“Evlenirim ama bununla asla değil.” diyordum eskiden. Çok iyi, yakışıklı bir çocuk her haliyle, ama bana göre değil.
Yine annem ve sevgilisi geldiler eve, hem yanlarında bir adam daha. Sarhoşlardı. Ben köşe başında, köhne komodinin arkasına sıkışmış oturuyordum.
Dışarıda kar başlamış, kaçacak yer yoktu. Her şeyden bıkmıştım. “Yazın ortaokulu bitirir, şehre kaçarım,” diye geçirdim aklımdan. “Öğretmenlik okuluna girer, yurdun odasında kalırım.” Şehir dedikleri de sadece on kilometre ötedeydi ama ben yine de yurt hayatına özlem duyar, uzaklaşmak isterdim.
Mutfakta oturmuşlardı; bardaklara rakı dolduruluyor, sucuk kokusu yayılıyordu. İster istemez yutkundum.
“Gel bakalım sen!” dedi annem birden. “Ne o, çekiniyorsun?”
“İki kişiyiz,” diye homurdandı sevgilisi, Mahmut.
“İki kişiye ne olmuş yani, ilk kez mi?” diye alaycı sesi yükseldi ötekinin, Hakkı’nın.
Birden tabaklar düştü, gürültü koptu. Başımda bir karışık his, daha da köşeme sinmiştim. Gürültü ansızın kesildi.
“Uyuyor o, bırak,” dedi Mahmut.
“Sen demedin mi, iyi kızdır diye? Ama bende ona bir…” diye söyleniyordu Hakkı.
“Onun bir kızı var zaten,” dedi Mahmut.
“Kim, kızı mı?”
“Bade işte, büyüdü o. Kesin odada saklanıyor.”
“Getir bakalım buraya,” sevinçten parlayan Hakkı’nın sesi duyuldu.
“Bade! Neredesin?” Odaya giren Mahmut, beni görünce pis bir gülümsemeyle yaklaştı. “Gel, otur bizimle!”
“Burada iyiyim, sağ olun.”
“Ne çekiniyorsun?” dedi ve kolumdan tutmak istedi.
Birden elimdeki vazoyu kaptım ve Mahmut’un kafasına indirdim. Cam kırıldı, ben kıvrak bir hareketle kaçtım odadan.
“Yakalayın şunu!” diye bağırdı Mahmut.
Ama ben çoktan kapıya yönelmiştim. Ayakkabı giymeye vakit yoktu, sadece eski şortum, tişörtüm ve çoraplarla dışarıya fırladım.
Arkamdan adamlar koşmaya başladı. Köy sokağı bomboştu, gece ve kar. Nereye kaçmalı? Arkada çığlıklar, kavga. Büyük bir evin yanından geçerken, içeriden köpek havladı. Sonra bir adam köpeği susturdu.
Bahçe kapısına koştum, yumrukladım. Dört yaşında bir adam kapıyı araladı.
“Yardım edin!” diye kısık bir sesle yalvardım.
“Buyur,” dedi ve beni içeri çekti.
“Oğuz, kim var orada?” diye eşi, Sevda Hanım, kapıya çıktı.
“Şu kız,” dedi Oğuz Bey. “Peşinde adamlar var.”
“Çabuk içeri gir!” Sevda Hanım kolumdan tuttu. “Her şeyi anlatırsın şimdi.”
“Bade! Güzel güzel gel!” diye Mahmut dışarıda bağırıyordu.
“Oğuz, sakın bulaşma!” dedi Sevda Hanım, “Evimize gir!”
Bahçeden köpek sesi yükseliyor, sokaktaki adamlar bağırıyordu.
“Polisi arayalım,” dedi Sevda Hanım telefonuyla oynayarak.
“Hayır, hallederim. Belli ki köylüler.”
“Nasıl halledeceksin sen bunlarla?”
“İyi güzel hallederim. Sen Bade’yi sakinleştir,” dedi Oğuz Bey. Sonra bir poşet aldı, buzdolabından bir şişe ve bir parça sucuk koydu içine.
Bahçede köpeği okşadı, beraber sokağa çıktılar. Mahmut hemen atıldı:
“Bade’yi ver!”
“Al şu poşeti, defolun!”
Paketi açtılar, sırıtıp kendi aralarında fısıldaştılar. Bir şey demeden ayrıldılar.
***
Sevda Hanım bana bir sandalye çekip çay koydu. “Anlat bakalım, kimdin, ne oldu?”
“Adım Bade,” titreyerek başladım. “Bu köyde, ama ucunda oturuyorum.”
