Eve Beklenmedik Bir Anda Döndüğünde, Zeynep Kocasının Ablasıyla Yaptığı Konuşmayı Duydu — Ve Hayatının Gerçekleriyle Yüzleşti

Yıllar yıllar önce, İstanbulda yaşarken başıma böyle bir olay gelmişti ki, hâlâ hatırladıkça içimde bir sızı hissederim.

O gün, Ayşe Hanım yani ben Kadıköy Devlet Hastanesinde muayeneye gitmiştim. Doktorum hastalanmış, randevu iptal edilmişti; ben de aniden, hiç beklemediğim bir şekilde akşamı eve erkenden dönme fırsatım oldu. Sanki hediye gelmiş gibi sevindim. Kafamda özenle hazırlayacağım akşam yemeğini planlarken anahtarı sessizce kapıya sokup döndürdüm eşim Mahmuta belli etmemek, eğer uyuyorsa uyandırmamak istiyordum. Meğer uyumuyormuş.

Sesler mutfaktan geliyordu.

Bu yükü daha fazla taşıyamam, Zehra. Her hafta sonu saklamaktan yoruldum. diyen Mahmutun sesi yorgundu.

Napacaksın peki? Her şeyi Ayşeye söyleyecek misin? Kız kardeşim Zehra! Ne ara gelmişti eve?

Bir aralık kapının kenarında öylece durdum, kalbim sanki yerinden çıkacak gibi çarpıyordu.

Bir şey öğrenirse her şey yıkılır. dedi Mahmut. Otuz yıl evlilik boşa gider.

Kararı sen vereceksin, diye Zehranın sesi daha sertleşti, Her cumartesi ona gitmeye devam edecek misin, etmeyecek misin?

Ona mı?

Nasıl bırakayım? Kimsesi yok benden başka.

Bir de eşin var senin, hani?

Kapının kenarına tutundum, dizlerim titriyordu.

Demek balık değilmiş!

Demek her hafta sonu Sabriyle tekneye gidiyor yalanmış.

Demek başka biri var; eşim her Cumartesi ona gidiyor.

Biliyor musun Zehra, şimdi açıklasam Ayşeden nefret eder. Aldattığım, yalan söylediğim için. Ama anlatmazsam, vicdanım rahat etmiyor.

Vicdan mı? O nerede dolaşıyordu bunca yıl?

Önceden kolaydı. Şimdi hastalığı ilerledi.

Bak bence Ayşeye dürüstçe anlatmanın vakti gelmedi mi?

Yapamam. Mahmut paniklemişti. Beni mahveder! Kapı dışarı eder! Ben altmış yaşımda nereye giderim?

Kapıdan uzaklaştım, ayağımın altından yer kayıyordu sanki.

Otuz yıl boyunca hazırladığım tekneye götürdüğü köfteleri, ütülediğim gömlekleri, yıkadığım çizmeleri düşündüm. Gece geç dönünce hep endişelenirdim. O ise başka birine gidiyormuş.

Ve Zehra biliyormuş!

Kendi öz kız kardeşim sır tutuyormuş!

Allahım, ben nasıl bu kadar kör kalabildim?

Ben kalkayım. dedi Zehra. Sen de düşün; bu böyle ne kadar sürer? Sonunda ortaya çıkar.

Biliyorum, biliyorum zaten. dedi Mahmut.

Ayak sesleri yaklaşınca hemen banyoya sığındım.

Bana zaman lazımdı.

Gerçeği hazmetmek için, bundan sonra ne yapacağıma karar vermek için, belki de yaşamak isteyip istemediğimi düşünmek için

Aynaya bakıyorum. O eski Ayşe miyim? Yok, koca bir ahmak olmuşum demek.

Sonra banyodan çıktım, sanki hiçbir şey olmamış gibi yüzümdeki ifadeyi değiştirdim. Mahmut sofra başında gazete okuyor, öyle ev hali.

Ayşe, geldin mi? Ne güzel, bugün erken geldin.

Doktor hastalanmış, gün iptal.

Zehra uğradı, selam söyledi.

Yalan! Aralarındaki mevzu, selamdan başka.

Yemek yiyecek misin? dedim soğukkanlı şekilde.

Tabii ki. Ne yaptın?

Köfte. Her zamanki gibi.

