Kocamın annesiyle yaptığı konuşmayı duyduğumda, benimle evlenme sebebini anladım.

Eşimin annesiyle konuşmasını duydum ve gerçek evlenme sebebimi anladım.

Mert, mavi dosyamı hâlâ göremediniz mi? Ben kesinlikle onu komodinin üstüne koyduğumu hatırlıyorum, ama orada sadece senin dergi yığınların var.

Gülşah, ayakları içinde çıplak bir kağıt yığını çevirirken, her seferinde saate bir bakıyordu. Önemli bir toplantıya sadece kırk dakika kalmıştı ve İstanbulun ortasındaki yoğunluk, navigasyonda kırmızı yılanlar gibi kıvrılarak uzanıyordu. Gecikmek, onun için affedilemezdi; on beş yıldır bir inşaat firmasının mali direktörü olarak çalışıyor, dakikliği ikinci doğası haline getirmişti.

Mert mutfaktan çıkıp, jambonlu bir sandviç çiğnerken, Gülşaha doğum günü hediyesi olan o ev yapımı, yumuşak, lacivert kadife takımı üzerindeydi; gökyüzü mavisini güzel bir şekilde vurguluyordu. Otuz iki yaşında hâlâ genç, fit ve şık bir kesime sahipti. Yanında oturan, geçen ay kırk üç yaşına basan Gülşah, pahalı kremler ve düzenli spor salonları sayesinde genç görünse de, hâlâ içinden bir huzursuzluk taşıyordu.

Gülşah, ne bu telaş? dedi ben, çene altındaki kırıntıları nazikçe silerek. Dosyayı rafta bıraktım, tozlanmasın diye. Sipariş ettiğin gibi, hemen getiriyorum.

Ben, hafif bir çocukça atlayışla, kapalı dolaba koştu ve bir saniye içinde kayıp mavi klasörü ona uzattı.

Çok teşekkür ederim, canım! Gülşah yanaklarını bir öpücükle okşadı, tıraş losyonunun kokusunu yaydı. Senin olmadan ne yapardım? Şimdi koşuyorum. Buzdolabında bir akşam yemeği var, ısıt; ben geç kalacağım, denetim yaklaşıyor.

Başarılar, kraliçem! diyerek seslendim, o merdiven boşluğuna yönelirken.

Lift içinde Gülşah, aynada kendi yansımasına tebessüm etti. Ne kadar şanslıydı! Üç yıl önce, eski eşinden çıkan zor ve kirli bir boşanmanın ardından, bir daha ilişkiye girmeyi düşünmemişti. Sonra ben ortaya çıktım; genç, hırslı, araba galerisi müdürü olarak çalışıyordum ama en çok ona özen gösteren, çiçeklerle dolu, kahvaltı servisi yapan biriydim. Arkadaşları bizim ilişkimizi para yüzünden diye eleştirse de, Gülşah bu eleştirileri göz ardı etti. Gözlerindeki o kıvılcımı sahte bir şey taklit edemezdi.

Gülşah, SUVsine bindi, klasörü ön koltuğa koydu ve motoru çalıştırdı. Tam o sırada arka koltukta bir temizlik paketi gördü; dün gitmesi gereken bir kurutma hizmeti için unutmuştu. Paketin içinde iş telefonunu buldu; denetçiler tam da o telefonla aramalıydı.

Lan bir şey! diye haykırdı.

Aracı durdurup tekrar geri döndü. Asansör ağır ağır yukarı çıkıyordu. Gülşah, kapıyı sessizce anahtarıyla açtı; Mertin bilgisayar başına oturup bir projeye dalmasını bölemek istemiyordu.

Girişte annesinin sesini duydu. Ses oturma odasından geliyordu; Mert yüksek sesle, biraz sinirli bir tonla konuşuyordu.

Anne, bir daha uğraşma! Her şey planlandığı gibi gidiyor! diye bağırıyordu.

Gülşah bir an için dondu, elini askıya uzatmaktan alıkoyamadı. Sesindeki tavır hâlâ sevgi dolu değildi. Ayakları parke üzerinde yapışmış gibiydi.

Ne fark eder, o ne ister? diye devam etti Mert. Anne, beni dinliyor musun? Ben aptal değilim. Üç yıldır bu kadını dayanıyorum, bir dağ evini satmak için bu anı beklemiyorum.

Gülşah nefesini tutmuş, göğsünde bir buz topu patlamış gibi hissetti. Kadın mı? O, onun mı?

