Kayınvalidem Beni Kötü Bir Ev Hanımı Olarak Nitelendirdi ve Onlara Hizmet Etmeyi Bıraktım

Ayşe Hanım beni kötü bir ev hanımı olarak nitelendiriyor ve ben de hizmet etmeyi bırakıyorum

Elif, canım, kim bu kadar kalın salatalık dilimlerini doğrayacak? Baksana, bu küpler değil, taş gibi! Nasıl bir şey yemeye kalkar? Adamların çiğneme kasları çelik değil, nazik dokunuşa muhtaçtır, sevgi ve ilgi ister Ayşe Hanım çocuğu gibi bağırıyor, Elif aceleyle olivye hazırlamaya devam ediyor.

Elif bıçağın sapını öyle sıkıyor ki parmak eklemleri beyazlaşıyor. Misafirler gelene kadar yarım saat kalmış, iki saat erken gelen kayınvalidesi yardım etmek için mutfağın içinde dolaşıp baharat kavanozlarını yer değiştiriyor ve her hareketi eleştiriyor.

Ayşe Hanım, bu olivye, bütün malzemeler karıştırılıyor. Mert, eşim, sebzelerin hâlâ dokusunu hissetmeyi seviyor, ezilmeyi değil Elif sesini yükseltmeden cevap verir.

Ah, ben sana Merti anlatayım! Ben onu doğurdum, büyüttüm, otuz yıldır besledim. O her zaman her şeyin ince ince, tertipli olmasını ister. Benim tarifim bu; o da bunu söylemekten çekinir, üzülmesin diye susar. Dün gömleği kırışık çıkmış, ben de gördüm. Utandırma, Elif. Kadın eş, kocasının ayak izini temiz tutmalı.

Elif derin bir nefes alıp bıçağı kenara koyar.

Ben akşam yedile kadar çalışıyorum, Ayşe Hanım. Mert de altı akşamüstü evde. Onun da bir eli var, ütü de göze çarpan bir yerde duruyor.

Ayşe Hanım göğsüne büyük amber bir broş takıp kollarını göğsüne bastırır.

Eller! Adamın başka görevleri var. O bir kazan! Ev, temizlik, düzen kadınların kutsal sorumluluğu. Başaramazsan, belki işi bırakmalı, ya da sabah erken kalkmalı. Ben beş devirde sabah beşte kalkıp kocama taze krep pişirirdim, sen ne yapıyorsun? Hazır gıdalar mı yutuyorsun?

Her gün yemek hazırlıyorum der Elif hafifçe. Şimdi, özür dilerim, fırından et çıkarmam lazım.

Akşam yemeği gergin bir atmosferde geçer. Mert tabakta oturmuş, elektriği çarpan bir havayı görmezmiş gibi davranıyor. O, kafasını kum içinde saklayan bir devekuşu gibi, meselelerin kendiliğinden dağılmasını umut ediyor.

Ayşe Hanım, Elifin bir gün önceden marine ettiği, bir gün süren özel soslu et yemeğini tadınca dudağını büzdü.

Yine yenilebilir. Ama et biraz kuru, fazla pişmiş. Tuz az. Mert, tuzu alır mısın?

Normal, anne, lezzetli Mert, ağzı dolu bir şekilde mırıldandı.

Lezzetli mi? En tatlı havuç bile onun önünde kalır. Peki ya zemin? kayınvalidesi laminata bakar. Köşeler gri, robot süpürge dönüp duruyor, faydası ne? Bezle, ellerle silmek gerekir, diz üstünde! Senin evle bağın soğuk, içi boş. Kötü bir ev hanımı, üzgünüm, ama anneye gerçeği söylemekten başka yol yok.

Elif çatalını yavaşça bırakır. Beş yıllık evliliğinde beş yıl mükemmel bir ev hanımı olmaya çalıştı. Baş muhasebeci, kocasının yanıyla ipotek ödeyen, akşamları ise tencere başında ikinci vardiya yapan bir kadın. Çamaşır, temizlik, yemek… Hepsini onaylayan bir sözle karşılamaya çalıştı; karşılık kötü ev hanımı demekti.

