– İşte bu! – diye bağırdı Sertaç. – Doğru dedim! Son söz daima erkekte olmalı Sabahın erken saatlerinde Efemenlerin evine şehirden yetişkin torunları geldi; daha geçenlerde onun düğünündeydiler. Sertaç patates almaya gelmişti, çünkü en sevdiği babaannesiyle dedesine her zaman patates ekiminde ve hasadında yardım ederdi. – Ee, Sertaç, söyle bakayım, sevgili Sevda’yla evlilik nasıl gidiyor? – dedi babaanne, ocak başında meşgulken merakını gizlemeden. – Vallahi, anneanne, bazen iyi, bazen fırtınalı… – dedi torun isteksizce. – Yani, bir öyle bir böyle… – Dur bakalım, – diye lafa girdi dede İsmail şüpheyle. – Ne demek bir öyle bir böyle? Yoksa kavga mı başladı? – Şimdilik kavga yok gibi… Sadece evde kimin sözünün geçeceğini belirlemeye çalışıyoruz, – itiraf etti torun. – Allah Allah… – dedi babaanne, hafif gülümseyerek. – Sanki çözülmeyecek meseleymiş gibi. Zaten belli o iş. – Evet evet, – diye güldü dede. – Bizde evde baş komutan her zaman kadındır, bu böyledir! – Hadi canım sen de… – diye seslendi babaanne tekrar fırının başından. – Dedeciğim, ciddi misin sen? Şaka mı yapıyorsun yoksa? – Hiç de şaka yapmıyorum, – dedi İsmail kesin bir ifadeyle. – İnanmazsan, annenannene sor. Söyle bakayım Hatice, bizim evde son sözü kim söyler? – Hadi bırak şimdi lüzumsuz sohbeti, – dedi babaanne gülümseyerek. – Cevap ver ama, – ısrar etti dede. – Kimde karar, sende mi bende mi? – Eee… bende galiba… – Yok artık! – torun şaşkın bir suratla bakakaldı. – Ben bunu hiç fark etmedim burda. Benim fikrimce evde reis daima erkek olmalı. – Aman Sertaç, bırak şimdi, – diye tekrar güldü dede. – Gerçek bir ailede sandığın gibi değil işler. Bak şimdi, anlatayım da sen de anlayasın. Hikaye – Başlıyor yine… – diye homurdandı babaanne. – Şimdi kesin motosiklet hikâyesini anlatacak. – Hangi motosiklet? – diye sordutoran şaşkınca. – O ahırda paslanan motosiklet var ya, – dedi dede memnun bir ifadeyle. – Herhalde 100 yılı devirdi. Bil bakalım, annenanne nasıl aldırdı onu bana? – Anneanne mi aldırdı? – Evet. Kendi birikiminden para verdi bana. Ama önce başka bir hikaye var. Bir aralar güzel para kazandım, tam motosiklet parası çıktı. Dedim ki Hatice’ye, yani annenanneye; bir motosiklet alalım, yanına da sepetli, patatesleri taşırız tarladan eve diye. O zaman patates tarlada olurdu, öyle yer vermişlerdi bize. Annenanne karşı çıktı. “Yahu,” dedi, “bence renkli televizyon alalım. O zamanlar pahalı.” “Patatesi eski usul bisikletle getiriyordun, gene getirirsin,” dedi. Çuvalı bisikletin üstüne koyup taşımaya devam edeceğim yani. Neyse, dedim, son söz sende. Televizyonu aldık. – Ya motosiklet? – dedi torun şaşkınlıkla. – Motosikleti de aldık… – dedi babaanne iç çekerek. – Ama daha sonra. Önce dede belini sakatladı, bana düştü bütün patates işi. Sonra kasımda domuzları sattık, ben de parayı İsmail’e verdim, gidip sepetli motosikleti aldı. – Sonra bir yıl da para birikti, – devam etti dede. – Dedim ki, bu parayla hamam yapmamız lazım. Eski hamamın çatısı, duvarı harabe. Annenanne gene karşı çıktı; “Möble alalım, insan gibi yaşayalım,” dedi. Neyse ki yine son söz onda. Gidip möbleyi aldık. – Baharda da hamam çöktü tabii, – diye ekledi babaanne. – O yıl çok kar yağmıştı çünkü, çatı dayanamamış… O günden sonra, İsmail ne isterse ben “nasıl istersen öyle yap” demeye başladım. – İşte bu! – diye atıldı Sertaç. – Demek ki son söz daima kocada olmalıymış! – Hep öyle sanma, Sertaç, – diye güldü dede. – Zaten ben bir şey yapmadan önce gelir sorarım: “Hatice, şu dolabı değiştirelim mi? Uygun mu?” Sonrası onun dediği gibi olur. – Ben de o olaylardan sonra hep “serbestsin, nasıl istersen öyle davran” derim. – Yani, Sertaç, bir evde son söz genellikle eşte olur, – dedi dede gülerek. – Anladın mı şimdi? Sertaç önce düşündü, sonra aniden gülmeye başladı. Güldü, sonra tekrar düşündü ve yüzünde bir aydınlanma belirdi. – Şimdi anladım, dedeciğim. Eve gidince Sevda’ya “Peki, hayatım, sen dediğin gibi tatile Antalya’ya gideriz. Arabayı da şimdilik tamire bırakmam, vites kutusu arızalı ama olsun… Bozulursa da otobüsle işe gider geliriz, bir saat erken kalkarız, olur biter…” diyeceğim. Doğru mu anladım? – Tam isabet, – dedi dede gülerek. – Birkaç yıl sonra zaten her şeyin ortasını bulursunuz. Evde hanım başta olmalı ki erkek de rahat etsin. İnan bana, tecrübeyle sabit…

