Eski eşi çiçeklerle barışmaya geldi ama eşiği geçemedi
Aylin, bak şu çiçek! Üç gün boyunca krem peynir mi yoksa fildişi mi alacağımı kararsız kaldım, satıcılar beni deli edip etmeyecek sanıyordum, Elif duvar kağıdının dokusunu elinde gezdirerek hafif bir tebessümle söyledi. Şimdi eve giriyorum ve sonunda benim gibi hissediyorum. Her şey tam da istediğim gibi.
Özlem, Elifin ilkokuldan beri en yakın dostu, onaylayıcı bir başını salladı ve ev yapımı lahmacunlu poğaçanın bir lokmasını çiğnedi. Mutfağın içinde taze pişmiş ekmek ve Türk kahvesi kokusu hâkimdi; bu sıcaklık, eskiden duvarlara saplanmış sigara dumanının yerini almıştı.
Elif, adeta çiçek açmışsın, dedi Özlem, fincanı tabağa koyarken. Bu yenilenme bir dönüm noktası gibi. Eski hayatın o yağlı noktasından sıyrılmışsın. Düşünüyorum da, daireyi satıp yenisini alma kararı almazsan, bu eski derdini bir daha atlatamazdın.
Elif bir mendil düzenlerken derin bir nefes aldı. Sergeinin (Şerif) gidişi, kapıyı çarparcasına bağırıp bu bataklıktaki nefes almaktan bıktım demesiyle hayatının bir anda durduğunu hissettirmişti. Yirmi yıllık evlilik, yetişkin bir oğul, düzenli bir hayat bir anda bir hayali özgürlük ve yeni ilham adıyla çalınan bir genç otomobil servisi yöneticisine kurban gitti. Ancak bir buçuk yıl geçti. Gözyaşları kurudu, oğlu Kaan (deniz gibi adını koyabiliriz) annesine destek oldu, banka işi de çöküşü yavaşlattı. Şimdi, yenilenmiş mutfakta, Elif içinde bir hafiflik hissetti.
Bil bak, Özlem, ben de kendime inanmıyordum, itiraf etti. İlk aylarda sisli bir rüya gibiydim. Kilidin dönmesini bekliyordum. Sonra bir sabah uyandım ve sessizliğin korku olmadığını anladım. Sessizlik, kimsenin çorbayı tuzlaması, çorapları dağıtması ve her kuruşun hesabını sormaması demektir.
Tam o anda kapı zili çaldı. Ses, komşu hanımın ya da kargo görevlisinin nazik zil seslerinden çok daha sert bir ton taşıyordu.
Elif ve Özlem birbirine baktı.
Birini mi bekliyorsun? fısıldadı Özlem.
Hayır, Kaan bir arada, kargo çağırmadım Elif kaşlarını çattı, masadan kalkarken kalbi bir an için atlamış gibi hissetti. Soğuk bir önsezi omurgasını dondurdu.
Elif koridorun içinde elbisesini önceden giymekte olduğu yıprıktı ama şimdi zarif keten bir elbise düzeltti ve kapıya yaklaştı. Pencereden bakmadı, sadece seslendirdi:
Kim o?
Kapının ardında ağır bir sessizlik kaldı. Ardından tanıdık bir ses, bir zamanlar bacaklarını titreten, şimdi ise sadece sinsice bir kızgınlık dalgası yaratan ses duyuldu.
Elif, kapıyı aç. Benim.
Şerif.
Elif elini kilide koydu, parmakları titremedi; bu durum bile şaşırttı onu. Önceden sesini duyduğunda, daireyi dolaşır, saçını düzeltir, görünmez tozları siler, onu memnun etmeye çalışırdı. Şimdi sadece poğaçanın ve Özlemin sohbetinin yanına dönmek istedi.
Yavaşça kilidi çevirip kapıyı araladı.
Şerif, merdiven boşluğunda duruyordu; gözleri büyük, kırmızı güllerden oluşan devasa bir buket tutuyordu. Üzerinde yeni bir palto, bir omzundan savruk bir atkı asılıydı; sanki bir sahneye çıkmadan önce prova yapıyormuş gibi duruyordu.
Elife baktığında o eski gülümsemesini yaydı; vazgeçmiş bir köpeğin sevimli bakışı gibi.
Merhaba, Elif, yumuşak bir baritonla söyledi, adımını içeri atmak için bir hareket yaptı.
Elif bir adım öne atıp, kapı çerçevesinde durdu, sanki bir nöbetçi gibi, omzunu çerçeveye yasladı.
Merhaba Şerif. Ne haber?
