Zeynep, kız kardeşiyle eşyalarımı izinsiz ölçerken yakalıyor
Ahmet, lütfen gecelik konaklamasız olur mu? Biz otel değiliz, kız kardeşinin başka bir şehirde ev var, ama aynı bölgede Leyla sinirli bir şekilde kadehleri silerken ışığa bakıyor. Su lekeleri onu hem o lekeler kadar hem de eşinin ailesinin ziyaretinden dolayı tedirgin ediyor.
Leyla, ne diyorsun? Ahmet yorgun bir şekilde burun köprüsünü kaşıyor, laptopundan gözlerini ayırmadan. İrem annesiyle geçici bir ziyarette, annesi kardiyoloji randevusuna gitmek zorunda, İrem de sadece eşlik ediyor. Onları geceyi trenle geri döndürmek zorunda değiliz.
Geçici bir ziyaret, tabii. Son kez geçici dediklerinde bir hafta kaldılar, İrem Moskovada kışlık ayakkabılar bulurken, biz de evde yemek hazırlayıp eğlendik. Sen işteyken ben onlara baktım.
Söz veriyorum, bu sefer farklı olacak. Bir akşam, akşam yemeği, uyku, kahvaltı ve gidecekler. Daha hoşgörülü ol, bu aile.
Leyla derin bir nefes alır. Aile kelimesi Ahmetin sözlüğünde kutsal bir tavır, günahları affeden bir kefir gibidir. Ancak genç kızının ve annesinin yaptığı ufak usulsüzlükler birikti. Suç işlemiyorlar, sadece nezaket kurallarını çiğniyorlar; bir alenen basit davranış, çalıma kadar zor olabiliyor.
Leyla büyük bir lojistik firmada bölüm müdürü olarak çalışıyor. İyi maaş alıyor, düzeni ve kaliteli eşyaları seviyor. Dolabı onun gururu ve tek zayıflığı: ipek, kaşmir, marka çantalar yıllarca topladığı koleksiyonunu nadir çiçekler gibi özenle koruyor. Bu dolap, kayınbiraderi İreme bir kırmızı bayrak gibi.
Saat tam altıda kapı çalıyor. Kapıda annesi Gülşah, yağda kızarmış içli köfte paketleriyle (Lelayı yanık yapar) ve İrem var. İrem, Leylaya baştan aşağı bir bakış atıyor.
Selam Leyla, ne kadar şık! Yeni bir elbise mi? Pahalı olmalı, değil mi?
Selam İrem. Sadece evde giyilecek bir elbise. İçeri gelin Leyla gülümsemeye çalışıyor, ama İremin kumaşa dokunuşu rahatsız ediyor.
Sıradan demek ne kadar da şaşırtıcı diyerek ceketini çıkarıyor. %50 maaşla bu kadar alabiliyorsun. Şansın bol, Ahmet sana kızıyor.
Ben de çalışıyorum, İrem diye hatırlatıyor Leyla, ceketini dolaba asıyor.
Ah be, çalışıyorsun. Kocan da fena bir maaş almıyor. Anne, bir paket ver, mutfağa götürürüm.
Akşam klasik bir senaryoyla geçiyor. Gülşah mutfağı düzenliyor, baharat kavanozlarını yeniden yerleştiriyor, Ahmet eski dostlarıyla çay servisi yapıp annesinin komşular ve mercimek fiyatları hakkında uzun sohbetini dinliyor. Leyla gülümseyerek ikramları sunuyor, kalbinde evden ayrılma saatini sayıyor. Konuşma, teyze Zeynepin doğum günü planına gelince geriliyor.
Kızlar, ne giysem İrem bir dilim pasta çiğnerken şikayet ediyor. Kışta kilolarım birikince ne elbiseye sığabilirim? Restoranda herkes şık, utanç duymak istemiyorum.
İrem gözlerini Leylaya çevirdi. Leyla çayını içti, sessiz kaldı, deneyebilirsin bakışını gördü.
Leyla, senin bolca kıyafetin var. Hafta sonu bir şey ödünç alabilir miyiz? Bizzerin vücut tipimiz neredeyse aynı o mavi, parlak olanı hatırlıyor musun?
İrem, beden ölçülerimiz farklı diyor Leyla kesin bir sesle. Ben 44, sen 48. Ayrıca ben eşyalarımı asla başkasına vermem. Bu benim prensibim.
İşte bu prensip! İrem gözlerini devirdi. Kardeşine bir şey verirken ağzını tutmadın mı? Bir kez giymek bile yeter. Kuru temizlemeye götürürüm!
İrem, neden başkasının giysisi? Ahmet yumuşak bir sesle müdahale ediyor, Leylanın parmak uçları beyazlaşıyor. Yeni bir şey alırız, biraz para transfer ederim.
Para mı? Gülşah bağırıyor. Dolabımızda zaten çok şey var. Leyla, sen de cüzdanını çalmak gibi davranıyorsun. Elbiselerinden bir çim bile eksik olmaz. Biraz verirsen yeter, biz de aileyiz, dışarıdan değiliz.
