“Son Zamanlarda Kendine Aynada Baktın mı Hiç?” dedi Ali. Karısı Zeynep’in cevabı hayatlarını değiştirdi…

Son zamanlarda hiç aynaya baktın mı? diye sordum eşime. Beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım.

Sabah kahvemi bitirmek üzereydim; bir yandan da göz ucuyla Gülizi izliyordum. Saçlarını çocuklardan kalma bir lastikle toplamıştı, üzerinde çizgi film kedileri vardı.

Ama bir de bizim apartmanın bir üst katında oturan Ceyda vardı ya; hep bakımlı, hep alımlı. Bir girip çıkıyor apartmandan, ardında pahalı parfüm kokusu asansörde dakikalarca kalıyor.

Şunu düşünüyorum bazen dedim, telefonu bir kenara bırakıp sanki komşu gibi yaşıyoruz.

Güliz temizlik bezini elinde tuttuğu gibi durdu, hareketleri dondu.

Ne demek istiyorsun?

Bir şey değil… Sadece en son ne zaman aynaya baktın diyorum.

Bu defa bana öyle bir baktı ki, planlarımın altüst olduğunu hissettim.

Sen en son ne zaman bana gerçekten baktın? dedi, sesi alçak.

Uzun bir sessizlik oldu, gergin bir an.

Güliz, abartma lütfen. Kadın dediğin her daim bakımlı olmalı, diyorum sadece. Basit şeyler… Bak Ceydaya. Üstelik aynı yaştasınız.

A-aa… Ceyda, öyle mi? dedi Güliz, sesi bir anda farklılaştı. Sanki önemli bir şeyi yeni fark etmiş gibi.

Ali, dedi, kısa bir duraktan sonra, En iyisi ben biraz anneme gideyim. Senin söylediklerini bir düşüneyim.

Olur, ayrı kalalım biraz, düşünelim. Ama yanlış anlama, seni kovmuyorum!

Bilirim, dedi, bezi özenle askıya astı. Sanırım gerçekten bir aynaya bakmam gerek.

Ve çantasını toplamaya başladı.

Ben ise mutfak masasında oturmuş düşünüyordum: Aslında bunu hep istedim. Ama sevinmek yerine gereksiz bir boşluk hissettim.

Üç gün boyunca, sanki tatilde gibiydim. Sabahlar keyifle, kahvemi acele etmeden. Akşam ne istersem onu yapıyorum. Kimse aşk ve ihanet dizilerini açmıyor.

Özgürlük yani, erkeklere layık türden.

Akşam apartman girişinde Ceyda ile karşılaştık. Elinde ‘Migros’tan poşetler, topuklu ayakkabıları, üstünde tam oturan bir elbise.

Ali Bey! dedi gülerek. Nasılsınız? Gülizi görmedim epeydir.

O şu an annesinde. Dinleniyor biraz, dedim, kolayca yalan söyledim.

Anladım. Başını belli belirsiz salladı. Yani, kadınların bazen nefes almaya ihtiyacı var. Evin işleri, rutin…

Konuşurken sanki kendi evinin hiç tozlandığını görmemiş gibi bir hali vardı. Akşam yemeği elini şıklatınca önüne gelen biri sanki.

Ceyda, bir gün kahve içelim mi? dedim, dilimden fırladı. Komşuyuz, neticede.

Neden olmasın, dedi gülerek. Yarın akşam olur mu?

Tüm gece yarın için hazırlık yaptım. Hangi gömleği giysem? Kot mu, kumaş pantolon mu? Kolonya fazla olmasın.

Sabah telefon çaldı.

Ali mi? yabancı bir ses. Ben Emine Hanım, Gülizin annesi.

Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu.

Evet, buyurun.

Güliz dedi ki, eşyalarını cumartesi günü sen evde yokken alacak. Anahtarları kapıcıya bırakacak.

Nasıl yani, eşyalarını alacak?

Ne sandın ki? sesinde bir sertlik vardı. Kızım yıllarca senin karar vermeni bekleyecek değil.

Emine Hanım, kötü bir şey demedim ki…

Yeteri kadar söyledin. Güle güle Ali.

Ve kapattı telefonu.

Mutfakta öylece oturdum, telefona bakakaldım. Ne oluyoruz? Ben boşanmadım ki! Sadece ara istedim; biraz zaman diye…

Onlar ise kararı vermiş bile.

Akşam Ceyda ile kahve saatim tuhaf geçti. Gülerek işten bahsetti, bankada çalışıyor, şakalarıma güldü. Ama elini tutmak istedim, yanımdan nazikçe kaydı.

Ali Bey, biliyorsunuz… Ben yapamam. Evli birine olmaz.

Ama artık ayrı yaşıyoruz.

Bugün. Peki yarın? Çok dikkatli baktı bana.

Ceydayı apartman kapısına kadar geçirdim. Eve çıktım; boş bir ev karşıladı beni, bekâr kokusu burnuma doldu.

Cumartesi… Evde kalmadım, gözyaşı, tartışma, sahne istemedim. Sessizce alıp gitsin dedim.

Ama öğleden sonra merakım depreşti. Ne aldı? Her şeyi mi? Sadece birkaç parça mı? Nasıl görünüyordu acaba?

Dört gibi dayanamayıp eve döndüm.

Apartman önünde şehir plakalı bir araba vardı. Direksiyonda, kırklı yaşlarında, şık bir adam. Birine kutuları yüklemekte yardım ediyordu.

Bankta oturdum, izledim.

