“Beni Kandırdın! Mert, öfkeyle salonda ayakta duruyordu. – Ne demek kandırdın? – Sen biliyordun! Çocuk sahibi olamayacağını bildiğin halde yine de benimle evlendin! Hayallerindeki Düğün, Umutsuz Bekleyişler, Ağır Tedaviler, Parçalanan Bir Evlilik, Sessizce Kapanan Kapılar… Ve Sonra Tekrar Hayata Tutunmak, Yepyeni Bir Umut, Bir Mucize! Olmaz Denilen Oldu mu? Yorumlarınızı Bekliyoruz!”

Beni kandırdın! Kadir salonda öfkesinden kıpkırmızı olmuş, karşımda duruyordu. Neymiş kandırdım? Biliyordun! Çocuk sahibi olamayacağını bile bile benimle evlendin!

Sen en güzel gelin olacaksın dedi annem, duvağımı düzeltti, ben de Şuleye aynada gülümsemekten kendimi alamadım.

Beyaz elbise, dantel kollar, Kadirin şık takım elbisesi Her şey lise yıllarından beri hayalini kurduğum gibiydi: büyük aşk, masal gibi düğün, çocuklar… Hem de bir sürü çocuk! Kadir hep oğlan isterdi, ben de kız hayali kurardım, sonunda üç çocuktan sözleştik, adil olsun diye.

Bir yıl sonra torunumu kucağıma alırım, diye gözyaşlarını gizleyerek söylendi annem.

Ben ise ona tüm kalbimle inanıyordum.

Evliliğin ilk ayları baş döndüren bir mutluluk içinde geçti. Kadir işten gelince ona akşam yemeği hazırlıyor, gece sarılarak uyuyor, sabahları ise kalbim güp güp atarak takvimi kontrol ediyordum. Gecikme? Yok, hissedilmiş Bir ay daha geçti, derken yenisi.

Kışa girerken Kadir Ne oldu? diye umutla sormayı bırakmıştı. Banyodan çıktığımda ise artık sessizce bakıyordu sadece.

Belki bir doktora görünsek? dedim, bir yıl dolunca.

Zaten çoktan gitmemiz lazımdı, dedi, gözünü telefondan ayırmadan.

Hastane bekleme salonu çamaşır suyu ve umutsuzluk kokuyordu sanki. Diğer kadınların boş bakışları arasında otururken Bende bir sorun yoktur, şansımı bekliyorum diye kandırdım kendimi. Oysa içim içimi yiyordu.

Tahliller. Ultrasonlar. Yeni tahliller Prosedürlerin isimleri, hemşirenin ilgisiz bakışları arasında eriyip gitti.

Doğal yolla hamile kalma şansınız yüzde beş civarı, dedi doktor hanım dosyamı karıştırırken.

Ben başımla onayladım, notlar aldım, soru sordum; ama içim buz kesmişti.

Mart ayında tedavi başladı, ama asıl değişim o zaman geldi.

Yine mi ağlıyorsun? Kadir kapıda durmuştu, sesinde merhametten çok sinir vardı.

Hormonlardan dolayı…

Üçüncü ay mı? Yeter artık numara yapmayı bırak! Bıktım!

Durumu anlatmaya çalıştım. Tedavinin böyle işlediğini, zamana ihtiyaç olduğunu, doktorun en erken altı ay, en geç bir yıl demiş olduğunu… Ama Kadir çoktan gitmiş, kapıyı çarpmıştı.

Sonbaharda ilk tüp bebek denememiz yapıldı. İki hafta boyunca yataktan bile çıkmaya korktum, sanki mucizeyi ürkütmek istemiyorum.

Olumsuz, dedi hemşire telefonda, sesi buz gibiydi.

Koridorda yere çöküp oturdum, akşam Kadir gelene kadar öylece kaldım.

Şimdiye kadar ne kadar para harcadık bunu her şeye? dedi, Nasılsın? diye sormak yerine.

Hiç hesap etmedim.

Ben ettim. Yaklaşık bir milyon lira harcadık. Ve sonuç?

Yanıt veremedim. Verecek cevabım yoktu çünkü

İkinci deneme. Artık Kadir geceleri sabahlara kadar dışarda, başka parfümlerle dönüyordu eve. Sormadım, duymak istemedim.

Yine olumsuz sonuç.

Bıraksak artık? dedi karşılıklı otururken, elinde boş bir kupa ile oynayarak. Daha ne kadar devam edeceğiz Şule?

Doktorlar, genellikle üçüncü denemenin başarılı olduğunu söylüyor.

Onlar parayı neye yatırırsan onu diyor!