Gülşah Hanım, bu konu kapandı diyerek Leyla sesi yükseltmeden, ama sabrı sondayken, Eşyalarım benim, paylaşmam diyor ve konuyu değiştirir.
Akşam yemeği soğuk bir sessizlikle sona erer. Gülşah kırgın bir ifadeyle dudaklarını büzüyor, İrem gözlerini Leyladan kaçırıyor, Ahmet iki kadın arasında suçlu bakışlarla dolaşıyor ama daha fazla tartışmaya girmiyor.
Ertesi sabah Leyla işe erken gidiyor. Misafirler hâlâ uyuyor. Ahmet annesiyle doktor randevusu için evden çıkıyor, ev onlar için kalıyor.
Saat yediye döneceğim Leyla ayakkabılarını giyerek Ahmete diyor. Lütfen yatak odasını karıştırmasınlar, ben orayı sevmiyorum.
Leyla, aşırı titizsin Ahmet gülerek yanaklarından bir öpücük konduruyor. Kim senin odana bakacak? Kahvaltı ederler, kliniğe gideriz, sonra yürüyüş yaparız ve tren istasyonuna gidip yolcu oluruz. Sen gelince kimse kalmamış olacak.
Leyla evden ayrılır, ama içindeki endişe solucanı bütün gün onu ısırır. İremin dün akşamki reddinin kesin bir hayır değil, bir meydan okuma olduğunu bilir.
İş günleri uzar. Öğlen üçte baş ağrısı patlar, migren aniden çökertir, gözlerinde renkli halkalar belirir. İlacı işe yaramaz.
Elif Hanım, soluk gibi görünüyorsunuz diyor asistanı. Eve dönün, raporu ben bitiririm.
Leyla itiraz etmez, sessizlik ve karanlıkta dinlenmesi gerektiğini düşünür. Taksi çağırır.
Evine yaklaşırken üçüncü kat dairesinin pencerelerinin ışıklarını görür; dışarıda güneş parlar, ama evde ışıklar yanar. Garip, diye düşünür. Ahmet akşam yürüyüşüne çıkacağını söylemişti.
Kapıyı anahtarıyla sessizce açar. İçeride ucuz parfümlerin ve saç spreyi kokusunun karışımı hâlâ hâkim, bir müzik ve yüksek kahkaha yankılanır.
Ayakkabılarını çıkarıp koridorda sessizce yürür. Kahkaha yatak odasından geliyor, kapı hafif aralık.
Anne, bu ne? İremin coşkulu sesi duyulur. Beni dikişle öldürmek istiyor! Makas sallıyor, polis arıyor! Hadi ona söyle!
Ahmet şaşkın bir ifadeyle girer, elinde bir pasta kutusu. Gülümsemesi yavaşça soluklaşır.
İrem, neden babamın elbisesi içinde? İrem çığlık atar, dar etek ve sıkı ayakkabılarla kardeşine koşar. O beni öldürmek istiyor!
Ahmet karısına bakar. Leyla kollarını kavuşturmuş, yüzünde kesin bir küçümseme var.
Ahmet, kız kardeşin izinsiz benim özel elbisemi giymiş, yırtmış, fermuarı kırmış, ayakkabılarını zorlamış. Annen çantamı karıştırmış. Onlara on dakika veriyorum.
Leyla, belki Ahmet barışçıl bir tavırla başlamaya çalışır.
Elbiseyi gör, Ahmet der Leyla. Yanına gel, incele.
Ahmet yaklaşıp yırtık yanını, ıslak lekeleri, yamalanamayan fermuarı görür. Yatakta dağılmış kaşmir kazak, gömlek, şallar, takı kutuları Leylanın düzenli sakladığı eşyalar.
İrem Ahmet gözlerini kız kardeşine çevirir. Neden bu işe bulaştın? Ben ve Leyla istemedik.
İrem savunmaya geçer: Ne fark eder ki? Biraz dikiş atarız! Zenginiz, bir daha alırız! Sen de kardeşim gibi oldu mu? Annem koridorun ortasında kalp attırıyor, siz kıyafet sayıyor musunuz?
Çıkar der Ahmet.
Ne?
Elbiseyi çıkar, hemen.
Çıkarılamaz! Leyla bağırır. O fermuar sıkıştı. Makas getir.
İremin fermuarı sıkışır, ter ve parfüm kokusu yayılır, dikişin altı yırtılır. Leyla elbiseyi 1500 liralık bir harcama olarak nitelendirir.
Bu elbiseyi kırdın, İrem der. Anlıyor musun?
Euro ne? Gülşah seslenir, otururken bir ruj düşürür, parkede yuvarlanır.
Gülşah Hanım, çantamı ortadan çıkarın, çıkın, yoksa polisi ararım Leyla çevirir. Yağmuru çalakalım mı?
Gülşah öfkeli bir şekilde koridora kaçar. Leyla İreme dönüp, Sırtını dön der, fermuarı inceler, iplik yırtılmış, kumaş yırtılmış. Elbiseyi kesmek zorunda kalır.
