Nasıl olur da size böyle bir yükü bırakabilirim? Babamla Nihan bile kabul etmedi onu almaya…
Elif, kızım, aklını başına topla! Kime varmaktan söz ediyorsun? diye feryat etti annem, başımdaki duvağı düzelterek.
Anne, bana bir anlat, Serkanı neden uygun bulmuyorsun? diye sordum, annemin gözyaşları karşısında iyiden iyiye şaşkınlığa kapılarak.
Neden mi? Anası bakkalda çalışıyor, herkese laf ediyor. Babasının ise nereye gittiği belli değil, gençliğinde tek bildiği içki ve eğlence.
Dedem de zamanında içmişti, anneannemi köyde süründürmüştü. Ne olmuş yani?
Senin deden köyde hatırlı bir insandı, muhtar bile seçilmişti.
Anneannem için o da kolay değildi ki. Küçücükken bile hatırlıyorum, anneannem ondan korkardı. Ama Serkanla bizim, anne, her şeyimiz güzel olacak. İnsanları aileleriyle yargılamak doğru değil.
Bir gün kendi çocukların olunca anlarsın! diye hiddetle konuştu annem, ben ise iç çekmekle yetindim.
Zor olacak böyle, eğer annem Serkan hakkındaki fikrini değiştirmezse…
Yine de Serkanla çok güzel bir düğün yaptık, kendi yuvamızı kurduk. Şansımıza, Serkanın anneannesinden kalan, köyde bir evi vardı. Kimsenin adını bile doğru düzgün bilmediği o kayıp babanın mirası.
Serkan evi yavaşça yeniledi, sonunda villa gibi derim ya hep, öyle bir evimiz oldu, her türlü konfor içinde. Bu adam, görüyorsun işte, harika bir eş, niye annem o zaman ona laf ettiyse!
Düğünden bir yıl sonra oğlumuz Ömer doğdu, dört yıl sonra da kızımız Gülce. Ne zaman çocuklar hastalansa ya da bir şey yapsa, annem hemen yanında bitiveriyordu: Bak, sana demiştim! Bir de ekliyordu: Küçük çocuk, küçük dert; büyüyünce görürsün esas mirasın ne olduğunu!
Tabii ki, annemin bu laflarına takmamaya çalışıyordum. Sonuçta kızı onun rızası olmadan evlenmişti; annem işte, her şey kendi istediği gibi olsun ister. Aslında, derinlerde bir yerlerde, Serkanı beğenmeye başlamıştı. Ama bunu asla söylemezdi, yanlışını kabul etmek ona hiç uymazdı!
O çocuklar için endişelenir, ama aslında onları deliler gibi severdi. Bir sıkıntı olduğunda ilk kendisi feda olurdu.
Yine de bazen bu büyük dertlerden korkmaya başlıyordum. Nihayetinde çocuklar büyüyor.
Ömer, liseyi bitirdi ve üniversiteye gider oldu. İstanbula, hem de bayağı iyi bir üniversiteye, ama tam 143 kilometre uzakta.
Bir anne kalbi için bu mesafe, Mars kadar uzak! Uykusuz geçen geceler; acaba aç mı, biri ona bir şey mi yaptı, şehir onu bozar mı, Ömer asil bir çocuk…
Başta yurtta kalıyordu, köyden gelenler için ayrılan odada. Ama dayanamadım, Serkanı ikna ettim ve oğlumuza şehirde bir apartman dairesi tuttuk. Oğlum, masrafların bir kısmını kendi karşılamaya karar verdi, internette iş buldu. Her şeye yetenekli!
Her hafta sonu ben şehirdeydim, yardım, temizlik, yemek… Ama inanılmaz, ev tertemiz, mutfakta nefis yemekler pişmiş, Gülce odasında böyle olmazdı. Her şey kurallarda; sıcacık anne yüreği…
Bu gezilerim Serkanın canını sıkmaya başladı:
Elif! Yeter, Ömeri eteğine bağladın! Çocuğa nefes aldırmıyorsun, bana zaman ayırmıyorsun. Giderim bak, Filiz postacıya. Herkese selam veriyor. Aklın başına gelsin!
Şaka gibi söyledi ama yine de korktum! Filize gitse yıkılırım. Hem haklıydı, büyüyen çocuğa özgürlük vermeliydim.
Bir süre daha didindim, sonra alıştım. Oğluma özgürlük verdim, korumamı azalttım, ama farkında olmadan çok yanlış yapmışım.
Bir gün üniversiteden aradılar, Oğlunuz devamsız, neredeyse okuldan atılacak! dediler. Nasıl yani? Ömer mi? İmkânsız! Panik halinde birkaç gün izin aldım, şehre koştum. Serkan bile engelleyemedi beni, bazen ben tank gibi oluyorum.
Oğlum hiçbir şeyden habersizdi. Temizliği boş ver, esas sebebi saklayamadı.
