Onu Bana Karşı Kışkırtanı Sen Misin?

Gülizar, buraya gel, çorapları sırt çantana koyayım! diye bağırıyor Ayşe, sesini evin içinde duyuruyor, Yeliz ise mutfakta oturmuş bir an titriyor, söyleyecek bir şey bulamıyor.
On altı yaşındaki kız yeşil, uzun kolları var ama ne yapacağını bilemediği bir hâlde kapıdan içeri giriyor.

Anne, hava sıcak olacak diye vaat ediyorlar.
Vaat! diye hırıltılı bir sesle Ayşe, sanki meteorologlar ailesine laf atmış gibi öfkeyle yanıtlıyor. Peki soğuk olursa? Ya yağmur yağarsa? Kendine bakmayı bilmezsen hastalanırsın
Yeliz acı kahve içer, damak tadını kamçılasa da en azından ağzını bir şeyle doldurmuş olur. Üç yıldır bu sahneyi izliyor, hâlâ alıştıramıyor. Gülizar çamaşır makinesini açamıyor; akılsız olduğu için değil, annesi ona bir kez dahi el çabukluğuna dokunmasına izin vermedi. Bozarsın, Komşuların çamaşırını çaldırırsın, Programlar karmaşık diyordu. Çöp atamıyor, Ayşe merdivende kaybolur ya da bahçedeki sokak köpeği ısırır diye korkuyordu. Oda temizlik de ona yasaktı tozu silmek yerine dağıtıyorsun diye itiraz ediyordu.

Yeliz, çocukların yok. Anlayamazsın. diyor Ayşe, bir bakışla buzdolabındaki sütün ekşimeye başlayacağını söylüyor gibi.
Yeliz susuyor, söylemek ister ama boşa. Gülizar kapıda ayakta duruyor, yere bakıyor. Yüzünde, sığınaklardaki köpeklerde gördüğü itaatkar, umutsuz bir ifade var; bu en korkunç şey.

O akşam Yeliz telefonunu çevirir.

Ayşe, Gülizar bir gece benimle kalabilir mi? Diriliş: Ertuğrulu yine izlemek istiyorum, tek başıma sıkılıyorum.
Ayşe bir an tereddüt eder, kafasında dişliler çark çark dönüyor: Yol ortasında bir şey olur mu?, Balkon açık kalır mı?, .
Tamam, nihayet ayarlar. Ama onu eve götür, bir şey olmazsa
Benim sokağımdan seninki kırk metre.
Yeliz!
Anladım, anladım, götürürüm.

Otuz dakika içinde Gülizar, teyzesi Yelizin dairesindeki balkonda oturuyor, bacaklarını kendine çekmiş. Balkon ufak ama samimi; Yeliz bir battaniye, yastıklar ve bir ışık süsü getirmiş. Film hâlâ açılmamış.

Gülizar, çaydanlığı ocağa koy. Benim çakmakım bozuldu, kibritler dolaptaydı!
Yeliz cevap beklerken bir şüphe içini sarıyor.

Kibrit kullanmayı biliyor musun? diye sorar Yeliz.
Gülizar bakışını ona çevirir, her şey bir anda aydınlanır.

Annem dokunmamı yasakladı. Ayrıca çakmak var.
Anne yok, artık öğrenme vakti!

İlk üç denemede kibritleri ikiye bölüyor, çok sert bastırıyor, çok çabuk çekiyor. Dördüncüde ufak bir alev yükseliyor, Gülizar gözlerini o ışığa hayranlıkla dikiyor, sanki bir mucizeyi başarmış gibi.

Bu çok normal, diye sözcük arar. Sanki bir şey değil.
Yelizin kalbi sıkışır; aşırı korumacı tutumu, yeğenini bir kafes içinde tutar gibi.

Bir hafta sonra Ayşe panikle arar.

Düşünsene, okul üç gün sürecek bir kampta sınıfı götürüyor!
Ne? diye Yeliz telefonu yüksek sesle açar, raporunu yazmaya devam eder.
Evden çalışıyor, son teslim tarihi yanıyor, Ayşe yine bir felaketle bağırıyor.