Şerif hafifçe şaşırdı; gözyaşı, bağırış, kucaklaşma ya da hemen bir çay ikramı bekliyordu. Ancak karşısında soğukkanlı, analitik bir bakış buldu; bu bakış onu evcil bir kediyi ya da gereksiz bir süpürgeyi satmaya çalışan bir satıcıyı anımsatıyordu.
Şey boğazını temizledi, buketi hafifçe yere indirdi. Yoldan geçiyordum, bir bakayım içeri girsem. Yıllar 20, Elif, silinmez.
Silinmez, onayladı Elif, duruşunu koruyarak. Ama sen kendin de o 20 yılın bir hata ve bataklık olduğunu söylemiştin. Unuttun mu? Ben çok iyi hatırlıyorum.
Şerif dişini sıktı, bir diş ağrısı gibi.
Elif, eskiyi hatırlamamak… O zaman duygusaldım. Orta yaş krizi, ne taşıdığımı bilemezdim. Sen zeki bir kadınsın, anlıyorsun. Erkekler zayıf, impulsif varlıklar.
Bir adım daha atmaya çalıştı, ama yeni halı üzerindeki çizik bir çizmeyi andıran botunu fark etti.
Dur, Elif sessiz ama kesin bir sesle dedi. İçeri girmene gerek yok.
Ne demek istiyorsun? Şerifin gözleri şaşkınlaştı. Buradayım çiçeklerle, komşular bakıyor. Biraz içeri gir, konuşuruz. Dönüştürdün, duvarlar pahalı olmadı mı?
Şerif geriye yaslanarak, yeni duvar kağıtlarını ve harcanan parayı ölçmeye çalıştı.
Elif, burada konuşuyoruz. Misafirim var, Elif sözcüklerini düşünmeden söyledi.
Misafir? Sesinde kıskançlık çınladı. Kim? Bir adam mı? Hemen yeni birini buldun mu?
Bu Özlem. Ve bir erkek olsa bile sana dair bir şey söylenmez. Boşandık, Şerif. Resmi bir buçuk yıldır. Sen özgürlük istedin.
Şerif bir nefes aldı, rahatlamış gibi görünse de bir gülümseme ile gözlerinde hafif bir yaş parıltısı belirdi.
Elif, bırak gitsin. Hata yaptım. Çevremde herkes hatalı. Şimdi çok düşündüm.
Gerçekten mi? Elif kollarını göğsünde çaprazladı. Ne düşündün? Müziğin çorba yapamadığını mı, yoksa kiralık dairenin maaşa yetmediğini mi?
Şerifin maskesi bir anlığına çatladı; Elifin doğru söyleyip söylemediği konusunda bir işaret vardı. Şöhretli bir genç kızın işlerini zorlaştırdığı ve işlerinin çöküşte olduğu dedikoduları dolaşıyordu, ama Elif bu haberleri umursamıyordu. Bu kayıtsızlık, Şerifi korkuttu; öfke, nefret yerine bir boşluk hissi yarattı.
Ne çorba? Şerif kızdı, bir ayağını diğerine geçirdi. Bu buket artık ağır. Buketi diğer eliyle tutup sıkıştırdı. Ruhundan bahsediyorum. Aileden. Kaan nasıl? Geçen hafta aradı, sadece bir şeyler söyledi, para istedi mi?
Kaan artık kendi ayakları üzerinde, Elif cevap verdi, sesi sert ama sakin. Senin ayrıldığını hatırlıyor, seni yere çökerten sesi.
Ben bağırmadım! Şerif bağırdı, ama hemen kendini topladı. Elif, artık beni burada sorgulama. Gel, çiçekler senin favorin; kırmızı güller.
Elif buketleri süzdü. Geçmişte bu jest onun gözlerini doldururdu; şimdi ise bir yılbaşı ağacı gibi tembel bir çerçevede duruyordu.
Teşekkür ederim, ama ihtiyacım yok, soğukkanlı bir tonla yanıtladı. Vazumda çiçeklik yok, koku da sevmiyorum. Artık laleler, ya da belki biraz yeşillik tercih ederim.
Şerif şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
Sevmedin mi? sordu. Gülleri nasıl seversin?
Tam o anda Özlem mutfaktan çıktı, çay fincanını eline alarak ortaya atıldı.
Ah Şerif! Geliştin güzel, ama biz hâlâ tatlılarımızı paylaşıyoruz, sen olmasan da!
Şerif bir an için sinirli bir gülümseme ile karşılık verdi. Özlem, kocama izin ver, evine girebilir mi?
Eski kocaya, Özlem düzeltti, bu ev onun, istediği gibi girer. Sen zayıfladın mı? İştahın var mı?
