Dün işimi bıraktım. Ne dilekçe verdim, ne de iki hafta önceden haber verdim. Sadece pastamı masaya koydum, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım. Benim “işverenim” öz kızımdı — Oksana. Yıllarca düşündüm ki maaşım sevgiydi. Ama dün anladım ki bizim aile ekonomisinde sevgimin, yepyeni bir tabletin yanında hiçbir değeri yokmuş. Adım Anna. 64 yaşındayım. Resmiyette emekli, eski hemşireyim; banliyöde mütevazı bir maaşla yaşıyorum. Ama gerçekte şoför, aşçı, temizlikçi, ev öğretmeni, psikolog ve iki torunum — Maksim (9) ile Daniil (7) — için sürekli “acil servis”im. Ben, halk arasında “köyünden” denilenlerdenim. Hani derler ya; “Bir çocuğu tüm mahalle yetiştirir”… Bizim çağda o mahalle, çoğu zaman bir bardak kahveyle, bir avuç sakinleştiriciyle ve ağrı kesiciyle yaşayan yorgun bir büyükanneden ibaret. Oksana pazarlamada çalışıyor. Eşi Andrey ise finansçı. İyi insanlar… En azından ben hep öyle düşünmek istedim. Yorgunlar, hep koşturuyorlar. Kreş pahalı, okul zor, kurslar karmaşık. Maksim doğduğunda, bana sanki çaresizce sarılıp “anne, hem bakıcıya bütçemiz yetmez, hem de yabancılara güvenemiyoruz, sadece sana güveniyoruz…” dediler. Ben de kabul ettim. Hem yük olmam diyerek, hem destek olmak istedim. Günüm 05:45’te başlıyor. Onlara gidip — sıradan değil, “doğru” dediği, Daniil’in hazırdan yemediği — lapa pişiriyorum. Çocukları hazırlayıp okula bırakıyorum. Döndüğümde kirletmediğim zemini, kullanmadığım tuvaleti temizliyorum. Sonra tekrar okul, kurslar, İngilizce, futbol, ödev… Rejim ninesiyim. “Hayır” diyen ninenin. Kuralların ninesi. Bir de Svetlana var. Svetlana — Andrey’in annesi. Deniz kenarındaki yeni dairede yaşıyor. Estetik işlemler, yeni araba, tatiller… Torunlarını yılda iki kez görüyor. Maksim’in alerjisini bilmez. Daniil’in matematik krizlerini yatıştırmanın yolunu bilmez. Çocuk koltuğundaki kusmuğu bir kere bile yıkamadı. Svetlana, “evet”çi nine. Dün Maksim’in doğum günüydü, dokuz yaşına girdi. Haftalarca hazırlandım. Çok param yok ama gerçek bir hediye vermek istedim. Üç ay boyunca onun rahat uyuyabilmesi için, en sevdiği renklerde ağır bir battaniye ördüm. El emeğim, göz nurum… Karton kutudan olmayan gerçek bir pasta da yaptım. 16:15’te zile basıldı. Svetlana resmen bir fırtına gibi girdi — parfümüyle, saçıyla, alışveriş poşetleriyle. “Nerede benim küçüklerim?!” Torunlarım, bana doğru koşmak yerine onu görmek için itişip kakıştı. “Babaanne!” dediler. Svetlana, logolu poşeti divanda açıp “Ne sevdiklerine emin olamadım, en yenisini aldım,” dedi. İki oyun tableti. Hem de en pahalısından. “Kısıtlama yok,” diye göz kırptı, “Bugün kurallar benim!” Çocuklar üst üste heyecanlandılar. Pasta unutuldu, misafirler de. Oksana ve Andrey mutlulukla parladı. “Andreye, neden böyle yapıyorsun,” dedi, ona şarap koyarken, “Çok şımartıyorsun onları.” Battaniyeyi elimde tutuyordum… “Maksim… Benim de hediyem var sana… Pasta da hazır…” Gözünü bile kaldırmadı. “Şimdi olmaz babaanne, bir bölüm geçiyorum.” “Tüm kış ördüm oğlum…” İç çekti: “Battaniyeye kimsenin ihtiyacı yok. Svetlana tablet getirdi. Neden hep sıkıcısın? Sen sadece yemek ve kıyafet getiriyorsun.” Kızıma baktım. Bir şey söyler diye bekledim. Oksana yarım gülerek, “Anne, kırılma, o daha çocuk. Tabii ki tablet daha heyecanlı. Svetlana ‘eğlenceli nine’, sen ise… hani… günün her saati olan nine,” dedi. Her saatin