Ne olur? Eylül, hava soğuk! Orada rüzgar var, yiyecekler eksik, bir hastalık kapabilir!
Gülizar on altı, bağışıklığı var, ceket alıyor, aklı neyi ona izin verdin?
Çok komik. Ayşe kırgın. Bırakamam.
Gülizara sordun mu?
Neden? Ben anneyim, daha iyi bilirim.

Yeliz dizüstü bilgisayarını kapatır; içindeki fırtına dinmez.

Gülizar sınıf arkadaşlarıyla görüşmesin mi? Evde kalsın, diğerleri kamp ateşinde şarkı söylesin mi?
Ateş? diye Ayşenin sesi korkuyla titrer. Orada ateş olacak mı?

Gülizar kampta gitmez. O gün Yelizi, odasında oturup başkalarının Instagram hikayelerini izlerken görür; sınıf arkadaşları otobüsteyken kendileriyle dalga geçiyor, surat yapıyor. Gülizar telefon ekranına bakar, yüzü boş.

Mart ayında Gülizar on sekiz yaşına girer. Yeliz ona renkli, turuncu bir sırt çantası alır; Ayşenin onayladığı gri çantalardan hiç farklıdır.

Gülizar hüzünle gülümser. Gözlerinde Yelizin adını bile bilemediği bir şey parlar; öfke değil, yorgunluk. Uzun süredir mücadele etmeyi bırakmış birinin derin, sessiz yorgunluğu.

Mayısta Yeliz köyde bir ev kiralar; ahşap, eğik bir veranda ve bir elma bahçesi vardır. İnterneti tutar, daha fazlasına gerek yoktur.

Gülizarı da alayım, der Yeliz kardeşine.
Ayşe bir tencereyi neredeyse düşürür.

Tüm yazı köye mi? Orada doktor bile yok!
Köyde bir sağlık ocağı, merkeze yarım saat. Dağlık bir yere götürmüyorum.
Kene ısırırsa? Mantar yerse?
Mantar yemeyecek, ben de yanında olacağım, göz kulak olacağım, söz.

Bir hafta süren ikna savaşıdır. Yeliz, temiz hava, sessizlik, şehir gürültüsünden uzaklaşma gibi argümanlar sunar. Ayşe, eczane eksikliği, kuyu suyunun güvenilir olmaması, sokak köpekleri gibi karşılık verir. Gülizar sessiz kalır; kendi hayatının kararlarından artık kaçmayı bırakmıştır.

Tamam, Ayşe sonunda teslim olur. Her gün ara, ne yediğini fotoğraflamayı unutma. Ateş yükselirse hemen eve getir!

Koşullar üç sayfalık bir not defterine sığar, Yeliz onaylar, notları çöp kutusuna atar.

Ev kurumuş ot ve eski odun kokusuyla karşılar. Gülizar bahçede ayakta, başını kaldırıp ufka bakar; gökyüzü derin mavi, hiç bir yüksek bina yoktur.

Burada çok boş, fısıldar.
Serbest, düzeltir Yeliz. Çaydanlığı kendin koyacak mısın? Ocak gazlı, yapabilir misin?
Gülizar solgunlaşır.

Evet!

İlk hafta Yeliz ona temel şeyleri öğretir: eski çamaşır makinesine çamaşır yükleme, makineyi çırpıncık sesle çalıştırma. Gülizar yanılır, omlet yakar, musluğu kapatmayı unutur, beyaz tişörtü kırmızı çorapla yıkar. Her hatada yüzünde yeni bir şey belirir; umutsuzluk değil, merak.

Kendi pilavımı yaptım! diye bağırır bir sabah, tencereyi taşırken. Pilav yapışmış, topaklaşmış ama Gülizar bir Nobel ödülü almış gibi parıldar.

Tebrikler, ciddiyetle yanıtlar Yeliz. Artık kıyamet gününde hayatta kalabilirsin.

Gülizar kahkahasını duyar; yüksek sesle, başını geriye atarak gülür. Yeliz en son ne zaman böyle bir ses duyduğunu hatırlamaz.

Köyde yirmi iki kişi yaşıyor; çoğu yaşlı ve birkaç yazlık aile. Komşu Zeynep teyze, Gülizara keçi sağmayı öğretir. Yan komşu Peker, aynı yaştaki bir genç, onu balığa götürür. Yeliz, yeğeninin insanlarla konuşmayı, annesinin gölgesinden çıkmayı, sorulara cevap vermeyi öğrenmesini izler. Gülizar omuzlarını gerer, gözleriyle bakar, şakaları güler.