Tamam anne, daha dayanırım! diye kahkahasını duydu. Düşün, dün konuştu, dağ evini bana devredecekmiş. Bir de Gümüş Ormanında. Yüzde kaç alırız? Ben zaten emlakçıya sordum. Satarsa, hem senin merkeze bir daire olacak, hem de işime bir yatırım, bir de bizden kaçıp rahat bir hayat

Bir anda telefonla bir şey sorulmuş gibi, Mert savunmaya başladı:

Unutma, senin doğum gününde salatalara mayonez kötü, kolesterol demiştin! O aristokrat gibi. Bazen seni o kadar nefret ediyorum ki dişlerim titriyor. Mert, kendini geliştir, kitap oku! diye bağırıyordu.

Gülşah duvara yaslanıp çöküp oturdu. Üç yıl boyunca her seni seviyorum, her kucaklaşma, her çiçek bir yatırımdı. O sadece büyük bir kazanç bekliyordu: babasından kalan dağ evi, milyonlarca lira değerinde, ve o da bu evi ona devretmek isteyerek, onun da ev sahibi hissini beslemek istiyordu. Ne kadar aptal!

Mert birden sesini yükseltti:

Tamam anne, o geri dönebilir, bir şeyler unutmuş olabilir. Akşam uykuya dalınca ararım. Seni seviyorum, sen benim tek kadınsın, bu her şeye değecek.

Mutfak yönünden adımlar geldi. Gülşah, bütün cesaretini toplayıp sessizce daireden çıktı ve kapıyı nazikçe kapattı.

Koridorun soğuk duvarına yaslanıp kalbi boğazına sıkıştı. Şimdi ne yapmalıydı? Geri mi dönüp kavga mı etmeliydi? Mert yalan söyleyecek, yalanı kanıtlayacak ve her şeyi bir şaka gibi gösterecek miydi? Hayır, duygulara kapılmamak lazım.

Gülşah, pahalı bir palto koluyla yüzünü sildi. O bir mali direktördü; sayıları, planları ve beklenmedik saldırıları hesaplayabilirdi. Oyun mu istiyorsun? Oyun alacak. diye düşündü.

Arabanın geri görüş aynasında kendine baktı; gözleri kırmızı, rimel akıyordu. Kadın, diye fısıldadı. Üç yıl dayanmışım. Bak bakalım, Mert, kim kimin üzerine çıkacak?

İşe gitmedi. Şube yöneticisine telefon açıp, rahatsızlandığını ve toplantıyı onun yürütmesini istedi. Kendi başına şehrin kenarındaki bir kafeye gitti, kimseyle görüşmeyerek plan yaptı.

Akşam evine döndüğünde, alışveriş poşetleriyle, zor bir gülümsemeyle karşılaştı. Mert onu holde karşıladı, bir öpücük uzattı. Gülşah neredeyse geri çekilmek istedi; yanakını ona göstermek, nefesini tutmak zorunda kaldı. Mertin kokusu artık çürümüş bir çiçeğin, pahalı bir parfümle kaplanmış hâliydı o da ona alışveriş yapmıştı.

Yorgun musun, canım? diye sordu, akşam yemeğini getirirken. Makarnalı deniz ürünleri var, senin sevdiğin gibi.

Teşekkür ederim, sevgilim dedi hafifçe boğuk bir sesle. Başım ağrıyor, iş yerinde tam bir çılgınlık.

Yemek boyunca Mertin salata koyuşunu, şarap döküşünü, saf bakışlarını izledi; aklında hâlâ ödemem gereken bedel yankılanıyordu.

Mert dedi, kadehini çevirerek. Bugün çok düşündüm.

Mert hafif bir gerilim hissetti, bir anlık bir titreme duydu. Gülşah, şimdi farklı gözlerle ona bakıyordu; bu gözlerde bir korku vardı.

Ne hakkında? dedi Mert, sesinde bir titreşimle.

Gümüş Ormanıdaki ev hakkında. Hatırlıyor musun, konuşmuştuk?

Mertin yüzü bir anda sertleşti, gözlerinde kurnaz bir ışık parladı, ama hemen maske gibi bir şefkatle örtüldü.

Hatırlıyorum. Ama biliyorsun ki, benden bir şey istemiyorum. En önemlisi, birlikte olmamız.

Gülşah içinde yalan kelimesi çınladı.

Anlıyorum dedi. Ama senin için bir şey yapmak istiyorum, böylece kendini daha güvende hissedin. Gelecek hafta evrakları senin üzerine devredeceğim.

Mert neredeyse çatalı düşürdü. Bir anlık bir gülümseme yüzüne yayıldı.

Bu çok büyük bir adım Emin misin? Belki acele etmemeliyiz.

Eminim. Sen benim kocam, dayanağım. Annen de buna karşı olmayacak, değil mi? Hafta sonu onu bir öğle yemeğine davet edeyim, kararımı açıklayayım.

Anne? Mert göz kırpıp. Tabii ki, o çok mutlu olur! Hep Lale gibi akıllı bir kadın dedi.