“Sen Fadime’nin kızı mısın?”
“Evet.”
“Biz yeni taşındık ama annenden herkes bahsediyordu.”
Başımı eğip ağlamaya başladım.
“Ağlama, canım!” Güzelce yanıma oturdu, beni göğsüne bastı. Yabancı bir sıcaklık, alışık değilim dokunmaya. Sarıldım, daha çok ağladım.
“Tamam, tamam. Hadi çay içelim.”
Oğuz Bey içeri girdi:
“Her şeyi hallettim.”
“Bu güzel kızı ne yapacağız?” dedi Sevda Hanım, bakıp gülümsedi.
“Bunu yarın konuşuruz. Şimdi çay, sonra sıcak bir banyo.”
“Aç mısın?” Önüme koca bir bardak çay uzattı. “Yemeğin de var, bak,” dedi. Masaya tost ve pasta dilimi koydu.
“Ye, hadi!” dedi Oğuz Bey de göz ucuyla.
Sorular sormadılar, fazla ilgilenmediler beni korkutmamak için.
Yemek bitince, Sevda Hanım bana banyoyu gösterdi:
“Temizlen, şunu giy!”
***
O gece tek isteğim, sokakta bırakılmamaktı. Sıcak bir banyoda yatmak, dışarısı buz gibi. Ama çıkmalıydım, ev sahipleri bekliyorlar.
Çıktım. Oğuz Bey karısı ile odada oturuyordu. Sessizce teşekkür ettim.
“Bade, seni kimsenin aradığını sanmıyorum ve eve dönmek istemiyorsun sanırım,” dedi Sevda Hanım.
Başımı daha da eğdim.
“Yarın erkenden çıkmamız gerek…”
“Anladım,” dedim, gözlerimi yerlere diktim.
“Evde yalnız kalacaksın. Kapıyı kimseye açma! Bahçede köpeğimiz Duman var, o kimseyi sokmaz. Anlaşıldı mı?”
“Evet!” dedim heyecanla.
“İstersen bize gelene kadar bir tencere mercimek çorbası yap,” dedi Oğuz Bey, göz kırparak. “Yapabiliyor musun?”
“Yaparım,” dedim, telaşla. “Güzel yemek pişiririm. Evi de toplarım.”
“Aşağıyı da sil istersen,” diye onayladı Sevda Hanım.
***
Sabah sahiplerle beraber uyandım. Yatakta usulca yatıyor, kovulacağım diye bekliyor, köşeye çekiliyordum. Sonra araba sesi, sessizlik…
Kalktım, yüzümü yıkadım. Mutfakta sıcak çay, masada ekmek, sucuk, peynir. Kıyma da kıyıda.
Kahvaltıya oturdum, ortalığı topladım, her yeri sildim. Yerleri de temizledim.
Koridorda elektrikli süpürgeyi bulunca evi süpürdüm.
Tam süpürgeyi kapatmıştım ki…
“Bu ne şimdi?” arkamdan bir ses geldi.
Birden döndüm, uzun bir çocuk gözleri ela ve merakla bakıyor, sanki 18 yaşında.
“Temizlik yapıyorum,” dedim kısık sesle, “Siz kimsiniz?”
“Hmm…” deyip cebinden telefonunu çıkarttı.
“Anne, geldim. Bu kim?”
“Oğlum, bu kız bizde kalacak bir süre,” dedi annesi.
“Fark etmez bana.” dedi, telefonu cebine koydu. Beni baştan aşağı süzüp mutfağa geçti.
“Çay ister misiniz?” dedim utangaçça.
“Kendim alırım.”
***
Temizlik bitti, o tekrar mutfağa geçti. Sonra banyoya girip tıraş oldu ve parfüm sürdü.
Bir anda dışarıdan bir ses yükseldi:
“Ev sahibi, bir şişe daha ver!”
“Hayda, bu ne şimdi?” dedi çocuk, pencereye yaklaştı.
“Açmayın kapıyı!” dedim korkuyla.
Bana bakıp hafifçe gülümsedi, kapıya yürüdü.
Camdan koştum, bakıyorum: Mahmut ve Hakkı, annemin sevgilisi, bağırıyor. Gözüm korktu.
Ev sahibinin oğlu dışarı çıktı. İkisi koştu ona. Ama bir anda… ikisi de kara yuvarlandı! Bir şeyler fısıldadı, sonra başları eğik evimize doğru yürüdüler.
***
Çocuk geri geldi. Beni şaşkın halde görünce yaklaştı:
“Korktun mu?”