Mert başını kaldırmadan çiğnemeye devam eder; eşi korumak için gözünü kapatır.

Yani kötü bir ev hanımı mıyız? Elif sessizce tekrar sorar.

Sakın alınma, canım Ayşe Hanım elini savurur, fazla pişmiş eti alır. Bu gerçek. Ev hanımları var, sıcak bakım yapanlar, ve modern kariyer kadınları. Senin perde tozu da bir kez fark ettim, göz kamaştırıyor.

Tamam Elif başını sallar, yüzünde sakin bir gülümseme belirir. Sözlerinizi duydum, Ayşe Hanım. Teşekkür ederim.

Akşam kayınvalidesi sonunda ayrılırken bir pasta kutusunu yanına alır: Alırım, bozulmasın diye. Mert kanepede televizyona bakarak uzanır.

Ne gün, ne gün der uykulu bir sesle. Elif, çay getir, o tatlı da kaldı.

Elif pencereye yönelir, gece İstanbul ışıklarına bakar.

Hayır, Mert.

Ne hayır? Tatlı yok mu? Anne hepsini yiyip bitirdi mi?

Çay yok. Aslında, getirmeyeceğim.

Mert kolunu kaldırıp şaşkınlıkla sorar:

Anneyle iğreniyor musun? Yaşlı kadını kızdırma.

Kızmadım. Sadece sonuçları gördüm. Annen kötü ev hanımı dedi, bütün çabamı boş diyor. Ben de düşündüm: Neden seni ve kendimi yetersizliğimle eziyorum? İşe yetmezsem, bırakıyorum. Utanmak istemiyorum.

Mert gülümseyerek aldırır:

Tamam, şikayet ettin, artık dur. Gel, sarıl.

Elif gitmez; kitap alıp yatak odasına kapanır, kapıyı kilitler.

Pazartesi sabahı Mertin rutinini bozar. Genelde kahve kokusu ve pastırmalı yumurta sesi uyanır. Bugün apartmanda sessizlik hakim, mutfak boş ve karanlık, ocak soğuk.

Elif? Mert yatak odasına bakar. Eşi ayna önünde makyaj yapıyor. Kahvaltı?

Buzdolabında yumurta, salam var. Ekmek kutuda Elif sakin bir sesle cevap verir, kirpiklerini boyar.

Ama sen her zaman hazırlarsın. Ben geç kalıyorum!

Ben de gecikiyorum. Ben kötü bir ev hanımıyım, malzemeleri bozarım. Yumurta kabuğu kaçar, kahve yakar Sen kendin yap. Adam kazanır, kahvaltıyı da kendisi bulur.

Mert küfür edip mutfağa koşar. Kahve dökülür, ocak yanar, yumurta alt kısmı yanar üst kısmı sıvı kalır. Salamla tost yer, dünün kırışık gömleğini giyer ve aç karnına işe gider.

Akşam aynı sahne tekrarlanır. Mert eve gelir, akşam yemeği bekler. Elif kanepede maske takıp dergi karıştırıyor.

Akşam ne var? Mert ayakkabılarını çıkarırken sorar, bir çarşafı devredekileri iterek takılır.

Ben poke balığı sipariş ettim, yedim Elifin sesi maskeden ezik. Sana sipariş etmedim, belki beğenmezsin. Dondurucuda dondurma var, marketten.

Dondurma mı? Bütün gün çalıştım! Ev yemeği istiyorum! Çorba!

Çorba zor bir iş. Ben yetmezsem bozarım. Anne ruhsuz dedi, dondurma kolay. Su, tuz, on dakika yeter.

Mert öfkeyle bağırmak ister, ama Elifin gözlerindeki kararlılık onu susturur. Dondurmayı haşlar, ardından tencereyi yıkamak zorunda kalır: Ben çatalı kötü tutarım, leke kalır, sen kendin yıka.