Bir hafta boyunca saçma bir cehennem yaşadım. Her hareketini, her kelimesini gözlemledim. Yalan, yalan, yalan telefonda sakladığı, cuma günleri tedirginliği, balık malzemelerini hazırlaması

O Cumartesi sabahı dayanamadım artık.

Mahmut, bu hafta birlikte balık tutmaya gidelim mi? dedim masumca.

Rengi uçtu.

Ne gereği var? Sıkılırsın sen orada.

Bir deneyeyim, belki hoşuma gider.

Yok, yok! Soğuk, sivrisinek var, evde kal sen bari.

Gitmekte acele etti. Suçlu gibi yüzünü eğdi.

Ben evde kaldım, içimde şeytan gibi dolanan düşüncelerle baş başa.

Pazartesi Zehrayı aradım.

Zehra, biraz konuşalım mı?

Ne hakkında? dedi tedirgin.

Öyle, iki kardeş. Eskisi gibi. Görüşemedik hiç.

Bir kafede buluştuk, tarafsız bir yerde. Zehra çok endişeliydi, parmağında yüzüğü çevire çevire

Ne var ne yok? diye sessizce açtım sohbeti.

Her şey normal. Sizde?

Bizde de iyi. Mahmut balığa merak sardı.

Kahvesinden bir yudum aldı, boğazı düğümlendi.

Öyle mi? Sık sık mı gidiyor?

Her Cumartesi. Bayağı tutkulu.

Erkek işte, hobileri oluyor. dedi geçiştirerek.

Nerede balık tutuyor peki, biliyor musun?

Ben mi? Nereden bileyim?

Gözleri kaçıyor. Yalan söylüyor.

Düşünüyorum da, belki beraber gideriz bir ara. Ne güzel olur.

Ayşe, yapma. Adamın özel alanı olmalı. Herkesin bir mahremiyeti olmalı. dedi cidden.

Mahremiyet! Demek ihaneti savunuyor.

Zehra, dedim yakınına eğilerek, Sen bir şey biliyor musun?

Hiçbir şey bilmiyorum! Bilmek de istemem. Sana da tavsiyem, kurcalama. dedi kestirip attı.

Ben kaldım, Zehra arkasına bile bakmadan çıktı.

Emin oldum, kardeşim de olayın içinde.

Evde dedektif gibi araştırmaya başladım. Mahmutun ceplerini, cüzdanını, arabasını didik didik ettim.

Ve buldum.

Torpidoda makbuzlar Düzenli her ay ödeme yapılmış. On beş bin lira! (Eski paraya göre.)

Kadirler Bakım Evi. Bursa.

Bakım evi mi?

Ne villa, ne balıkçılıkla ilgili bir yer; gerçek bir bakım evi.

Makbuzu elimde tutarken dünya başıma yıkılıyordu. Bakım evleri, hastalar için. Demek bir hasta var; her hafta onu ziyaret ediyor, ona bakıyor.

Eşi mi? Sevgilisi mi?

O gece gözümü bir kere bile yumamadım. Alternatifler beynimde dönüp duruyordu. En kötüsünü bekliyordum.

Sabah bir karar aldım.

Ben gidip göreceğim. Bursaya gideceğim, gözümle bakacağım.

Cuma günü işten izin aldım. Doktora gideceğim, dedim.

Bursaya yol üç saat sürdü. Üç saat boyunca içimdeki kuşkuları büyütüp iyice karmaşık hâle getirdim.

Bakım evi oldukça küçük, sıcak bir yerdi. Kapıda levhada Engelli bireyler için yazıyordu.

Engelliler.

Yüreğim sıkıştı. Mahmutun kimsesi mi var burada?

Buyurun, kimi ziyaret edeceksiniz? dedi güleryüzlü bir hemşire.

Ben Mahmut Bey adına kim burada kalıyor, öğrenebilir miyim?

Akrabasınız?

Eşi.

Hemşire defterde karıştırdı.

Elif Karaman, oda on iki. Buyurun.

Karaman! Bizim soyadı!

Odanın kapısında dakikalarca bekledim, kapının eşiğinden geçmeye kendimi ikna edemedim. Gerçeği bulmak çok zordu; ama beklemek de kırıcıydı.

Elif Karaman

Elim titriyordu, kapı koluna dokundum.

Girebilir miyim?

Oda ferah, ilaç ve çiçek kokulu. Pencerede tekerlekli sandalyede genç bir kadın oturuyordu. Otuz beş yaşlarında, zayıf ve uzun saçlı.

