Evimi özlüyorum, oğlum
Mehmet Bey, balkona çıktı, bir sigara yaktı ve alçak tabureye oturdu. Boğazında acı bir düğüm oluşmuştu, kendini toparlamaya çalışsa da elleri istemsizce titriyordu. Kim tahmin ederdi ki bir gün kendi evinde yer bulamayacak hale gelecekti…
“Baba! Lütfen darılıp sinirlenme!” diye balkona koşarak çıktı büyük kızı Şebnem. “Çok şey istemiyorum… Odasını bize bırak yeter! Beni düşünmüyorsan, bari torunların için düşün. Yakında okula gidecekler hâlâ bizimle bir odada yaşamak zorundalar…”
“Şebnem, ben huzurevinde yaşamak istemiyorum,” dedi Mehmet Bey sakin bir sesle. “Eğer burada çocuklarla sığışamıyorsanız, Mert’in annesine taşının. O tek başına oturuyor üç odalı evde. Hem sana ayrı oda olur, hem çocuklara.”
“Biliyorsun ki onunla asla aynı evde yaşayamam!” diye bağırdı kızı ve balkonu sertçe kapattı.
Mehmet Bey, yıllardır yanlarında olan yaşlı köpeğini okşadı, merhum eşi Nuriye Hanım’ı hatırladı ve ağlamaya başladı. Ne zaman Nuriye’yi düşünse gözleri dolardı. Beş yıl önce vefat etmiş, onu tek başına bırakmıştı. Kadıncağız gidince kendini bütünüyle yalnız hissetmişti. Hep yan yana yürümüşlerdi, kim derdi ki bir kızı ve torunları varken yalnız bir yaşlılık onu bulacak…
Şebnemi büyük bir sevgi ve özenle yetiştirmişlerdi, ama demek ki bir şeyleri kaçırmışlardı… Kızları acımasız, bencil birine dönüşmüştü.
Karabaş sessizce sızlandı ve sahibinin ayaklarının dibine yattı. Köpek, Mehmet Beyin ruh halini hissediyor, onun üzüntüsünden etkileniyordu.
“Dede! Bizi hiç sevmiyor musun?” diye sekiz yaşındaki torunu Ege odaya girdi.
“O nasıl söz oğlum, kim dedi bunu?” dedi Mehmet Bey şaşkınlıkla.
“Neden buradan gitmek istemiyorsun? Bana ve Kaana odanı vermek istemiyor musun? Neden bu kadar cimrisin?” dedi çocuk öfkeyle ve küçümseyerek.
Mehmet Bey bir şeyler anlatmaya çalıştı ama torununun annesinin sözlerini tekrar ettiğini anladı. Şebnem ona çoktan durumu anlatmış olmalıydı.
“Peki… Giderim,” dedi yorgun bir sesle yaşlı adam. “Odanız sizin.”
Artık bu ortamda kalacak gücü yoktu. Herkesin, damadından başlayıp torununa kadar, onu evde istemediğini hissediyordu. Özellikle Egeye, dedesi kendi odasını aldığı için böyle davranıldığını biliyordu.
“Baba! Gerçekten kabul ediyor musun?” diyerek sevinçle içeriye girdi Şebnem.
“Gerçekten,” dedi sessizce. “Bana Karabaşı üzmeyeceğine söz ver. Kendimi hain gibi hissediyorum…”
“Merak etme! Ona her gün bakacağız, sık sık gezdireceğiz. Hafta sonları seni Karabaşla ziyarete geleceğiz,” diye söz verdi kızı. “Senin için en iyi huzurevini buldum, göreceksin orada çok hoşuna gidecek.”
İki gün sonra Mehmet Bey huzurevine gitti. Meğerse Şebnem önceden her şeyi ayarlamış, babasının pes etmesini bekliyormuş. Nemli, rutubetli ve böcek kokulu odaya girdiğinde pişmanlık duydu. Kızının söz ettiği özel ve konforlu bir yer değildi burası. Sıradan bir huzurevi, çaresiz yaşlılarla doluydu.
Eşyalarını yerleştirip aşağıya indi. Bir bankta oturup neredeyse ağlayacaktı. Zavallı yaşlılara bakıyor ve kendisini kötü günlerin beklediğini düşünüyordu.
“Yeni mi geldin?” diye yanına dikildi, hoş görünümlü, yaşlı bir kadın.
“Evet…”, diye iç çekti Mehmet Bey.
“Bu kadar üzülme… Ben de çok ağladım ama zamanla alışıyor insan. Benim adım Nalan,” dedi kadın.
“Mehmet…” dedi yaşlı adam. “Sizi de mi çocuklar buraya getirdi?”
“Hayır. Yeğenim. Allah bana evlat vermedi. Evi yeğenime bıraktım, acele etmişim. O da evi üstüne geçirdi, beni buraya yolladı. Yine de sokakta bırakmadı ya…”
Akşama kadar sohbet ettiler, eski günleri, eşlerini hatırladılar. Ertesi sabah tekrar birlikte gezmeye çıktılar.