Bak işte! diye seslendi Savaş. Her şey doğruymuş! Son sözü her zaman erkek söyler.

Sabah Esenlerdeki babaannemlerin yanına şehirden, evlendiğini yeni kutladığımız yetişkin torunları Savaş geldi. Patates almak için uğramıştı; çünkü bu patatesleri her zaman en çok sevdiği babaannesiyle dedesine hem ekerken, hem de toplarken yardımcı olurdu.

Hadi anlat bakalım, Savaş, Sedayla nasıl gidiyor evlilik hayatınız? diye hemen sordu babaanne, ocakta yemekle meşgulken.

Ee, bak, babaanne, bizim iş biraz karışık Kimi zaman iyi, kimi zaman idare ediyoruz işte

Dur bakalım, dedi dede Mehmet, hafifçe ciddileşerek. Nasıl yani karışık? Yoksa arada tartışıyor musunuz?

Şey, öyle çok büyük kavga etmiyoruz henüz. Ama evin patronu kim olacak, onu çözmeye çalışıyoruz, itiraf etti Savaş.

Ay evladım dedi babaanne gülerek mutfağın köşesinden, buna mı kafa yoruyorsunuz? Gayet de belli değil mi zaten?

Tabii canım, dedi dede de gülerek. Evin asıl yöneticisi her zaman kadın olmuştur, yine öyle kalır.

Hadi ya diye seslendi yine mutfaktan babaanne.

Dedeciğim, ciddi misin? Şaka mı yapıyorsun yoksa? dedi Savaş şaşkınlıkla.

Vallahi hiç öyle bir şey yok, diye yanıtladı Mehmet dede. İnanmıyorsan, git babaannene sor mesela. Demet, hadi sen söyle, son karar evde hep kimin oluyor?

Hadi Mehmet, bırak şimdi böyle şeyleri, güldü babaanne sıcak bir şekilde.

Olmaz, sen söyle, ısrar etti dede. Kim veriyor bizim evde son kararı, sen mi ben mi?