Bir hafta geçer. Apartman yavaşça eski parlaklığını yitirir. Elif iki günde bir süpürürken toz şimdi güneş ışığında çırpınır. Lavaboda bulaşık dağınık; Mert sadece ihtiyacı olanı yıkar, Elif ise tek bir tabak ve fincanı hemen yıkar, kendi dolabına koyar.

Çamaşır sepeti bir dağ gibi erkek çorap, tişört ve kotla dolup taşar. Elifin kıyafet sorunu yok; giysilerini işe giderken çamaşırhaneye bırakır ya da elden yıkar.

Mert yorgun, kızarmış ve hafifçe kilo kaybetmiş, sadece tost ve çabuk yemekle beslenir.

Cumartesi sabahı kapı çalınır. Ayşe Hanım geliyor, her hafta yaptığı gibi denetim yapacak, ama bu sefer haber vermeden.

Açın bakalım! Krep getirdim, aç kalmayın diye der içeri girerken.

Ayaklarının önünde bir dağ ayakkabı, oturma odasına girer, televizyonda Beni temizle yazısı görünür. Masanın üzerinde kurumuş çay poşetleri ve bir pizza kutusu.

Aman Tanrım! Ne oldu burada? Hastaydınız mı? Kat! Bu bir ahır!

Elif pijama içinde, ışıl ışıl bir kokuşla, elinde kitapla çıkar.

Günaydın, Ayşe Hanım. Burada bir ahır değil, evimiz.

Hangi hizmetçi!? Elifin üzerindeki tozu işaret eder, yüzüne bir tutam iğrençlik.

Kızım, ben sadece size yardımcı olmaya çalışıyorum, ne kadar temizse…

Mert mutfaktan çürük bir bisküvi ısırarak çıkar, gömleği kırışık, pantolonda leke.

Anne, işte böyle yaşıyoruz… mırıldanır.

Ayşe Hanım sesini yükseltir:

Elif! Hemen bir bez al! Bu bir rezalet! Şimdi genel temizlik başlatıyorum, sen bana yardım edeceksin. Kocanı kirde tutmak ne kadar utanç bir şey!

Elif rahat bir sandalyeye oturur, bacağını çaprazlar ve kitabını açar.

Hayır, Ayşe Hanım. Bez almayacağım. Geçen pazar bana kötü ev hanımı demiştiniz. Temizleme yeteneğim yok, yeteneğim yok. Bu eleştiriyi kabul ettim, o yüzden yapmayacağım. Zaten işimde iyiyim, dinleniyorum.

Şaka mı yapıyorsun? Ayşe Hanım nefes nefese kalır. Ben size iyilik etmeye çalıştım!

Eğitim bitti. Başarısızlıktan atıldım.

Mert bağırır:

Anne, söyle!

Mert annesine, karısına ve dağ gibi bulaşıklara bakar.

Anne, ne söyleyeyim? Sen onun üzerine baskı yaptın. Elif her şeyi hazırlıyor, temizliyor, ama sen yanlış ve eksik diyorsun. O da kırıldı.

Kırılmadım, Mert Elif düzeltir. Süreçleri optimize ettim. Çalışmam sıfır ya da negatif değerlendiriliyorsa, kaynağımı boşa harcamam mantıklı.

Ayşe Hanım kızarır.

Öyle mi? O zaman ben tek başıma temizlerim!

Ayşe Hanım bir bez yakalar, üç saat boyunca çırpma, süpürme, toz alma yapar, her köşeyi eleştirir.

Elbet! Yağ var! Örümcek ağı! Ah, çocuğum!

Elif bu sürede kahve içer, kitap okur, bir şey yapmaz. Mert yardım etmeye çalışır, ama sadece tokat alır: Bırak! Ne işin var? Gel, yemeği getir!

Akşam olduğunda daire parıldar. Ayşe Hanım ter içinde, kızarmış bir yüze, oturur, kan basıncı yükselir.

Su homurdar.

Elif bir bardak su ve bir hap getirir.

