– Barış, anneme hediye konusunda senin yardımına ihtiyacım var.
Nisan, telefonunu bırakıp televizyon kumandasına uzanmış, koltukta yayılmış kocasına döndü. Barış kanalları uyuşuk bir şekilde değiştirirken tek gözünü bile ekrandan ayırmıyordu.
– Ne hediyesi yine?
– Fırın alalım. Güzel, sağlam bir tane. Annemin doğum günü iki hafta sonra, unuttun mu?
Barış nihayet üşenerek eşine baktı. Gözlerinde hafif bir öfke kıvılcımı parladı ama hemen yerini sıradan bir tebessüme bıraktı.
– Eski fırın bozuldu mu ki? Görünüşü hâlâ idare eder gibi.
Nisan, koltuğun kolçağına oturdu, ev elbisesindeki kırışığı bilinçsizce düzeltirken iç çekti.
– Geçen sefer sen de gördün. Fırının içi zar zor ısınıyor, iki gözü de çalışmıyor. Annem sürekli, poğaçaları eski tadında pişmiyor diye yakınıyor. Onun için çok mühim, biliyorsun.
…Gülsüm Hanım hamur işine bayılırdı. Mutfağı hep vanilya ve tarçın kokardı, pencere kenarında taze çörekler soğur, komşular çay bahane, misafir olmaya bayılırdı – çünkü ikram olmadan kimse çıkmazdı. Sovyet zamanından kalma eski fırın son nefesini verip duruyordu.
– Tamam, ne istiyorsun benden şimdi?
– Modelini seç güzelce. Sen bu işten daha iyi anlarsın. Mağazaya gidip bak, siparişi ver, teslimatı ayarla. Benim işim çok şu ara, fırsat bulamam.
Nisan çantasından bir kart çıkardı, kocasına uzattı. Gece lambasının altında lacivert kart parladı.
– Burada benim ikramiyem var, altmış binden biraz fazla TL. İyi bir fırına yeter mi?
Barış kartı aldı, elinde çevirdi. Dudaklarında hafif bir titreme belirdi.
– Başka neye yetsin! Merak etme, hallederim.
Nisan başını salladı. Beş yıllık evlilikte ev işlerini kocası Barışa bırakmaya alışmıştı. İndirim kovalamak, kampanya bulmak, bonus almak onun işiydi.
– Ama geciktirme, olur mu? Doğum gününe yetişsin mutlaka.
– Tabii, hallederiz, dedi Barış, kartı eşofmanının cebine koyup tekrar kumandaya döndü.
Bir hafta geçmişti. Nisan, iş çıkışı sıkışık minibüste eve dönerken telefondan bakiye kontrol etti. Parmakları alışkanlıkla bankacılık uygulamasına dokundu.
Harcama: 60.000 TL.
Nisan rakamı görünce yüzü hafifçe güldü. Barış yine umutları boşa çıkarmamış. Altmış bin az paraydı mı? Kesin güzel bir fırın seçmiştir, belki ızgarası, dijital zamanlayıcısı vardır; annesinin çok istediği o kolay açılan kapılı olanlardan. Gülsüm Hanım artık ünlü pavlovasını gönül rahatlığıyla yapacaktı.
Nisan annesi hediyeyi görünce neler hissedecek, gözünün kenarındaki kırışıklar sevince toplanacak diye düşündü; dudakları titrecek ve gülsüm Hanım, klasik cümlesini yine söyleyecek: “Ayy evlatlarım, ne gerek vardı bunca harcamaya!” Sonra tabii ki, ilk hangi pastayı yapacağını planlamaya başlar, kolları sıvar.
İyi beyaz eşya en iyi yatırımdır. Nisanın anneannesi eski Arçelikini anlatırken, 30 yıl bir sorun yaşamadım derdi. Yenileri o kadar sağlam değil belki ama kalite pahalı da olsa uzun ömürlü olurdu…
…Doğum günü cumartesiye denk geldi. Nisan erkenden kalkıp çiçek demeti yaptı, küçük hediyeleri paketledi. Barış, aceleye gerek yokmuş gibi evde ağır ağır geziniyor, saatlere bakıyordu.
– Zarfı unutma, dedi Nisan, botlarını giyerken. – Fırının belgeleri orada, değil mi?
– Onlar tamam, dedi Barış, ceketinin iç cebine vurdu.
Gülsüm Hanıma öğlen vardılar. Ev ince bir hamur işi kokusuna boğulmuştu, inatçı fırınla bile annesi harikalar yaratmış. Koridorda akrabalar, bardak sesleri, salonda gülüşmeler.
Nisan annesini sımsıkı kucakladı.
– Doğum günün kutlu olsun annecim. Bu senin.
Krem renkli kalınca zarfı Barıştan alıp annesine uzattı. İçine bakmadı; ne gerek vardı ki? Eşi ayarlamış, ona sadece vermek kalmıştı.
Gülsüm Hanım gülümsedi.
– Aman canlarım, ne gerek vardı… dedikten sonra zarfa hafifçe dokundu, gözlerinde beklenmedik bir umut parladı.
Nisan annesini izlerken içi ısındı. Birkaç saniye sonra Gülsüm Hanımın yüzü bir anda dondu. Sevinç kayboldu, yerini şaşkınlık aldı.
– Bu… nedir?
Nisan kaşlarını çatıp eğildi, annesinin omzunun üzerinden baktı. Kozmetik mağazasına hediye çeki. Üç bin TL.
Üç… Bin.
– Barış, dedi Nisan, odadan usulca sıvışan kocasına döndü. – Bu ne?
– Ne var ki yani, dedi Barış, kaçamak bir gülümsemeyle gözlerini kaçırıp. – Güzel bir kupon, kaliteli ürünleri var…
– Ya fırın?!