Üçüncüyü neredeyse tamamen yalnız yürüttüm. Kadir her akşam işler uzadı deyip eve geç geliyordu. Arkadaşlarım da aramayı bırakmıştı, onlara destek olmaktan yorgun düşmüşlerdi. Annem telefonda ağlıyor, bu kadar gencecikken başına bu geldi diye ağıt yakıyordu.

Üçüncü maalesef cümlesi telefonda yankılanırken artık ağlamadım. Gözyaşım tükenmişti ikinci tedavi ve para kavgası arasında bir yerde…

Beni kandırdın!

Kadir yine salonda, öfkeden kıpkırmızı gözlerle dikiliyordu.

Ne demek kandırdın?

Biliyordun! Biliyordun ki çocuğun olamazmış, bana niye demedin!

Bilmiyordum! Teşhis evlendikten bir yıl sonra kondu, doktorun yanında sen de vardın…

Bana yalan söyleme! Üzerime yürüdü, ben de refleksle geri çekildim. Hepsi planlı! Gittin, safı buldun, evlendin, sonra sürpriz: Çocuk yok!

Kadircim, lütfen

Yeter artık! Masadan vazoyu kaptı ve duvara fırlattı. Ben normal bir aile hak ediyorum, çocuklu bir aile! Böyle değil!

Parmağıyla bana gösterdi, sanki bir hata, bir eksikmişim gibi.

Kavgalardan geçilmiyordu artık. Kadir sinirli eve geliyor, tüm akşam sessiz kalıyor, ufacık bir şeyde patlıyordu: kumanda yerinde değil, çorba tuzlu, nefesim bile fazla geliyordu ona.

Boşanacağız, dedi bir sabah.

Ne? Hayır! Kadircim, evlat edinebiliriz, okudum ben…

İstemem başkasının çocuğunu! Ben kendi çocuğumu isterim. Ve o çocuğu doğuracak karımı!

Bir şans daha ver, ne olur. Seni seviyorum.

Ben artık seni sevmiyorum.

Bunu öyle sakin ve gözümün içine bakarak söyledi ki, bütün bağırışlarından daha çok içime oturdu.

Eşyalarımı topluyorum, dedi cuma akşamı.

Kanepeye sarılıp battaniyeye bürünmüş oturuyordum, bakakaldım. Ama tabi o sessizliğe hiç tahammülü yoktu.

Gidiyorum çünkü sen kısır bir kadınsın.

Kadir durmadan yarama basıyordu.

Kendime normal bir eş bulacağım.

Hiçbir şey demedim.

Kapı çarptı, ev birden sessizliğe gömüldü. O zaman ilk defa, gerçek anlamda, dakikalarca avazım çıktığı kadar ağladım; içim dışıma çıktı.

Boşanmadan sonraki ilk haftalarda zaman kavramım yok oldu. Kalkıp çay içiyor, yatağa dönüyordum. Bazen yemek yemeyi unutuyordum. Günleri sayamaz oldum.

Arkadaşlarım geldi, yemek getirdi, evi topladı, sohbet etmeye çalıştı. Her şeye başımla onay veriyordum, sonra yeniden plaide sarınıp tavana bakıyordum.

Ama zaman akıp geçti. Gün gün, hafta hafta Bir sabah kalktım ve Yeter artık dedim.

Duşa girdim, bütün ilaçları çöpe attım, spor salonuna yazıldım. İşte yeni bir proje istedim, zorlu, üç ay sürecek; kendimi tamamen vereceğim bir şey.

Hafta sonları şehir dışına kaçmaya başladım, sonra kısa seyahatler Anadoluda küçük kasabalar, Kapadokya, Bozcaada Hayat devam ediyordu.

Emirle sahafda tanıştım, ikimiz de Stephen Kingin yeni çıkan son kitabına aynı anda uzanmıştık.

Buyurun hanımefendi, dedi, gülerek elini çekti.

Ya size versem, sonra siz de bana kahve ısmarlasınız? dedim, kendim bile şaşırarak.

Gülmesi içimi ısıttı.

Kahve içerken, Meryemden bahsetti. Yedi yaşında kızı varmış, annesi vefat edince beş yıldır babalık da annelik de ona düşmüş.

O ilk aylardaki çaresizliğini anlattı, Meryem geceleri annesini sayıklarken bir yandan YouTubedan saç örgüsü öğrenişini.

Çok iyi bir babasın, dedim.

Elimden geleni yapıyorum.

Yalan söylemek istemedim. Üçüncü buluşmada, ciddiye bindiği ve aramızda bir şey olacağı belli olunca, her şeyi anlattım ona.

Ben çocuk sahibi olamıyorum. Resmi teşhis, üç başarısız tüp bebek denemesi, eski eşim de bu yüzden ayrıldı. Senin için önemliyse, şimdi bilmen iyi.

Uzun süre sustu.