Yaz ortasına doğru Yeliz, Gülizara tek başına mağazaya gitmesine izin verir. Çamur yolundan bir buçuk kilometre, ayçiçeği tarlalarının yanından geçer.

Kaybolursam? diye sorar, sesi korkudan değil, meraktan.
Tek yol var, kaybolmak bile mümkün değil, ister istemez.

Gülizar bir saat sonra ekmek, süt ve geniş bir gülümseme ile döner.

Geldim, der.
Ne büyük bir başarı, dişini sıkarak yanıtlar Yeliz, ama sıkıca sarar onu.

Üç ay çabuk geçer. Gülizar beş yemek, çamaşır yıkama, ütü, haftalık harcama planı yapmayı öğrenir. Köyün çocuğuyla nehre gider, Zeynep teyze bahçeyi sürer, akşamları verandada kitap okur. Yeliz ona bakarken, artık boş gözlü bir kız olmadığını görür.

Eve dönüş zor olur. Ayşe kapıyı açar, kızını başka bir gezegenden gelmiş gibi inceler.

Gülizar? şüpheyle tekrar sorar. Sen bronzlaşmışsın.
Ve çorba yapmayı öğrendim, ekler Gülizar. İstersen bir kase yapayım?

Ayşe gözlerini büyütür.

Çorba mı? Sen? Yeliz, ona ne yaptın?

Önümüzdeki haftalar bir savaş gibi geçer. Gülizar bir kafe içinde kasiyer olur, kendi özgeçmişini gönderir, görüşmelere gider, işe alımcıları arar. Ayşe evde kalp atışına göre telefonu tutar, bir yandan da kendini tutar.

Çalışmana gerek yok! Ben yeterince kazanıyorum!
Anne, ihtiyacım var, demiş gibi konuşur Gülizar, sesini yükseltmez ama kararlıdır. Olgun olmak istiyorum.
Sen hâlâ çocuksun!
On sekiz oldum.

Gülizar bir kafede yönetici olur, ilk maaşını bir kenara koyar, üç ay içinde kendi dairesini arar.

Şu güzel oda, parmağını ekrana sürterek işaret eder. Tek odalı, işe yakın, ucuz.
Annen hoşlanmayacak, uyarır Yeliz.
Biliyorum.
Beni lanetleyecek, der ama gülümser.
Bunu da biliyorum. Gülizar gözlerini kaldırır, kararlılık parıldar. Artık senin gözünden gelen her kontrol yeterli değil, teyze Yeliz. Artık ışığı kapatıp ne zaman yattığımı söylemek zorunda değilim.

Yeliz başını sallar.

O zaman evimize gidelim.

Ayşe bağırır, Yeliz ise sessizce dinler, araya bir şey eklemeden.

Sen onu mahvediyorsun! Tüm yazını kafasını karıştırdın! Bir şeyler öğrettin! Ailemizi mahvettin!
Ayşe, Yeliz bir an bekler, ona yaşamayı öğrettim. Senin yapman gereken ama korktuğun şeydi.
Korktum! Korudum onu!
O koruyuşun, onu bu dairenin içinde hapse atmıştı.

Ayşe bir sandalyeye oturur, yüzü soluklaşır.

O benim kızım, fısıldar.
O artık bir yetişkin, dışarıdaki dünyayı tanımak istiyor.

Aralık başında Gülizar küçük bir daireye taşınır; düşük tavan, gıcırdayan zemin ama her köşeye eşyalarını koyar, bir saray gibi coşar.

Bak, buzdolabını açar, kendim marketten alışveriş yaptım! Perdeleri astım! Çarpık ama düzelteceğim.

Yeliz kapıdan bakar, gülümser. Kız sakarlıkla dolu ama güzel nihayet derin bir nefes alıyor.

Teşekkür ederim, der Gülizar akşam çayını yeni mutfağında içerken. Kibritler, köy, her şey için.
Ben bir şey yapmadım.
Beni özgür kıldın.

Yeliz elini uzatır, Gülizarın parmaklarını sıkar. Hikâye burada biter, fakat yeni bir başlangıç başlar.

Rate article
Lifequest
Onu Bana Karşı Kışkırtanı Sen Misin?