Ve ne kadar Mahmuta benziyordu!

Beni mi arıyorsunuz? dedi kız. Sesi zayıf ama naifti.

Ben adım Ayşe. Sen Elif misin?

Evet. Biz tanışıyor muyuz?

Tanıyor muyuz? Ne cevap vereyim?

Ben Mahmut Karamanın eşiyim.

Elifin yüzünün rengi bir anda uçtu, gözleri büyüdü.

Aman Allahım Her şeyi biliyor musunuz?

Artık biliyorum. Anlatır mısın bana?

Olmaz, babam kimseye söyleme dedi.

Babası.

Dizlerim boşaldı, yatağın kenarındaki sandalyeye oturdum.

O, baban mı?

Evet. dedi Elif ağlayarak. Affedin, istemedim böyle olsun. Babam, sizin hiç çocuğunuz olmadığını, öğrenince çok üzüleceğinizi söyledi.

Kaç yaşındasın?

Otuz dört.

Otuz dört! Bizim evliliğimizin ilk yılından bir yıl önce doğmuş. Mahmut başka biriyleymiş o zaman.

Annen?

İki yıl önce kansere yenildi. Babam hep bize destek oldu. Para gönderdi, ziyaret etti. Annem ölünce beni buraya getirdi. Serebral palsiyim, tek başıma yaşayamıyorum.

İçimde fırtınalar kopuyordu.

Meğer Mahmutun bir kızı varmış. Hasta bir kızı otuz yıl boyunca benden gizlemiş.

O iyi insan. dedi Elif ağlayarak. Her Cumartesi gelir. Alışveriş yapar, ilaç getirir. Sizden bahseder. Ayşe Hanım çok iyi, çok fedakâr der.

Benden mi bahsediyor?

Evet, sizi çok seviyor. Ayşem benim, Ayşem En iyi eş der hep.

Acı bir gülümseme yerleşti yüzümde.

Otuz yıl kandırılmış en iyi eş

Hayır, kandırmadı! Sadece korktu! Sizi kaybederim diye. Ben sağlıklı değilim, yüküm ağır

Yük olmaz kimse, Elif.

Birçok insan böyle görüyor. Annem hep dedi: Keşke doğmasaydın. Ama babam demedi asla. Sen benim kızımsın, sorumluluğum var dedi.

Kapıdan hemşire geçerken durdu.

Ne güzel! Elifin misafiri var. Bu iyi oldu. Mahmut Bey hep sizden bahsederdi, Ayşe Hanım. Çok tatlı ve anlayışlı biri derdi.

Tatlıymışım, anlayışlıymışım! Oysa yıllardır Mahmutu başka kadınlarla düşünüyordum.

Hemşire çıkınca yine baş başa kaldık.

Annem nasıldı? diye sordum.

Çok güzeldi. Babamla öyle görüşüyorlardı. Sonra sizi tanıyınca annem, Benim sakat çocuğumla aile kurulmaz. Sağlıklı bir kadınla evlen dedi ona.

Peki, o ne yaptı?

Sizinle evlendi. Ama bizi asla bırakmadı. Para gönderdi, büyüyünce gelmeye başladı. Annem şart koydu: Ayşe Hanımın asla haberi olmayacak. Korkuyordu, ailemiz bozulur sanıyordu.

Aklıma düşen tek bir şey vardı: Yıllarca çocuklara hasret kalmıştım, denemediğim tedavi kalmamıştı, ama meğer kocasının bir çocuğu varmış hep varmış.

Neden bana anlatmadı?

Korktu. Çocuk isteğinizi biliyordu. En başından hasta bir çocuğu olduğunu duyarsanız, onu sevmeyeceğinizi sandı.

Ne için kızayım ki?

Sizi kandırdığı, parasını bana harcadığı, sizin çocuklarınıza ayırması gereken zamanı ve parayı bana verdiği için

Elif sustu. Sonra hafifçe ekledi:

Her hafta gelir, Ayşeye nasıl anlatırım? Anlayış gösterir mi? der. Ben de Belki anlar! dedim.

Koridordan ayak sesleri geldi. Ağır.

Mahmut!

Elif, Mahmut Bey geliyor! dedi Elif sessizce.

Adım sesleri kapıda durdu.

Merhaba, kızım! dedi Mahmut gür sesiyle.

Döndüm baktım. Kapıda, elinde bir demet çiçek, kolunda torba. Beni görünce torba elinden düştü.