Nalan Hanım, Mehmet Beyin hayatına az da olsa neşe ve değişiklik katıyordu. Mekânda durmak istemeyen Mehmet Bey, gününü daha çok dışarıda geçiriyordu. Yemekler ise berbattı. Sadece gücünü koruması için biraz yiyordu.
Mehmet Bey, kızını bekledi. Şebnem belki pişman olur da onu alır diye umut etti. Ama zaman geçti, kızından haber çıkmadı. Bir gün, Karabaşı merak edip aradı, telefona kimse bakmadı.
Bir başka gün, kapıda eski komşusu, Serkanı gördü. Serkan da onun geldiğini fark edip yanına koştu.
“Buradaymışsınız! Şebnem abla köye taşındı diyor, inanmadım. Sizin Karabaşı da sokakta görünce şüphelendim…”
“Ne demek istiyorsun? Karabaşa ne oldu?” dedi Mehmet Bey endişeyle.
“Merak etmeyin, Karabaşı bir barınağa yerleştirdik. Ne olup bittiğine ben de anlam veremedim. Hayvan günlerce apartmanın önünde oturdu, siz görünmeyince, Şebneme sordum. Siz köye taşındınız dedi, evi de satıyormuş. Köpek için de yaşlı oldu artık, babam uğraşmak istemiyor dedi. Mehmet Amca, ne oluyor? Sizin rengi bir anda değişti…”
Mehmet Bey, başından geçenleri anlattı. Zamanı geri almak ve hareketlerini değiştirmek için her şeyini feda edebileceğini söyledi. Kızı normal bir hayatı elinden aldığı gibi, Karabaşı da sokağa bırakmıştı.
“Evimi çok özlüyorum, oğlum,” diye fısıldadı Mehmet Bey.
“Ben zaten böyle davalarda çalışıyorum. Ben hukukçuyum, yaşlıların hakkını sık sık savunuyorum. Şu anda bir ihtiyarın ev meselesiyle ilgileniyorum. Merak etmeyin. Halen evden kaydınızı sildirmediniz, değil mi?” dedi Serkan.
“Hayır. Belki kendisi sildirmiştir. Kendi kızım hakkında artık hiçbir şeyden emin olamıyorum…”
“Hadi hazırlan, seni arabada bekliyorum,” dedi Serkan. “Bunu böyle bırakmak olmaz! O nasıl evlat?”
Mehmet Bey hemen üst kata çıktı, eşyalarını çantasına doldurup aşağı indi. Kapıda Nalan Hanıma rastladı.
“Nalan Hanım, gidiyorum. Komşum geldi, kızı evimi satıp Karabaşı sokakta bırakmış. Böyle oldu işte…”
“Ne olacak şimdi?” dedi kadın şaşkınlıkla. “Bensiz mi gideceksin?”
“Selametle ol, işleri toparlayınca seni almaya gelirim,” dedi Mehmet Bey.
“Kim ister ki beni artık…” diye kederle karşılık verdi kadın.
“Üzülme, sözümü tutarım. Bekliyorlar, gitmem gerek,” diyerek veda etti.
Mehmet Bey eve dönemedi. Kapı kilitliydi, anahtarı yoktu. Serkan onu yanına aldı. Kısa sürede Şebnemin evi terk ettiği, yeni taşındığı, evi ise kiraya verdiği öğrenildi.
Serkan sayesinde Mehmet Bey hakkını savundu, evine sahip çıktı.
“Allah razı olsun,” dedi yaşlı adam. “Ama nasıl devam edeceğim bilmiyorum. Kızım rahat bırakmayacak…”
“Bir çözüm var,” dedi Serkan. “Evi satıp, Şebneme hakkını veririz. Kalan parayla sana bir yer alırız. Bir köy evi rahat olur.”
“Ne güzel olur!” dedi Mehmet Bey heyecanla. “Bu harika bir fikir!”
Üç ay sonra Mehmet Bey, yeni evine taşındı. Serkan her konuda yanında oldu, bu kez de Karabaşı birlikte taşımayı teklif etti.
“Bir yere uğrasak?” dedi Mehmet Bey.
Uzaktan Nalan Hanımı gördü. O her zamanki bankta oturuyor, uzaklara dalmıştı.
“Nalan! Seni almaya geldik,” dedi yaşlı adam. “Artık köyde evimiz var. Temiz hava, balık tutmak, meyve, mantar hepsi var. Hadi gel!” diye güldü.
“Peki ben nasıl geleyim ki?” dedi kadın şaşkınca.
“Sadece kalk, bizimle yürü,” diye güldü Mehmet Bey. “Hadi karar ver! Burada bize yer yok.”
“Tamam! On dakika bekler misin?” dedi gülerek, gözyaşlarını tutamadan.
“Tabii ki beklerim!” dedi Mehmet Bey.
Bazı insanların art niyetine rağmen, bu iki kişi mutlu olmaya haklarını savundu. Her ikisi de dünyada iyi insanların hâlâ var olduğunu gördü. Ne olursa olsun, iyiler kötüden çok. Mehmet Bey ve Nalan Hanım bunu kendi deneyimleriyle öğrendi. Yaşlı insanlar, kendileri için mücadele etmeyi başardı ve sonunda huzur ile mutluluğu buldu.