On dakika sonra apartmandan mavi elbiseli bir kadın çıktı. Saçları artık çocuk tokasıyla değil, güzel bir tokayla toplanmıştı. Hafif bir makyaj, gözlerini vurgulamış.

Bakakaldım; bu Gülizdi. Ama bambaşka bir Güliz.

Son çantasını taşırken adam hemen aldı, nazikçe koluna girdi, arabaya oturmasına yardım etti. Sanki ince bir kristal gibi davranıyordu.

Dayanamadım, arabaya yaklaştım.

Güliz!

Dönüp bana baktı. Yüzü sakin, güzel… Bitkinlik yok, alıştığım yorgun yüzü gitmiş.

Merhaba Ali.

Sen… gerçekten sen misin?

Adam hafifçe gerildi, ama Güliz dokundu eline, endişe yok dedirten bir hareket.

Benim. Sadece sen uzun zamandır bana bakmadığın için fark etmedin.

Güliz, bir dakika. Konuşabilir miyiz?

Ne konuşacağız? Sesi öfkesiz, ama şaşkın. Sen dedin ya, kadın hep güzel olmalı. Ben de dinledim seni.

Ama kastettiğim bu değildi! Kalbim fırlayacak gibi…

Peki neydi, Ali? Hafifçe başını eğdi. Evde güzel olayım, ama sadece sen istiyorsun diye. Sadece sana ilginç olayım. Kendimi seveyim ama kocam beni fark etmezse sevmekten ne çıkar?

Her cümlesinde içimde bir şeyler yıkılıyordu.

Bak, dedi yumuşakça, hakikaten son zamanlarda kendime bakmadım. Ama tembelliğimden değil; kendi evimde, kendi hayatımda görünmez biri olmaya öyle alışmışım ki…

Güliz, istemedim…

İstedin. Görünmez eş, hem her işi yapacak hem de varlığı fazla belli olmayacak. Canın sıkılırsa, daha canlı bir modele geçiş yapmak kolay…

Adam arabada bir şeyler fısıldadı; Güliz başını salladı.

Artık gitmemiz gerek, dedi bana. Vahit bekliyor.

Vahit mi? Dilim damağım kurudu. Kim bu?

Beni gören biri. dedi Güliz. Spor salonunda tanıştık. Annemin eviyle aynı caddede fitness salonu açıldı. Düşünebiliyor musun, kırk iki yaşında ilk kez sporla tanıştım.

Güliz, ne olur vazgeçme bizden. Hatalıydım, anladım.

Ali, dikkatle baktı bana Son kez bana güzel olduğumu ne zaman söyledin, hatırlıyor musun?

Tıkandım; hatırlamıyorum.

Son kez halimi hatrımı ne zaman sordun?

İşte orada fark ettim, kaybettim. Vahiti değil, şansı değil, kendimi yenildim.

Vahit arabayı çalıştırdı.

Sana hiç kızgın değilim, gerçekten. dedi Güliz. Bana önemli bir şey fark ettirdin; kendimi görmezsem kimse beni göremez.

Araba uzaklaştı.

Apartman önünde öylece kaldım; hayatım gitti, geride kalan yalnızca eşim değil, koca bir ömür. On beş yıl boyunca sıradan sandığım mutlu anlar meğer gerçek bir mutlulukmuş.

Bense bunu hiç fark etmemişim.

Altı ay sonra tesadüfen alışveriş merkezinde karşılaştık. Kahve reyonunda, özenle etiket okuyor. Yanında yirmili yaşlarda bir genç kız vardı.

Şunu alalım, diyordu kız. Babam arabica daha iyi, dedi.

Güliz? yanına gittim.

Döndü, hafifçe gülümsedi.

Merhaba Ali. Tanıştırayım, Bu Melis; Vahitin kızı. Melis, bu da eski eşim Ali.

Melis başını selamladı; iyi bir öğrenciydi muhtemelen. Merakı vardı ama bir öfke taşımıyordu.

Nasıl gidiyor? sordum.

İyi. Sen nasılsın?

Eh, idare eder.

Yine gergin bir sessizlik. Eski eşine, bambaşka biri olana ne konuşmalı?

Kahve raflarında birlikte durduk. Tenini hafif bronzlaştırmış, yeni saç modeliyle, mutlu. Evet, tam anlamıyla mutlu bir kadın.

Sen, dedi, hâlâ güzel bir Ceyda arıyorsun ama eski Güliz gibi sessiz ve uysal olmalı. Akıllı olsun ama senin başka kadınlara bakışını anlamayacak kadar saf…

Melis şaşkınlıkla bu sohbeti dinledi.

Böyle bir kadın yok, dedi Güliz sakince.

Güliz, gidelim mi? Melis araya girdi. Babam arabada bekliyor.

Tabii, Paketi aldı. Hadi Ali, kolay gelsin.

Gidişlerini izledim; rafların arasında kala kaldım. Haklıydı. Ben hayali bir kadın arıyormuşum.

Akşam mutfağa geçip bir çay koydum. Gülizi ve değişimini düşündüm. Kaybetmek, bazen hayatta sahip olduğumuz değerleri anlamanın tek yoludur.

Belki de mutluluk, hep pratik ve uygun eş peşinde değil; yanındakini gerçekten görebilmekte.

Rate article
Lifequest
“Son Zamanlarda Kendine Aynada Baktın mı Hiç?” dedi Ali. Karısı Zeynep’in cevabı hayatlarını değiştirdi…