Barış cevap vermedi, hızla balkona doğru yürüyüp kapıyı arkasından kapattı.
Nisan ardından gitti. Balkon kapısını öyle hızla açtı ki cam çerçevede inceden sızlandı.
– Açıkla bana! Şimdi!
Barış korkmuş bir tavırla balkon demirlerine yaslandı.
– Bak, aslında Ayşenin işi çok yoğundu, o kadar yorulmuştu ki… bir türlü izin alamıyordu… Yardım etmek istedim…
– Ne izni, ne Ayşeni? Ben sana fırın almak için para verdim anneme!
– Tatil fırsatı çıktı, on bir bin birden, Antalya, her şey dahil… Yakında karar vermek gerek, yoksa yanacak dediler.
Nisan kartı cebinden daha Barış anlamadan çekip aldı. Parmakları ekrana dokundu, mesajlara baktı. Tur şirketiyle yazışmalar, tarih, tutar, Ayşenden kalp dolu sevinç mesajları.
Abim, harikasın! Çok teşekkürler! Cuma günü uçuyorum!
Nisan kocasına gözlerini kaldırdı. Barış, halı döşemesine gömülmek ister gibi küçüldü.
Telefonla tur acentasını aradı.
– İyi günler, Ufuk Turizm, ben Elif, nasıl yardımcı olurum?
– Merhaba, Ayşen Yılmaz adına Antalya uçuşu için rezervasyon. İptal etmek istiyorum.
– Affedersiniz siz…
– Ödeme benim kartımla yapıldı. Onayım olmadan çekilen bir tutar.
Barış öne atıldı ama Nisan elini siper ederek onu durdurdu.
– Bir dakika, şimdi buldum rezervasyonu. Ofisimize gelirseniz çözüm bulabiliriz. Geri ödeme on iş günü içinde kartınıza aktarılır.
– Teşekkür ederim, yarın uğrayacağım.
Nisan telefonu Barışa fırlattı.
– Nisan, ama biraz konuşalım…
Ama o dinlemedi. Salondan geçip herkes salatalarına gömülmüş gibi bir sessizlikte annesinin yanına gitti, zavallı kuponu sıkı sıkıya tutan ellerini görünce iç geçirdi.
– Annem, haydi çıkalım. Sana düzgün bir hediye alalım.
Gülsüm Hanım tek laf etmeden montunu alıp çantasını kaptı, misafirleri bile unuttu.
Elektronik mağAZA yeni açılmış plastik ve metal kokusu doluydu. Satıcı – rozeti Deniz – sabırla modelleri anlatıyordu.
– Bu en iyisi, dedi. – Özellikle kekler için ideal. Eşit ısı yayar, zamanlayıcı, ızgara, konveksiyon özellikli.
Gülsüm Hanım elini beyaz camın üstünde gezdirdi:
– Ne kadar da zarif, fısıldadı.
– Alıyoruz, dedi Nisan. Teslimat yarına uygunsa?
– Sabah dokuzla on iki arası müsait.
İşlemler on beş dakikada bitti. Eve dönerken Gülsüm Hanım sessizdi; binanın önünde kızının kolunu tuttu:
– Nisancım, sağ ol ama senin için kaygılanıyorum.
– Üzülme anne.
– Hani… Barış… siz…
Nisan annesini kucakladı:
– İlgileneceğim. Bugün bunları düşünme. İyi ki doğdun.
Eve gece döndü. Barış karanlık salonda, televizyon kapalı, onu bekliyordu.
– Konuşmamız lazım, dedi ayağa kalkarak.
Nisan onun yanından geçip dolaba gitti, Barışın gömleklerini özenle çantaya yerleştirdi.
– Ne yapıyorsun? Nisan yeter artık! Sadece kardeşime yardım etmek istedim, tek şansı oydu!
Kotlar, tişörtler, çoraplar… Nisan rafta ne varsa topladı.
– Bir fırın yüzünden aileyi dağıtıyorsun! Suçu hep bana yıkacaksın!
Durdu, ağır ağır kocasına döndü.
– Ben sana kendi kazandığım parayı emanet ettim. Anneme hediye almanı istedim. Sen ise hepsini kardeşine harcadın!
– Öyle söyleme ama!
– Bana sormadın bile! Sadece kendi kafana göre yaptın! Üstelik yalan söyledin!
Barış yaklaştı, sarılmak istedi. Nisan kocasının süveterini kalkan gibi öne tuttu.
– Bana dokunma!
– Ayşen çok kötüydü, anlamalısın…
– Eşyalarını topla, git.
…Bir ay sonra Nisan, Gülsüm Hanımın mutfağında oturuyordu. Köşede parlayan bembeyaz fırın, sonuna kadar çalışıyordu; mis gibi vanilyalı pandispanya kokusu yayılıyordu.
– Düşünsene, pastacılık kursuna yazıldım! – Gülsüm Hanım içi içine sığmaz haldeydi. – Komşu Esra önerdi, Fransız şef varmış!
Nisan pastadan bir lokma aldı, krema ağızda eridi.
– Anne, şahane olmuş. Cidden harika.
…Boşanmayı hızla ve sessizce hallettiler. Barış bir türlü ufak hatasını neden affetmediğini anlamadı. Ayşen kendi birikimiyle ya da belki hiç gitmedi, ama Nisan artık bununla ilgilenmiyordu.
O, mutfakta yeni fırının başında heyecanlı annesini izliyordu, gülerek ve huzurla. Akşam pencereye vururken yeni bir hayat belirdi; yalanı ve ihaneti, parayı ve güveni harcamalık gören adam olmadan.
Nisan bir dilim daha pasta almak için uzandı. Neden olmasın ki?