Eh, genelde ben diyebilirim

Nasıl yani? diye şaşırdı Savaş. Ben hiç öyle bir şey fark etmemiştim. Ve bence evin patronunun hep erkek olması lazım.

Bırak şimdi öyle şeyleri Savaş, dedi dede tekrar gülerek. Gerçek bir ailede işler öyle yürümüyor senin düşündüğün gibi. Şimdi sana birkaç hikaye anlatayım, sen de kendin karar ver.

Hikaye

Başlıyor yine anlatmaya, diye söylendi babaanne hafiften gülerek. Şimdi kesin motosikletten bahsedecek.

Hangi motosiklet? Savaş meraklandı.

Ah, şu arka bahçede paslanan var ya, dedi dede memnuniyetle. Neredeyse yüz yıllık oldu. Biliyor musun, o motoru bana babaannen aldırdı.

Babaanne mi aldırdı?

Tabii, parayı da o verdi. Ama önce başka bir hikaye var.

Bir zamanlar az çok para kazanmıştım, tam o aralar bir motosiklete yetiyor. Dedim ki Demete, yani senin babaannene, Arka sepetli motosiklet almak istiyorum. Patatesleri tarladan eve rahatça taşımak için. O zamanlar bizim patates arazisi daha tarladaydı.

Babaannen itiraz etti. Bırak motoru da, gel renkli televizyon alalım, daha çok işimize yarar, dedi. O zaman renkli televizyon öyle ucuz şey değildi. Patatesi şimdiye kadar bisikletle taşımadın mı, yine taşırsın, dedi. Torba seleye, sür git!

Tamam, dedim, senin sözün her zaman son söz. Gittik, renkli televizyon aldık.

Ee, motor ne oldu? diye sordu Savaş.

Motora gelince içini çekti babaanne. O da alındı ama çok sonra. Önce deden sırtını sakatladı, patatesleri taşırken öyle bir zaman geldi ki, hepsini neredeyse ben taşımak zorunda kaldım.

Sonra, kasım ayında domuzları kestik, parasını da dedene verdim, Al git, şu motosikleti al, dedim.

Sonra, ertesi güz biraz daha para geçti elimize, dedi dede anlatmaya devam ederek. Şu parayla bir hamam yapalım, eski yıkıldı yıkılacak, dedim. Çatı su alıyor, duvarlar dökülüyor. Babaannen yine karşı çıktı, Evdeki eşyaları yenileyelim, herkes gibi olsun evimiz, dedi. Tamam, dedim, senin dediğin olsun. Gittik, yeni mobilyalar aldık.

Bahar geldi, eski hamam çöktü gitti zaten, diye tamamladı babaanne. O kadar kar yağınca çatı dayanamamış. O günden sonra karar verdim, Mehmet nasıl isterse öyle olmalı, dedim.

Bak işte! diye bağırdı Savaş. Demek ki doğruymuş! Son söz hep erkekte olmalı!

Yok yok, Savaş, sen anlamadın, dedi dede kıkırdayarak. Ben ne zaman bir şey yapmak istesem önce gelir sorarım: Demet, fırını baştan yaptırsam mı? O da olur derse, olur. Son söz yine onda yani.

Ben o olaylardan beri diyorum ki, Nasıl düşünüp, uygun görüyorsan öyle yap, dedim hep.

Yani Savaşım, ne olursa olsun, son söz yine kadında kalır, diye noktaladı dede. Anladın mı şimdi?

Savaş önce bir durdu, sonra birden gülmeye başladı. Güldü güldü, ardından düşünmeye başladı, sonra yüzü aydınlandı.

Şimdi anladım dedeciğim, ben eve gidince derim ki: Peki Seda, hadi bu sene tatili dediğin gibi Antalyada geçirelim. Ben de arabayı tamire bırakmam artık. Şanzıman bozuk biraz biliyorsun, yenilemek lazım.