Şerif, Özlemin alaycı sözlerini görmezden gelerek yalnızca Elife bakmaya çalıştı; kontrol kaybediyordu. Bir risk aldı ve yüksek sesle bir şeyler itiraf etti.
Elif, bir hata yaptım. Tek başıma yaşadım, bu özgürlük bir yanılsama. Artık eve, sana, bir akşam yemeğine seninle yeniden başlamaya…
Elif onun bakışında yorgun bir adamı gördü; evinde bir liman arayan, ama limanının artık kapalı olduğunu fark eden birini.
Şerif, sesinde çelik gibi bir tonla devam etti, bitirdiğim bir şey kalmadı. Evim, hayatım tamamlandı.
Ama ben… Şerif duraksadı. Değiştim!
İnsanlar değişmez, Şerif. Sadece uyum sağlarlar. Sen sıkıldın, geri döndün, ama ben başka bir yolda yürümeye karar verdim.
Şerif donmuş bir ifadeyle durdu. Elifin hayırı, bir duvarın ötesinde bir engel gibi, onun savunmasını deldi. Bu yeni kapı, sadece bir ahşap çerçeve değil, aşılmaz bir sınırdı.
Ciddisin? sorarak sesini boğuklaştırdı. Beni burada dışarı çıkarıyor musun? Çay bile içmezsen?
İçmem, cevap verdi Elif. Çayımı sadece beni değer verenler için dökerim. Git evine, köprüleri yakmış olduğun kadına ya da annene, istediğin yere. Burada artık senin evin yok.
Şerif ayağını kapıya dayadı, ama Elifin buz gibi bakışına çarpınca geri çekildi. Gözlerinde korku yoktu; sadece onu polise teslim etmeye hazır bir kararlılık vardı.
Beni pişman edeceksin, Elif! bağırdı, maske tamamen düştü. Kırk beş yaşında birine ne yapacaksın? Benimle bir şeyler bulurum!
Ben iki yıl önce ağladım, Şerif. Artık bir şey kalmadı. Hoşça kal.
Kapı, sağlam bir kilitle sıkıca kapandı ve kilit sesi odanın sessizliğine karıştı. Şerif merdivende durup kendi sesinin yankısını dinledi; boş ve anlamsız. Elinde hâlâ devasa bir gül buketi tutuyordu; dikenler kağıt arasından parmaklarını deliğe sokuyordu. Fırlatmak istedi, ama bir an önce ellerini bıraktı, güç yetmemişti. Yavaşça aşağı indi, başını eğerek, kaybolan bir başarısızlığın ağırlığını taşıyarak.
Kapının arkasında Elif, metal çerçeveye alınarak gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı, bir kez daha titreşen ellerini hafifçe salladı. Sevgi ya da merhametten değil, uzun bir mücadeleden sonra gelen bir rahatlamadan kaynaklanan bir titremeydi bu.
Gitti mi? Özlem koridordan sordu, sesi yumuşak.
Elif dönüp soluk bir ifadeyle ama ışıldayan gözlerle cevap verdi.
Gitti. Ve biliyor musun ona hiç acımadım. Tamamen.
Doğru, Özlem sarıldı, sıkıca. Pişman olacağı bir fırsatı kaçırdı. Çiçekler hiç kötü değildi, ne güzelmiş?
Boşver, Elif gülümseyerek el salladı. O çiçekler bir gösteriydi. Benim menekşelerim şimdi pencereye bakıyor. Hadi, çay soğudu, poğaçayı da bitirmedik.
İkisi mutfağa döndü. Elif çaydanlığı ısıttı, yeni hafif perdelerden süzülen güneş masaya ince bir dantel gölge bıraktı. Evdeki huzur bir kez daha hâkim oldu, ama bu sefer bir boşluk huzuru değil, kuşatmayı aşmış bir kaleyi andırıyordu.
Dinle, Özlem bir lokma reçel sürerken söyledi. Hafta sonu tiyatroya gidelim mi? Yeni bir oyun çıkıyor, çok ilgi çekici. Sonra o meşhur tatlıları olan kafeye.
Elif güneş ışığını fincanda yansıtan bir hüzünle gülümsedi.
Hadi gidelim! Yeni elbisemi çıkarırım. Eski eşlere giyinmek zorunda değilim, gerçekten.
Alt katta ağır bir apartman kapısı çınladı, eski bir arabadan hırıltı yükseldi, motor sesleri çarpıcı bir şekilde uzaklaştı. Elif artık duymuyordu; taze çay döküp hafta sonu planları yapıyordu, geçmişin hiç bir yer almadığı bir geleceğe doğru.