ninesi. Bulaşık gibi. Trafik gibi. Gerekli — ama görünmez. “Ben isterim ki Svetlana burada yaşasın,” diyerek ekledi Daniil, “Ödev yaptırtmıyor.” Ve o anda içimde bir şey koptu. Battaniyeyi katladım, masaya koydum. Önlüğümü çıkardım. “Oksana, ben… bitti.” “Nasıl yani? Pastayı mı keseceğiz?” “Hayır. Bitti.” Çantamı aldım. “Ben bir alet değilim; istediğiniz zaman kapatıp açabileceğiniz. Ben senin annenim.” “Anne, nereye?! Yarın sunumum var! Kim çocuklara bakacak?” “Bilmiyorum,” dedim. “Belki tabletleri satarsınız. Ya da ‘eğlenceli nine’ burada kalır.” “Anne, sana ihtiyacımız var!” Durdum. “Zaten sorun bu ya… Hep lazımım. Ama kimse görmüyor.” Çıktım. Bugün saat dokuzda uyandım. Kahvemi yaptım. Verandada oturdum. Yıllardır ilk kez belim ağrımadı. Torunlarımı seviyorum. Ama bir daha aile adı altında bedava işçi olmayacağım. Sevgi, kendini yok etmek demek değildir. Nine bir kaynak değil. Rejim ninesi isteniyorsa, rejime de saygı duyulmalı. Şimdilik… Sanırım dans kursuna yazılacağım. Duydum ki, “eğlenceli nineler” öyle yapıyormuş.

Dün istifa ettim.
Ne dilekçeyle, ne de iki hafta önceden haber vererek.
Sadece hazırladığım pastayı masaya koydum, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım.
Benim işverenim öz kızım Nilüferdi.
Yıllarca düşündüm ki maaşım, sevgiden ibaret.
Ama dün anladım ki, bizim ailenin ekonomisinde benim sevgimin, yepyeni bir tabletin yanında hiçbir kıymeti yokmuş.
Adım Emine. 64 yaşındayım.
Resmi olarak emekli hemşireyim, İstanbula yakın bir semtte mütevazı bir emekli maaşıyla yaşıyorum.
Ama aslında şoför, aşçı, temizlikçi, ev öğretmeni, psikolog ve iki torunumun acil yardım ekibiyim: Kerem (9 yaşında) ve Deniz (7 yaşında).
Benim gibi insanlara köy derler.
Malum, Bir çocuğu tüm köy büyütür diye bir söz vardır ya
Günümüzde o köy genellikle bol kahveyle, papatyayla ve ağrı kesicilerle hayatta kalan yorgun bir büyükanne oluyor.
Nilüfer reklamcı.
Eşi Burak ise banka sektöründe çalışıyor.
İkisi de iyi insanlar, kendimi öyle ikna ediyorum en azından.
Sürekli yorgunlar, sürekli bir koşturmacadalar. Kreş pahalı, okul meşakkatli, kurslar daha da sıkıntılı. Kerem doğduğunda bana baktılar, boğulmak üzere olan insanlar gibi.
Anne, bakıcıya bütçemiz yetmiyor, dedi Nilüfer gözleri dolu dolu. Yabancıya güvenemeyiz, ancak sana.
Kabul ettim.
Çünkü yük olmak istemedim.
O yüzden dayanak oldum.
Benim günüm sabah 05:45te başlıyor.
Onlara gidiyorum, kerem için normal bulguru haşlıyorum, zira Deniz hazır olanı yemez. Çocukları hazırlıyorum, okula götürüyorum. Sonra eve dönüp, kirletmediğim evi silip süpürüyorum, kullanmadığım tuvaleti temizliyorum. Sonra yine okul, kurslar, İngilizce, futbol, ödev
Ben kurallı büyükannenin ta kendisiyim.
Hayır diyen büyükanne.
Kuralları koyan büyükanne.
Bir de Sevim var.
Sevim, Burakın annesi.
Deniz kıyısında yeni apartmanda oturuyor. Gerdirme, son model araba, gezi üstüne gezi
Torunlarını yılda iki kere görür.
Keremin alerjisini bilmez.
Denizi, matematik yüzünden krize girince nasıl sakinleştireceğini bilmez.
Çocuk koltuğundan kusmuğu hiç silmedi.
Sevim, evet diyen büyükanne.
Dün Kerem dokuz yaşına bastı.
Haftalarca hazırlık yaptım. Param az, ama gerçek bir şey hediye etmek istedim. Üç ay emek verip uykusuzluk çeken Kereme ağırlıklı battaniye ördüm, en sevdiği renklerle. İçine sevgimi kattım.
Kutudan çıkma olmayan, gerçek bir pasta da pişirdim.