Kesmek zorundayım Leyla sakin bir sesle söyler.
Ne? Hayır! İrem bağırır, ayakkabılarının kaymasıyla dengesini kaybeder.
Kes ya da evine yürüyerek dön Leyla söyler.
Bu sırada kapı çalar.
Kızlar, eve geldim! Anne, neredeyiz? Pasta aldım! Ahmet neşeli bir sesle bağırır, elinde pasta kutusu, ama yüzü soğur.
İçerideki sahne Leylayı öfkeli görür: Elbise yırtılmış, fermuar kırılmış, ayakkabılar çarpılmış, çanta dağınık.
Ahmet bakar, Buna ne oldu? diye sorar. Leyla bir on dakikalık sürede parçaları gösterir, Ahmetin gözleri dolar.
İrem Ahmet susar, kız kardeşine bakar. Neden bu kadar zorlandın? Ben ve Leyla istemedik.
İrem savunur: Bir şey değil! Yırtıldı, dikiş atacağız! Zenginiz, başka bir şey alırız!
Çıkar Ahmet kesin bir sesle söyler.
Leyla makasla iğneyi keser, elbise parçalanır, sahne karanlık bir kumandalı dizi sahnesine döner. İrem çorap ve iç çamaşırı içinde kalır, çabucak kıyafetlerini toplar, Leylaya fısıldar:
Kıyafetlerinle kendini beğen! Moloz gibi!
On beş dakika sonra ev boşalır. Ahmet İreme taksi çağırır, biraz para verir (Leyla görür ama susar), evine geri döner.
Salon sessizdir. Leyla kanepede tek bir noktaya bakar. Yırtık elbise masanın üstünde suç belgesi gibi durur.
Ahmet yanına oturur, ama onu kucaklamaktan çekinir.
Özür dilerim der sonunda.
Neden? Leyla başını çevirmez.
Dinlemediğin için. Getirdiğin için. Böyle oldukları için.
Sen onların sorumluluğunu üstlenemezsin. Ama nerede olduklarından sorumlusun. Artık evde görmemek istiyorum, Ahmet. Bir daha. Hiç.
Anladım.
Anlamıyorsun Leyla döner, sesini yükseltir. Bu sadece bir kapriyesiz değil. Sınırları aşıyor. Kız kardeşin benim cildime girdi. Elbise sadece para meselesi değil, o bir araba gibi pahalıydı. O benimle aynı hakları taşıdığını zannıyor çünkü sen benim kocamsın. Annen bunu destekliyor. Bir daha evime gelmek isterse boşanıyorum. Ciddiyim.
Ahmet elbiseye bakar, sonra Leylaya. O, aşırı dramatik bir tavır sergilemediğini görür. Gerçekleri konuşur.
Söz veriyorum. Başka ziyaret yok. Annemi görmek istersem ben giderim. Buraya bir daha girmezler.
Ayrıca Leyla ayağa kalkar Yarın kilitleri değiştiriyoruz. Annenin bir yedek anahtarı var, bir yıl önce sen ona verdin. Bu sefer hiçbir şey bırakmıyoruz.
Ahmet başını sallar.
Tamam, yarın ustayı çağırırım.
Leyla elbiseyi alır.
Ne yapacaksın? Ahmet sorar.
Atacağım. Kirlenmiş. Onu giymem, tamir etse bile.
Elbise çöp kutusuna atılır, plastik poşete konur. O an, eşinin ailesiyle ilişkilerin umutları da çöp gibi atılır. Leyla bir nefes alır, rahatlar.
Bir hafta içinde Leyla telefonuna bir sel mesajı yağar. İrem hakaret eder, annesi baskıdan şikayet eder, yeni elbise için para talep eder. Leyla bir bir numara bloklar.
Akşam Ahmet işe geldi, düşünceli.
Annem aradı der yemek sırasında.
Leyla gergin, yeni bir talep bekler.
İrem bir Çin kopyası bulmuş, satın almamı istiyor, özür olarak. Ahmet söyler.
Leyla bir kahkaha patlatır, bir haftadır ilk kez içten ve yüksek sesle güler.
Ne dedin?
Kız kardeşim yok. Bana iki bin lira borçlu. Ödemezse konuşmayız. Ahmet cevap verir.
Leyla şaşkın ama saygı dolu bir bakış atar.
Gerçekten mi?
Evet. Uzun süredir sabırdaydım. İstediğin gibi, ama gördükçe evimizde ne yaptıklarını izlemek korkutuyor. Basitlik, hırsızlıktan daha kötüdür.
Leyla Ahmeti sarar.
Teşekkür ederim.
Kilitleri değiştirdim, kapıcıya kimseyi içeri sokmamasını söyledim, Papa olarak bile.
Hayat yavaşça eski haline döner. Leyla yeni bir elbise alır, ama artık evden çıkarken yatak odasının kilidini mutlaka takar. Kayınvalideleri telefon kara listesinde kalır, geçmişte kalır, artık geleceklerini etkilemezler.