Teşekkür ederim, Ayşe Hanım. Gerçekten temizlik ustası. Ben asla başaramazdım. Bakın, profesyonel birinin işi ne kadar iyi.

Ayşe Hanım ona düşman bakışla bakar, ama bağırmaya gücü kalmaz.

Bunu bırakmam. fısıldar. Mert, onunla boşan. Seni sevmiyor, tembel bir egoist.

Mert pencereye yönelir, dışarı bakar. Karnı tok, daire temiz, ama mide bulantısı var. Annesinin gelen zor bir sahne olduğu ve kendisinin kalacağını anlar. Kayınvalidenin bir kez daha gelmesi, bir daha evde kalmayacağını bilir.

Anne, taksi çağırıyorum.

Beni kovuyor musun? gözlerinden yaş süzülür.

Hayır, sadece dinlenmeni istiyorum.

Kayınvalidenin kapısı kapandığında, yeni bir sessizlik hâkim olur; tertemiz bir dairede yankılanan bir sessizlik.

Mert mutfağa geçer, Elif salata yapar.

Elif, tereddütle başlar.

Ne?

Belki yeter. Ders aldım. Anne de büyük ihtimalle.

Hangi dersi aldın? Elif bıçağı elinde çevirir. Bir haftayı bir ahır gibi yaşamak, sonra anne gelip her şeyi temizlemesi, sen izlerken? Bu kötü bir ders.

Hayır. Anladım ki sensiz ben kötü durumdayım. Temizliğe ve lezzetli yemeğe alıştım ama bunu takdir etmedim.

Takdir etmezsin, hayatımdan çalıyorum, uyku, hobiler Ellerim yetmez dediğinde bir şey yapma isteği kaybolur.

Anneyi konuşurum kararlı bir sesle söyler Mert. Artık ev işlerinden bahsetme. Yoksa davet etmeyi bırakacağız.

Sözler değil, eylem lazım.

Yardım edeceğim. Söz veriyorum. Temizlik, çöp çıkarma, bulaşık

Elif şüpheyle bakar.

Bulaşık? Her akşam?

Evet. Ve hafta sonları kahvaltı benim. Senin sevdiğin yumurtayı yapmayı öğrenirim.

Elif bir an düşünür, ardından bir gülümseme yayar.

Tamam. Deneme süresi bir ay. Eğer kuralları çiğnersen, tekrar tayin ederim. Ve anne bir daha geleninde sırtını kırmaz.

Bir sonraki hafta Mert robot süpürgeyi temizlemeyi, bulaşıkları yıkamayı ve çorapları sepete atmayı öğrenir. Çarşamba akşamı Ayşe Hanım telefon açar.

Nasıl gidiyor? Çamur içinde mi kalmadınız? Belki cumartesi çorba yapayım?

Mert, tavanı silerken telefonunu tutar.

Anne, biz hallederiz. Çorba var, Elif hazırladı, çok lezzetli.

Oh, lezzetli… Elifin yemeğini biliyorum.

Anne! sesi sertleşir. Lezzetli dedim. Elif harika bir ev hanımı. Bir daha seni hakaret eder, bizimle kalmaz. Seni seviyorum, ama eşime saygı duyulmazsa ben de üzülürüm.

Ayşe Hanım sessiz kalır, ardından telefonu kapatır. Elif kapıdaki konuşmayı duyar, gözleri parıldar, sırtına sarılır, Mertin omzuna başını koyar.

Kollarında hâlâ yağ var, fısıldar.

Görüyorum, hemen silerim. Sen dinlen, bugün uzun bir gündü.

Ayşe Hanım iki hafta boyunca gelmez. Zaman geçer, yalnız kalır, torunları merak eder, bir gün sessizce ziyarete gelirVe sonunda Elif, kendini ve evini sevgiyle, saygıyla dolu bir yuva haline getirdi.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidem Beni Kötü Bir Ev Hanımı Olarak Nitelendirdi ve Onlara Hizmet Etmeyi Bıraktım