Gülşah gözlerini aşağı indirip, alttan bir alay gülüşü sakladı.

Harika. Cumaya kadar hazır ol. Ben de özel bir şey hazırlayacağım.

Üç gün boyunca Gülşah kendini bir işkenceye soktu; aynı yatakta uyumak, Mertin dokunuşlarını dayanmak, onun laflarını dinlemek zorundaydı. Ama amaç ona güç verdi. Bir avukata danışmış, ne yapacağını biliyordu.

Cumartesi günü, Mertin annesi Ayşe Hanım, tüm ihtişamıyla geldi. Rüsüm yaka bluz, büyük bir broş takmıştı; sadece özel günlerde gördüğü bir süs. Ayşe Hanım, balonlu bir nezaketle içeri girdi.

Lale, ne kadar zayıflamışsın! dedi kapıdan girerken, gelin gibi gülümseyerek. Çok çalışıyorsun, hiç kendine vakit ayırmıyorsun. Mert de senin bir şeyler hazırladığını söyledi mi?

Lütfen oturun dedi Gülşah, konukları masaya davet ederken.

Masada kızarmış ördek, salatalar, havyar ve pahalı şarap vardı. Mert misafirleri eğlendirirken, Gülşahın gözleri evin konusunu bekliyordu.

Yemek bitti, Mert şarabı kadehlere dökerken, Gülşah çatalını bir kristal tabağa vurdu ve sesini yükseltti.

Sevgili ailem, dedi, ciddi bir ses tonuyla. Burada sadece bir akşam yemeği için değil, bir planı paylaşmak için toplandık. Gümüş Ormanıda bir evimiz var ve bu evi devretmek üzerine konuşuyorduk.

Ayşe Hanım bir an duraksadı, çatalını sıkıca tuttu.

Evet, Lale, çok akıllı bir karar. Bir adamın kendi evine sahip olması evliliği güçlendirir.

Gülşah onaylayarak başını salladı.

Bu sabah noterde buluşmuştuk.

Mert öne atladı, gözleri açgözlülükle parladı.

Ne oldu? diye sordu.

Şunu anladım ki, tek bir sepet içinde tüm yumurtaları tutmak akıllıca değil diye duraksadı, dramatik bir nefes alarak. Bu yüzden ev sadece devretmekle kalmadım, satıp parayı daha iyi bir yere yönlendirdim.

Ayşe Hanım ağzını açtı, bir an sessiz kaldı, sonra tekrar sordu:

Satıldı mı? Nasıl yani, ben yokken?

Evet, sabah erken bir alıcı bulduk, iki kat fiyat teklif etti, hemen kapattık dedi Gülşah, gözlerinde bir parıltı. Para bir kadın haklarını koruyan bir vakıfa gitti; ev içi şiddet mağduru kadınlar için.

O anda bir bardak kırıldı, Mert sandalyesini devirdi, şarap beyaz örtüye döküldü.

Sen delirdin mi? bağırdı. Hangi vakıf? Bu benim param, evim! Söz verdin!

Ayşe Hanım çığlık attı: Bu bir şaka mı? Nasıl olur! Ailemi böyle bir şeyle kandırıyorsun!

Gülşah soğukkanlı bir sesle yanıtladı:

Senin evin, babamın mirası, benim değil. O yüzden hak etmezsin.

Mert nefes nefese kalmış, yumruklarını sıktı; maskesi tamamen düşmüştü. Önünde sevgili bir eş yerine, aldatılmış bir dolandırıcı duruyordu.

Bütün bunları biliyordun, değil mi? dedi Gülşah, gözleri sertleşmiş. Beni izledin, kadın dediğin, beni dayanmak zorunda bırakan birini.

Ayşe Hanım çöküp, sandalyeye yaslandı; yüzü solgunlaşmıştı. Mert bir şey söylemekte zorlanıyordu, tutunacak bir şey bulamıyordu.

Gülşah ayağa kalktı, sesini yükseltti:

Çember bitti. Evi satmadım, vakıfa para da göndermedim. Bu bir sınavdı ve siz iki taraf da başarısız oldunuz. Gerçek yüzünüz ortaya çıktı: çürüktür, açgözlüdür.

Ayşe Hanım çığlık attı: Sen bir canavar! Oğlumun yıllarını harcadı! Sen ona borçlusun!

Gülşah sakin bir sesle:

Çıktın, şimdi gidin. Burası benim evim, burada kalmayacaksınız.

Mert şaşkın ve öfkMert şaşkın ve öfkeli bir şekilde odadan çıktı.

Rate article
Lifequest
Kocamın annesiyle yaptığı konuşmayı duyduğumda, benimle evlenme sebebini anladım.