Olmadı, arabası da arıza yaptıysa, ne yapalım. Kış boyu otobüsle işe gider geliriz. Sadece bir saat erken kalkarız, fena mı Kötü düşünmüyorum değil mi dedeciğim?

Bence on numara düşünce, dedi dede keyifle başını sallayarak. Bak Savaş, bir iki sene sonra sizde de her şey yoluna girer.

Kadının evde sözü geçmeli, o zaman erkek de huzurlu olur. Ben yaşayıp gördümSavaş, dedesinin sözlerini içine sindirirken, mutfaktaki patateslerin tatlı kokusu burnuna doldu. Bir an sustu, sonra kocaman bir gülümsemeyle babaannesine döndü:

O zaman, babaanne, patatesleri de sen iste, ben de hemen götürüp pişireyim Sedaya Belki onun gönlü daha çok hoş olur!

Babaannesi kahkahasını tutamadı, ellerini yıkadı ve torununa patatesleri uzattı.

Eh, bu torunumdan iyi damat olur, Mehmet, ne dersin?

Dede gözlerini kırpıştırdı, hafifçe başını salladı; ama yüzündeki o ince, bilge tebessüm hiç eksik olmadı.

Savaş poşetleri eline alınca kapıya yöneldi, bir an tereddüt etti. Gözleri dedesinin masadaki nasırlı ellerine, babaannesinin yaş almış, ama hâlâ mutfağa hükmeden telaşına takıldı. Kendi evinde çözmeye çalıştığı patronluk meselesinin dostça, sevgiyle, hayatla örülmüş yıllar boyunca adım adım büyüdüğünü anladı.

O zaman, dedi neşe içinde, en büyük patron, huzurdan anlayandır!

Babaanneyle dede bir an bakıştı, ardından üçü birden neşeyle güldüler. Dışarıda bahar güneşi Esenlerin arka bahçesini ısıtıyor, hayat yine her zamanki gibi sürüyordu.

Savaş, patates dolu torbayla kapıdan çıkarken, içinden bir kez daha geçirdi: Evin gerçek patronu sevgiydi, ve bunu yanında götürmek en güzeliydi.