Bütün kontrolümü kaybedip ona sarılıp ağlamaya başladım.
“Adın ne?” dedi birden.
“Bade.”
“Benimki Arda. Ağlama, bir daha gelmezler.”
***
Arda yukarıya odasına çıktı, akşama kadar bir daha görünmedi. Ben mercimek çorbası yaptım, mutfakta düşünüyor, burada kalmak istesem de haddimi bilmeyi hissediyordum.
Sahipler eve döndü. Sevda Hanım temizlik ve düzen için başını salladı. Oğuz Bey, yemeği beğendi.
“Sanırım eve gitmeliyim,” dedim hüzünle. “Her şey için teşekkürler!”
“Bade, birkaç gün daha kal burada!”
“Teşekkürler, Sevda Hanım! Ama eve gitsem…”
Kapıya yanaştım, bir şey fark ettim: Dün geceden beri onların bornozu ve terliğinde dolaşıyordum.
“Gel,” dedi Sevda Hanım, omzuma dokundu, salona götürdü.
Dolabı açtı, uzun uzun baktı, bir kot, bir kazak ve kalın bir ceket çıkardı.
“Giy bakalım! Boyumuz aynı gibi zaten.”
“Yapmayın, gerek yok …”
“Evine çıplak gitmeyeceksin ya. Giy, hadi! Fakirleşmem.”
Giydim. Aynada gizlice baktım, hiç böyle güzel giysim olmamıştı.
Koridorda bir bere ve kışlık bot da verdi.
“Bade, güle güle giy!”
“Sağ olun, Sevda Hanım!”
***
Hayat yine eski haline döndü. Değişince… Annem çiftlikte çalışmaya başladı. Mahmut ortadan kayboldu, Hakkı da onunla birlikte.
Bahar geldi. Evde ders çalışıyordum o gün, birden kapı tıklandı. Camdan bakınca, inanamıyordum, Arda bahçede bekliyordu. Beni görünce başını eğdi, “Gel,” der gibi.
Koşarak çıktım.
“Merhaba!” dedi gülerek.
“Hoş geldin!”
“Annem seni çağırdı.”
***
Tekrar o eve girdim, o mutlu günü geçirdiğim eve.
“Hoş geldin, Bade!” dedi Sevda Hanım, kucakladı.
“Teşekkürler, Sevda Hanım.”
“Gel, çay içelim!” Kızardı, masaya geçti.
“Sana bir işim var. Bir ay boyunca eşimle Antalyaya gidiyoruz,” dedi Sevda Hanım, hayal hayaliyle. “Oğlum nadir evde oluyor. Evi gözetir misin, köpeğe yemek verirsin, bir de kedimiz var, ona da bakarsın. Çiçekleri de sulaman lazım. Çok çiçeğim var.”
“Tabii ki, Sevda Hanım!”
“İyi o zaman,” dedi para uzattı, “Al şunu, yirmi bin lira.”
“Sevda Hanım, neden?”
“Al, ihtiyaç olur. Zengin oluruz biz! Gel, her şeyi göstereyim.”
Bahçenin her köşesindeki çiçekleri, kedinin mamalarını, köpeğin etini dikkatle dinleyerek ezberliyordum. Sonra Sevda Hanım seslendi:
“Arda!” Oğlu hemen yukarıdan çıktı, “Badeyi Dumanla tanıştır.”
“Gel bakalım,” dedi Arda ve kolumdan çekerek dışarı çıkardı.
Köpeği bağlı tutup dolaştık. Arda anlattı, üniversiteyi, karateyi, babasının işini anlattı.
Ben ise başka şeyler düşünüyordum: Ardayla aramda, annemle onun ailesi arasında dağlar kadar fark vardı. Onlar iyi, nazik insanlar, ama bu masal değil; hayat bu.
“İki ay sonra sınava girip öğretmenlik okuluna yerleşeceğim. Mutlaka çalışacağım, kendimi kurtaracağım. Evlenirim ama bu yakışıklıyla asla! Evet, her yönüyle iyi biri… ama benim kaderim değil.”
Sevda Hanımın verdiği kıyafet, yirmi bin lira… minnettarım. En azından şehirde ilk zamanlar idare edeceğim.
O an, o kız hissetmişti: Zor çocukluğu bitmişti, şimdi başlıyordu ağır, ama kendi elinde olan yetişkin hayatı.
Villa yolunda yürüdük. Duman’ı okşadım, Arda’ya gülümsedim ve evime gittim. Yarın bu villada çalışacağım. Sadece iş hepsi bu!