Saat 16:15te kapı çaldı.
Sevim girdi içeriye adeta fırtına gibi parfümler, fönlü saçlar, poşetler.
Nerede benim yakışıklılarım?!
Torunlarım onu görmek için neredeyse beni kenara ittiler.
Babaanne!
Oturdu koltuğa, reklamlı poşetini çıkardı.
Ne seveceklerini bilemedim, o yüzden en yenisini aldım, dedi havalı bir şekilde.
İki tane oyun tableti. Pahalı olanlardan.
Sınırsız oynayabilirsiniz, diyerek göz kırptı. Bugün kurallar ben de!
Çocuklar çıldırdı adeta. Pastayı, misafirleri, her şeyi unuttular.
Nilüfer ve Burak mutluluktan parliyordu.
Anne, bu kadar da şımartma dedi Burak, ona şarap doldururken. Sen hep en pahalıyı alıyorsun.
Battaniyeyle dikildim orada.
Keremciğim benim de hediyem var Pasta da hazır…
Gözünü bile kaldırmadı.
Şimdi olmaz babaanne. Seviyeyi geçmem lazım.
O kadar emeğim var, koca kışı ördüm
İç çekti:
Babaanne, battaniye kimin umrunda? Sevim tablet aldılar. Hep sıkıcısın zaten. Hep yemek ve kıyafet getiriyorsun.
Kızıma baktım.
Bir söz etmesini bekledim.
Nilüfer zoraki gülümsedi:
Anne alınma, çocuk sonuçta. Tablet daha cazip tabii. Sevim eğlenceli babaanne. Sen ise yani sen her gün varsın.
Her gün olan büyükanne.
Her günkü bulaşık gibi. Her gün trafik gibi. Lazım ama fark edilmeyen.
Sevim bizde yaşasın istiyorum, dedi Deniz. O ders yaptırtmıyor.
O an bir şeyler koptu içimde.
Battaniyeyi katladım, masaya koydum. Önlüğümü çıkardım.
Nilüfer, ben bitti.
Nasıl yani? Pastayı mı keseceğiz?
Hayır. Bitti.
Çantamı aldım.
Ben bir makine değilim, kapatılıp açılacak. Ben annenim.
Anne, nereye?! diye bağırdı. Yarın sunumum var! Çocukları kim alacak?
Bilmiyorum, dedim. Satarsınız tableti, ya da eğlenceli babaanne bakar.
Anne, bize lazımsın!
Durdum kapıda.
İşte sorun da burada. Lazımsın, ama görülmüyorsun.
Çıktım.
Bu sabah dokuzda uyandım.
Kahve yaptım. Verandada oturdum.
Ve yıllardır ilk kez sırtım ağrımadı.
Torunlarımı seviyorum.
Ama artık aile adı altında bedelsiz hizmetçi olmayacağım.
Sevgi, kendini yok etmek demek değil.
Büyükanne bir kaynak değildir.
Eğer kurallı büyükanne isteniyorsa, kurallarıma saygı gösterilsin.
Şimdilik
Belki dans kursuna yazılırım. Söylentilere göre eğlenceli büyükanneler öyle yapıyormuş.

Rate article
Lifequest
Dün işimi bıraktım. Ne dilekçe verdim, ne de iki hafta önceden haber verdim. Sadece pastamı masaya koydum, çantamı aldım ve kızımın evinden çıktım. Benim “işverenim” öz kızımdı — Oksana. Yıllarca düşündüm ki maaşım sevgiydi. Ama dün anladım ki bizim aile ekonomisinde sevgimin, yepyeni bir tabletin yanında hiçbir değeri yokmuş. Adım Anna. 64 yaşındayım. Resmiyette emekli, eski hemşireyim; banliyöde mütevazı bir maaşla yaşıyorum. Ama gerçekte şoför, aşçı, temizlikçi, ev öğretmeni, psikolog ve iki torunum — Maksim (9) ile Daniil (7) — için sürekli “acil servis”im. Ben, halk arasında “köyünden” denilenlerdenim. Hani derler ya; “Bir çocuğu tüm mahalle yetiştirir”… Bizim çağda o mahalle, çoğu zaman bir bardak kahveyle, bir avuç sakinleştiriciyle ve ağrı kesiciyle yaşayan yorgun bir büyükanneden ibaret. Oksana pazarlamada çalışıyor. Eşi Andrey ise finansçı. İyi insanlar… En azından ben hep öyle düşünmek istedim. Yorgunlar, hep koşturuyorlar. Kreş pahalı, okul zor, kurslar karmaşık. Maksim doğduğunda, bana sanki çaresizce sarılıp “anne, hem bakıcıya bütçemiz yetmez, hem de yabancılara