Benim bir Meryemim var, dedi sonunda. Ben sana ihtiyacım var; isterse ortak çocuğumuz hiç olmasın.

Ama…

Olabileceksin, dedi beklemediğim bir cümleyle.

Nasıl yani?

Anne olabileceksin. İstersen, başarabilirsin. Benim anneme de aynısını demişlerdi. Ama işte, karşında oturuyorum. Bazen mucizeler olur.

Meryem şaşırtıcı derecede çabuk alıştı bana. İlk görüşmede suratı beş karıştı, cevapları tek kelimeydi. Sonra Harry Potterı sorduğumda gözleri parladı, yarım saat bitmeden kitaplarla ilgili anlatmaya başladı. İkinci görüşmede elimi tuttu. Üçüncüde ise Bana da Elsa gibi saç örer misin? dedi.

Seni sevdi galiba, dedi Emir. Hiç kimseye bu kadar hızlı ısınmamıştı.

İki yıl su gibi geçti. Şule Emirin yanına taşındı, cumartesi sabahları kahvaltı için krep yapmayı öğrendi, Paw Patrolun bütün bölümlerini ezberledi, yeniden sevmeyi, sıcak sevmeyi, peşin hükümlere kapılmamayı başardı.

Yılbaşı gecesi saat on ikiye gelirken Şule ister istemez bir dilek tuttu: Bir çocuğum olsun

Sonra hemen korktu bu düşüncesinden eskileri kurcalamamak lazımdı, ama o an dileyip evrene göndermişti bile.

Bir ay sonra, gecikme yaşandı.

Yok artık, dedi Şule, çift çizgiye bakıp. Bozuk testtir bu.

İkinci test Yine çift çizgi!

Üçüncü! Dördüncü! Beşinci!

Emir… dedi, banyodan bacakları titreyerek çıktı. Ben… yani… nasıl oldu, hiç anlamıyorum…

Emir o bitirmeden anladı. Sarılıp havaya kaldırdı, döndürdü, tepesinden, burnundan, dudaklarından öptü.

Biliyordum! Sana dememiş miydim, başaracaksın diye!

Doktorlar şaştı kaldı. Eski dosyalar açıldı, tahliller tekrarlandı, muayeneler yenilendi.

Böyle bir şey imkansız, dedi doktor. Sizin teşhisinizle Yirmi yıldır böyle bir örneğe rastlamadım.

Ama hamileyim, değil mi?

Hamilesiniz, sekiz haftalık! Her şey yolunda.

Gülmeye başladı Şule.

Dört ay sonra Şule, Kadirin eski bir arkadaşına alışverişte rastladı.

Kadiri duydun mu? dedi adam, gözü Şulenin karnında. Üçüncü kez evlendi. Hâlâ olmuyor.

Olmuyor mu?

Yok. Çocuk. Ne ikinci eşiyle, ne üçüncüsüyle. Doktorlar Kadirde sorun bulmuş. Şaşırırsın! Hep seni suçlardı ya…

Şule bir süre durdu, ne diyeceğini bilemedi. İçinde hiçbir şey kıpırdamadı ne burukluk, ne öfke. Sadece, eskiden aşk dediği şeyin yerinde bomboş bir alan…

…Oğlu, sıcak bir ağustos sabahında doğdu. Meryem ve Emir kapı önünde heyecandan deliye dönmüştü.

Ona dokunabilir miyim? dedi Meryem, kapıdan kafasını uzatınca.

Tabii, dedi Şule, ona minik paketi usulca verdi. Başını destekle yalnız.

Meryem gözlerini alamadan küçük kardeşine baktı, sonra Şuleye döndü.

Anne, hep böyle kırmızı mı kalacak? Anne…

Şule gözyaşlarına boğuldu, Emir ikisini birden sarıldı, Meryem ise şaşkın şaşkın bir ona, bir bebeğe bakıp herkes neden ağlıyor ki? diye düşünüyordu.

Ve Şule tam o anda anladı ki; bazen, sadece yanında doğru insan olduğunda imkânsıza inanmak mümkün oluyormuş

Sen ne diyorsun bu hikâyeye? Yorumlarda yaz, beğenmeyi de unutma!

Rate article
Lifequest
“Beni Kandırdın! Mert, öfkeyle salonda ayakta duruyordu. – Ne demek kandırdın? – Sen biliyordun! Çocuk sahibi olamayacağını bildiğin halde yine de benimle evlendin! Hayallerindeki Düğün, Umutsuz Bekleyişler, Ağır Tedaviler, Parçalanan Bir Evlilik, Sessizce Kapanan Kapılar… Ve Sonra Tekrar Hayata Tutunmak, Yepyeni Bir Umut, Bir Mucize! Olmaz Denilen Oldu mu? Yorumlarınızı Bekliyoruz!”