Rate article
Lifequest
– İşte bu! – diye bağırdı Sertaç. – Doğru dedim! Son söz daima erkekte olmalı Sabahın erken saatlerinde Efemenlerin evine şehirden yetişkin torunları geldi; daha geçenlerde onun düğünündeydiler. Sertaç patates almaya gelmişti, çünkü en sevdiği babaannesiyle dedesine her zaman patates ekiminde ve hasadında yardım ederdi. – Ee, Sertaç, söyle bakayım, sevgili Sevda’yla evlilik nasıl gidiyor? – dedi babaanne, ocak başında meşgulken merakını gizlemeden. – Vallahi, anneanne, bazen iyi, bazen fırtınalı… – dedi torun isteksizce. – Yani, bir öyle bir böyle… – Dur bakalım, – diye lafa girdi dede İsmail şüpheyle. – Ne demek bir öyle bir böyle? Yoksa kavga mı başladı? – Şimdilik kavga yok gibi… Sadece evde kimin sözünün geçeceğini belirlemeye çalışıyoruz, – itiraf etti torun. – Allah Allah… – dedi babaanne, hafif gülümseyerek. – Sanki çözülmeyecek meseleymiş gibi. Zaten belli o iş. – Evet evet, – diye güldü dede. – Bizde evde baş komutan her zaman kadındır, bu böyledir! – Hadi canım sen de… – diye seslendi babaanne tekrar fırının başından. – Dedeciğim, ciddi misin sen? Şaka mı yapıyorsun yoksa? – Hiç de şaka yapmıyorum, – dedi İsmail kesin bir ifadeyle. – İnanmazsan, annenannene sor. Söyle bakayım Hatice, bizim evde son sözü kim söyler? – Hadi bırak şimdi lüzumsuz sohbeti, – dedi babaanne gülümseyerek. – Cevap ver ama, – ısrar etti dede. – Kimde karar, sende mi bende mi? – Eee… bende galiba… – Yok artık! – torun şaşkın bir suratla bakakaldı. – Ben bunu hiç fark etmedim burda. Benim fikrimce evde reis daima erkek olmalı. – Aman Sertaç, bırak şimdi, – diye tekrar güldü dede. – Gerçek bir ailede sandığın gibi değil işler. Bak şimdi, anlatayım da sen de anlayasın. Hikaye – Başlıyor yine… – diye homurdandı babaanne. – Şimdi kesin motosiklet hikâyesini anlatacak. – Hangi motosiklet? – diye sordutoran şaşkınca. – O ahırda paslanan motosiklet var ya, – dedi dede memnun bir ifadeyle. – Herhalde 100 yılı devirdi. Bil bakalım, annenanne nasıl aldırdı onu bana? – Anneanne mi aldırdı? – Evet. Kendi birikiminden para verdi bana. Ama önce başka bir hikaye var. Bir aralar güzel para kazandım, tam motosiklet parası çıktı. Dedim ki Hatice’ye, yani annenanneye; bir motosiklet alalım, yanına da sepetli, patatesleri taşırız tarladan eve diye. O zaman patates tarlada olurdu, öyle yer vermişlerdi bize. Annenanne karşı çıktı. “Yahu,” dedi, “bence renkli televizyon alalım. O zamanlar pahalı.” “Patatesi eski usul bisikletle getiriyordun, gene getirirsin,” dedi. Çuvalı bisikletin üstüne koyup taşımaya devam edeceğim yani. Neyse, dedim, son söz sende. Televizyonu aldık. – Ya motosiklet? – dedi torun şaşkınlıkla. – Motosikleti de aldık… – dedi babaanne iç çekerek. – Ama daha sonra. Önce dede belini sakatladı, bana düştü bütün patates işi. Sonra kasımda domuzları sattık, ben de parayı İsmail’e verdim, gidip sepetli motosikleti aldı. – Sonra bir yıl da para birikti, – devam etti dede. – Dedim ki, bu parayla hamam yapmamız lazım. Eski hamamın çatısı, duvarı harabe. Annenanne gene karşı çıktı; “Möble alalım, insan gibi yaşayalım,” dedi. Neyse ki yine son söz onda. Gidip möbleyi aldık. – Baharda da hamam çöktü tabii, – diye ekledi babaanne. – O yıl çok kar yağmıştı çünkü, çatı dayanamamış… O günden sonra, İsmail ne isterse ben “nasıl istersen öyle yap” demeye başladım. – İşte bu! – diye atıldı Sertaç. – Demek ki son söz daima kocada olmalıymış! – Hep öyle sanma, Sertaç, – diye güldü dede. – Zaten ben bir şey yapmadan önce gelir sorarım: “Hatice, şu dolabı değiştirelim mi? Uygun mu?” Sonrası onun dediği gibi olur. – Ben de o olaylardan sonra hep “serbestsin, nasıl istersen öyle davran” derim. – Yani, Sertaç, bir evde son söz genellikle eşte olur, – dedi dede gülerek. – Anladın mı şimdi? Sertaç önce düşündü, sonra aniden gülmeye başladı. Güldü, sonra tekrar düşündü ve yüzünde bir aydınlanma belirdi. – Şimdi anladım, dedeciğim. Eve gidince Sevda’ya “Peki, hayatım, sen dediğin gibi tatile Antalya’ya gideriz. Arabayı da şimdilik tamire bırakmam, vites kutusu arızalı ama olsun… Bozulursa da otobüsle işe gider geliriz, bir saat erken kalkarız, olur biter…” diyeceğim. Doğru mu anladım? – Tam isabet, – dedi dede gülerek. – Birkaç yıl sonra zaten her şeyin ortasını bulursunuz. Evde hanım başta olmalı ki erkek de rahat etsin. İnan bana, tecrübeyle sabit…