güvenemiyoruz, sadece sana güveniyoruz…” dediler. Ben de kabul ettim. Hem yük olmam diyerek, hem destek olmak istedim. Günüm 05:45’te başlıyor. Onlara gidip — sıradan değil, “doğru” dediği, Daniil’in hazırdan yemediği — lapa pişiriyorum. Çocukları hazırlayıp okula bırakıyorum. Döndüğümde kirletmediğim zemini, kullanmadığım tuvaleti temizliyorum. Sonra tekrar okul, kurslar, İngilizce, futbol, ödev… Rejim ninesiyim. “Hayır” diyen ninenin. Kuralların ninesi. Bir de Svetlana var. Svetlana — Andrey’in annesi. Deniz kenarındaki yeni dairede yaşıyor. Estetik işlemler, yeni araba, tatiller… Torunlarını yılda iki kez görüyor. Maksim’in alerjisini bilmez. Daniil’in matematik krizlerini yatıştırmanın yolunu bilmez. Çocuk koltuğundaki kusmuğu bir kere bile yıkamadı. Svetlana, “evet”çi nine. Dün Maksim’in doğum günüydü, dokuz yaşına girdi. Haftalarca hazırlandım. Çok param yok ama gerçek bir hediye vermek istedim. Üç ay boyunca onun rahat uyuyabilmesi için, en sevdiği renklerde ağır bir battaniye ördüm. El emeğim, göz nurum… Karton kutudan olmayan gerçek bir pasta da yaptım. 16:15’te zile basıldı. Svetlana resmen bir fırtına gibi girdi — parfümüyle, saçıyla, alışveriş poşetleriyle. “Nerede benim küçüklerim?!” Torunlarım, bana doğru koşmak yerine onu görmek için itişip kakıştı. “Babaanne!” dediler. Svetlana, logolu poşeti divanda açıp “Ne sevdiklerine emin olamadım, en yenisini aldım,” dedi. İki oyun tableti. Hem de en pahalısından. “Kısıtlama yok,” diye göz kırptı, “Bugün kurallar benim!” Çocuklar üst üste heyecanlandılar. Pasta unutuldu, misafirler de. Oksana ve Andrey mutlulukla parladı. “Andreye, neden böyle yapıyorsun,” dedi, ona şarap koyarken, “Çok şımartıyorsun onları.” Battaniyeyi elimde tutuyordum… “Maksim… Benim de hediyem var sana… Pasta da hazır…” Gözünü bile kaldırmadı. “Şimdi olmaz babaanne, bir bölüm geçiyorum.” “Tüm kış ördüm oğlum…” İç çekti: “Battaniyeye kimsenin ihtiyacı yok. Svetlana tablet getirdi. Neden hep sıkıcısın? Sen sadece yemek ve kıyafet getiriyorsun.” Kızıma baktım. Bir şey söyler diye bekledim. Oksana yarım gülerek, “Anne, kırılma, o daha çocuk. Tabii ki tablet daha heyecanlı. Svetlana ‘eğlenceli nine’, sen ise… hani… günün her saati olan nine,” dedi. Her saatin ninesi. Bulaşık gibi. Trafik gibi. Gerekli — ama görünmez. “Ben isterim ki Svetlana burada yaşasın,” diyerek ekledi Daniil, “Ödev yaptırtmıyor.” Ve o anda içimde bir şey koptu. Battaniyeyi katladım, masaya koydum. Önlüğümü çıkardım. “Oksana, ben… bitti.” “Nasıl yani? Pastayı mı keseceğiz?” “Hayır. Bitti.” Çantamı aldım. “Ben bir alet değilim; istediğiniz zaman kapatıp açabileceğiniz. Ben senin annenim.” “Anne, nereye?! Yarın sunumum var! Kim çocuklara bakacak?” “Bilmiyorum,” dedim. “Belki tabletleri satarsınız. Ya da ‘eğlenceli nine’ burada kalır.” “Anne, sana ihtiyacımız var!” Durdum. “Zaten sorun bu ya… Hep lazımım. Ama kimse görmüyor.” Çıktım. Bugün saat dokuzda uyandım. Kahvemi yaptım. Verandada oturdum. Yıllardır ilk kez belim ağrımadı. Torunlarımı seviyorum. Ama bir daha aile adı altında bedava işçi olmayacağım. Sevgi, kendini yok etmek demek değildir. Nine bir kaynak değil. Rejim ninesi isteniyorsa, rejime de saygı duyulmalı. Şimdilik… Sanırım dans kursuna yazılacağım. Duydum ki, “eğlenceli nineler” öyle yapıyormuş.