Torba seleye, sür git!
Tamam, dedim, senin sözün her zaman son söz. Gittik, renkli televizyon aldık.
Ee, motor ne oldu? diye sordu Savaş.
Motora gelince içini çekti babaanne. O da alındı ama çok sonra. Önce deden sırtını sakatladı, patatesleri taşırken öyle bir zaman geldi ki, hepsini neredeyse ben taşımak zorunda kaldım.
Sonra, kasım ayında domuzları kestik, parasını da dedene verdim, Al git, şu motosikleti al, dedim.
Sonra, ertesi güz biraz daha para geçti elimize, dedi dede anlatmaya devam ederek. Şu parayla bir hamam yapalım, eski yıkıldı yıkılacak, dedim. Çatı su alıyor, duvarlar dökülüyor. Babaannen yine karşı çıktı, Evdeki eşyaları yenileyelim, herkes gibi olsun evimiz, dedi. Tamam, dedim, senin dediğin olsun. Gittik, yeni mobilyalar aldık.
Bahar geldi, eski hamam çöktü gitti zaten, diye tamamladı babaanne. O kadar kar yağınca çatı dayanamamış. O günden sonra karar verdim, Mehmet nasıl isterse öyle olmalı, dedim.
Bak işte! diye bağırdı Savaş. Demek ki doğruymuş! Son söz hep erkekte olmalı!
Yok yok, Savaş, sen anlamadın, dedi dede kıkırdayarak. Ben ne zaman bir şey yapmak istesem önce gelir sorarım: Demet, fırını baştan yaptırsam mı? O da olur derse, olur. Son söz yine onda yani.
Ben o olaylardan beri diyorum ki, Nasıl düşünüp, uygun görüyorsan öyle yap, dedim hep.
Yani Savaşım, ne olursa olsun, son söz yine kadında kalır, diye noktaladı dede. Anladın mı şimdi?
Savaş önce bir durdu, sonra birden gülmeye başladı. Güldü güldü, ardından düşünmeye başladı, sonra yüzü aydınlandı.
Şimdi anladım dedeciğim, ben eve gidince derim ki: Peki Seda, hadi bu sene tatili dediğin gibi Antalyada geçirelim. Ben de arabayı tamire bırakmam artık. Şanzıman bozuk biraz biliyorsun, yenilemek lazım.
Olmadı, arabası da arıza yaptıysa, ne yapalım. Kış boyu otobüsle işe gider geliriz. Sadece bir saat erken kalkarız, fena mı Kötü düşünmüyorum değil mi dedeciğim?
Bence on numara düşünce, dedi dede keyifle başını sallayarak. Bak Savaş, bir iki sene sonra sizde de her şey yoluna girer.
Kadının evde sözü geçmeli, o zaman erkek de huzurlu olur. Ben yaşayıp gördümSavaş, dedesinin sözlerini içine sindirirken, mutfaktaki patateslerin tatlı kokusu burnuna doldu. Bir an sustu, sonra kocaman bir gülümsemeyle babaannesine döndü:
O zaman, babaanne, patatesleri de sen iste, ben de hemen götürüp pişireyim Sedaya Belki onun gönlü daha çok hoş olur!
Babaannesi kahkahasını tutamadı, ellerini yıkadı ve torununa patatesleri uzattı.
Eh, bu torunumdan iyi damat olur, Mehmet, ne dersin?
Dede gözlerini kırpıştırdı, hafifçe başını salladı; ama yüzündeki o ince, bilge tebessüm hiç eksik olmadı.
Savaş poşetleri eline alınca kapıya yöneldi, bir an tereddüt etti. Gözleri dedesinin masadaki nasırlı ellerine, babaannesinin yaş almış, ama hâlâ mutfağa hükmeden telaşına takıldı. Kendi evinde çözmeye çalıştığı patronluk meselesinin dostça, sevgiyle, hayatla örülmüş yıllar boyunca adım adım büyüdüğünü anladı.
O zaman, dedi neşe içinde, en büyük patron, huzurdan anlayandır!
Babaanneyle dede bir an bakıştı, ardından üçü birden neşeyle güldüler. Dışarıda bahar güneşi Esenlerin arka bahçesini ısıtıyor, hayat yine her zamanki gibi sürüyordu.
Savaş, patates dolu torbayla kapıdan çıkarken, içinden bir kez daha geçirdi: Evin gerçek patronu sevgiydi, ve bunu yanında götürmek en güzeliydi.