Ayşe? Sen? Burada?

Kızınla tanışmaya geldim, dedim.

Mahmutun yüzü kireç gibi oldu, kapıya yaslandı.

Nasıl öğrendin?

Kötü sakladın.

Odaya girdi, kapıyı kapattı. Diğer sandalyeye yorgun oturdu.

Artık biliyorsun, dedi kederle. Hepsi bitti.

Evet, artık biliyorum.

Benden nefret mi ediyorsun?

Ona, sonra Elife uzun uzun baktım.

Bilmiyorum. Anlamaya çalışıyorum.

Açık açık otuz yıl yalan söyledim, Mahmut. Yalan balık muhabbetleri, aile bütçesinden para eksilttin.

Baba, yeter! Elif araya girdi. Ayşe Hanıma da iyi davrandın. Sadece korktun.

Pencereye gittim.

Dışarıda her zamanki apartman bahçesi, sıradan çam ağaçları, banklar, insanlar

Benim hayatım parçalanıp yeniden toplanıyordu.

Düşünmem lazım, dedim sonunda.

Üç gün Mahmutla tek kelime etmedim. Evde dolaştı, bir açıklama bekledi, ama ben sustum. Yemek, temizlik, her şey eskisi gibi; sadece aramızda o eski sıcaklık yoktu.

Kafamda dönüp dolaşıyordu: Otuz yıl bilmeden yaşadığım, bir üvey kızım olduğu, eşimin gerçeği saklamayı yalan söylemekten daha güvenli sandığı.

Çarşamba akşamı dayanamadım.

Otur, konuşacağız, dedim.

Sandalyeye geçti, ellerini birleştirdi, mahkum gibi bekledi.

Elifle tekrar konuştum, dedim. Her şeyi anlattı.

Ve?

Ve anladım ki, sen tam bir aptalsın, Mahmut.

Şaşırdı.

Evet, aptalsın. Madem hasta bir çocuktan korkarak otuz yıl yalnız acı çektin, keşke birlikte çekseydik. Sen beni bırakıp gideceğimi sandın; ama seni kaybediyordum işte.

Affet lütfen; affedilmeyi hak etmiyorum.

Yarın Elife gidiyoruz, birlikte. Doktorlarla görüşmek istiyorum, eve alabilir miyiz diye.

Gözleri büyüdü.

Ne?

Duydun işte. Artık Elif benim de kızım. Artık ailemiz olmalı. Ona bir oda kurarız. Bakıcı ayarlarız. Ben istedim ki, gerçek ailemiz olsun.

Mahmut başını eğdi, gözlerinden yaşlar aktı.

Ciddi misin?

Elife dün pijama, şampuan aldım. Yarın götürürüz. Artık evimizde olmalı.

Sıkıca sarıldı bana.

Sana layık değilim.

Değilsin, ama alışacaksın! Bir şartım var: Bundan sonra asla yalan söylemeyeceksin.

Söz.

Bir de Elif bana anne desin istiyorum. Eğer aileysen tam aile olmalı.

Bir ay sonra Elif bizimle yaşamaya başladı. Küçücük, ama güneş alan eski ardiye odasını beraber döşedik; ben perde, duvar kağıdı bile kendim seçtim.

İlk gece Elif odasından seslendi: Anne, emin misin? Yüküm ağır

Bir daha o kelimeyi duyarım, kemerle döverim, Elif! dedim gülerek. Sen benim kızımsın, başka yolu yok.

O gece Mahmutla mutfakta oturup çay içerken düşündüm.

Bak Mahmut, dedim, asıl hayatımız şimdi başlıyor.

Altmışında mı?

Elbette. Çünkü artık gerçek bir aileyiz. Sadece birbirine alışmış karı koca değil; çocuğumuz var, hayata tutunduracağımız evladımız.

Mahmut başını salladı.

Sağ ol.

Teşekküre gerek yok. Bundan sonra korkma; her şeye hazırım.

Tamam.

O sırada Elifin odasından komedi filmi sesi ve kahkahası yükseliyordu.

O kahkaha, bana o anda dünyanın en güzel şeyi gibi geldi.

Rate article
Lifequest
Eve Beklenmedik Bir Anda Döndüğünde, Zeynep Kocasının Ablasıyla Yaptığı Konuşmayı Duydu — Ve Hayatının Gerçekleriyle Yüzleşti