O günden bu yana iki yıl geçmişti; şimdi, yine karşıma çıktı. Eskiden olduğu gibi güzelliğiyle dikkat çeken bir kadın önümde yürüyordu, onu gördüğüm anda kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. O an tanıdım; bu, eski eşim Semaydı. Vaktinde, ona bakan herkesin gözlerini çevirdiği, çevresindekiler tarafından gıptayla bakılan Sema.
Evliliğimizin ardından Semayı sanki başka biri olarak görmeye başlamıştım. O zarif, kendine özen gösteren kadın gitmişti; yerine saçları yağlı, evde kocaman tişörtler ve bol eşofmanlarla dolaşan biri gelmişti. Eski güzel elbiseleriyle, incecik çamaşırlarıyla görünmez olmuştu.
Sema, evlendikten sonra toparlanmayı bırakıp kendine özen göstermeyi unuttu. Ne kuaföre gidiyordu ne maniküre. Makyajı tamamen bırakmıştı. Spor yapmayı da bırakınca doğumdan kalan karnı ve bacaklarındaki selülit hiç gitmemişti…
Birlikte geçirdiğimiz iki yılın ardından Sema gözümde adeta bir yabancıya dönüştü. Günden güne daha da kilo aldı, evin içinde gittikçe daha bol, şekilsiz giysiler giymeye başladı. Kibarca, aynaya bakmasının iyi olacağını hatırlattığımda ise alınır, sessizliğe bürünürdü.
Bir noktada şunu fark ettim: Ben aslında ilk tanıdığım, evlenmeden önce deli gibi âşık olduğum Semayı sevmişim. Fakat bugün bambaşka biriyle, eski Semadan çok uzakta bir kadınla yaşıyordum. O eski halinden bir iz kalmamıştı; ne coşkusu, ne güzelliği Oysa eskiden tüm dostlarım bana imrenip onun aşkını nasıl kazandığımı sorarlardı. Şimdi ise Semaya duyduğum tüm ilgi kaybolmuş, geriye yalnızca bir hüzün kalmıştı.
Onu son gördüğümde üstünde gri, eski bir tişört, üzerinde süt lekeleri, kısa, bol bir şort vardı; bacaklarındaki selülit görünüyordu ve bacaklarını tıraş bile etmemişti Saçlarını alelacele toplamış ama sürekli dağılıyor, saç telleri oraya buraya fırlıyordu. Yüzü ise asık ve yorgundu; gözaltlarında kocaman morluklar vardı.
O gece ona artık birlikte olamayacağımızı, yanında aşk ve şefkatten çok hüzün hissettiğimi söyledim.
Bugün ise aradan iki yıl geçti; onu bir kez daha gördüm. Caddede karşımda yürüyen o kadın yine güzelliğiyle büyülüyordu. Semayı hemen tanıdım. Şık bir elbise içindeydi; saçlarını güzelce taramış, kıvırcık buklelerine özgüvenle yürüyordu. Artık eski, kendine özen göstermeyen kadın gitmiş; hayatına yeniden ışık gelmişti. Gerçekten de, tekrar bir kraliçeye dönüşmüştü. Hem de iki çocuğumuzun annesi olarak büyürken…
O an fark ettim ki, evlilikten sonra ne ben ona destek olmuştum, ne de onun zaman ve enerji bulmasını sağlayacak fırsatlar yaratmıştım. Sema bütün vaktini evin düzeni, çocukların bakımı, hepimizin huzuru için harcamıştı, ama ben bunu görememiştim. Oysa bazen ben çocukları iki saat idare edemezken, Sema onları kucağında büyütüp evi de çekip çevirmiş, yemekler pişirmiş, bir de üstüne bana eşlik etmeye çalışmıştı. Zamanı kendine yetmediği için ne maniküre ne spora fırsatı oluyordu. Vücudunun doğumdan sonra toparlanması gerektiğini de, ona fırsat vermem gerektiğini de anlamamışım.
Bir de, dışarı çıkmadığımız sürece güzel kıyafetler, takılar giyemezdi ki… Evde onlarla rahat edemezdi zaten. Onun şık elbiselerini hiç göstermesine fırsat vermemek de benim kabahatimdi.
Ancak ilişkimize uzaktan bakıp aslında ne kadar büyük bir hata yaptığımı, Semanın tüm aileyi omuzlarında taşımasına rağmen bana asla isyan etmediğini, hep sabırla kucak açtığını o gün anladım. O bana dönecek bir yuva hazırlamıştı, ben ise teşekkür edeceğim yerde hep şikâyet etmişim Eğer zamanında yardım edebilseydim, onun da kendine ayıracak vakti olurdu.
Sema gibi bir hazineyi, kıymetini anlamadan kaybetmekle ne büyük bir aptallık ettiğimi ancak şimdi fark ediyorum. Sadece kendimi haklı görüp, onun ve çocuklarımızın hayatını düşünmedim. Her şeyi elime yüzüme bulaştırdım…
Şimdi ise ona tekrar bakınca, geri kazanmak istiyorum; ama böyle büyük bir yaradan sonra beni affedip affetmeyeceğinden emin olamıyorum. En azından çocuklarımız için yüzünü görebilmek, yeniden onunla konuşabilmek istiyorum; çünkü onların büyümesinden de iki yıl çaldım…
Artık Semanın etrafında birçok hayranı var ancak kimseye yaklaşmasına izin vermiyor; belli ki en çok ben kırdım o güzel kalbini. Şimdi ne yapacağımı, utancımla ve suçluluk duygumla nasıl baş edeceğimi bile bilemiyorum…