Sebep, Derya adında bir kızdı. Çok tatlı, melek gibi. Ama sadece kız değil, içeride bir bebek vardı! Bir yaşında bir erkek çocuk.
Hemen anladım. Bu genç anne, oğlumu parmağında oynatıp kendini evlendirmek istiyor. Zaman böyle, ama Ömer daha genç; hazır bir çocuk bakacak yaşta değil ki. Kız desen, en fazla on sekiz yaşında.
İçimde fırtına kopsa da kendimi tuttum. Sadece selamlaştım, Ömeri mutfağa kapıp ciddi konuştum.
Ömer, çok mu âşıksın? diye sorarken yüzümde zoraki bir tebessüm.
Çok ama, anne! O da gülümsedi.
Okula ne olacak?
Şu an biraz dağınıkım, anne. Ama toparlayacağım.
Hangi dağınıklık, bana anlat?
Bilmiyorum anne, bu benim sırrım değil. Deryayı daha iyi tanıyınca anlatırım.
Oğlumla arama mesafe koymamak için çaresizce eve döndüm.
Hep senin yüzünden! Serkana saldırdım. Özgür bıraktın da noldu? Şimdi ne yapacağız?
Ne olmuş? O hâlâ sakindi. Çocuk olsun, ne olmuş? Ömer seviyorsa bizimdir.
Sen dede olmaya hazır mısın?
Neden olmasın? Çocuklar olduğunda anlamıştım, bir gün dede olacağım.
Ama yabancı bir çocuk!
Elif, artık seni tanıyamıyorum. Çocuk asla yabancı olmaz. Bunu bir düşün…
Kafası bozuldu, kalkıp salonda yattı. Ben de gece boyu boş odada dolandım. Herkese, hayata, Deryaya, oğluma, kocama kızdım. Sonra sakinleştim; Serkan haklıydı.
Çocuk günahı olmayan. Derya da öyle muhtemelen, hayat işte. Gecenin sonunda son gözyaşımla salona Serkanın yanına süründüm.
Serkan, affet… Gerçekten yeni fark ettim, sizi çok seviyorum!
Gel buraya, deli kadın! Yorganı açtı, yanına sokuldum.
İşte böyle uykuya daldık. Dudaklarımda mutlu bir gülümseme. Artık ben de babaanne olacağım! Ne var bunda? Bebek, Mert. Harika bir çocuk!
Ama işler sandığımdan karmaşık oldu. Az sonra Ömer arayıp, Akşam bölüme geçiyorum, Deryayla evleneceğim! dedi.
Aklımda bin tilki, acele etmedim, önce iyice düşündüm. Sonra hafta sonu Serkanla şehre gittik. O bana destek olacak, biliyorum. Yoksa, yakacağımdan korkuyordum.
Eve vardık, Derya gözyaşlarıyla karşıladı:
Özür dilerim! Ömeri zorlamak istemiyorum ama çok inatçı… Biliyorsunuz.
İnatçı, evet, ama akıllı da. Eğer öyle istiyorsa, bir sebebi vardır. Deryacığım, önce bir sakinleş, konuşalım, bak 143 kilometre yol geldim.
Ay, özür dilerim… Derya telaşa kapıldı.
Serkan gülümsedi, ben fark ettim onaylamış artık, içimden Pes! dedim.
Sıcak çaylarımızı içerken, Serkan üçüncü kurabiye ile ilgileniyordu; özel bir tat, eminim oğlum yapamaz. Derken, Ömer döndü marketten.
Oğlumun yüzü ciddi, ama gözlerinde bir olgunluk vardı. Sanki artık yetişkin bir adam; ona bir şey diyemeyeceğimi hissettim.
Evlenecek misiniz? Serkan sordu herkes oturduğunda.
Evet, ve bu tartışılmaz. Ömer kararlıydı.
Peki, neden acele? Bir bebek daha mı bekliyorsunuz?
Hayır asla! Derya başını salladı, kızardı.
Saçma bir düşünce girdi aklıma: Belki aralarındaki ilişki daha o noktada değil… Ama…
O zaman neden?
Yoksa Merti yurda alacaklar. Derya gözlerini kaçırdı.
Neden alacaklar? Serkan sordu.
Annesi vefat etti… Derya fısıldadı, dudakları titrek.
Derya, açıklamak zorunda değilsin! Ömer atıldı. Anne, baba, sadece telefonda söylediğimi bilin. Gerisi bize ait.
Ömer, dur, Derya araya girdi. Madem beraberiz, aileniz benim de ailem. Hayatımı gizlemek doğru değil.
Derya kısa bir duraksamayla devam etti:
Mert benim öz kardeşim, annemden. Babaları farklı.
O an tüm dünyayı öpesim geldi! Ama belli etmedim. Derya devam etti:
Annem cezaevinde vefat etti, kalp hastalığı vardı, ömrü boyunca. Hayatı çok zordu. Başına buyruk biriydi.
Çayından bir yudum alıp zor nefes aldı. Belki Ömer susturmaya çalıştı, biz de; kızın sözü zordu.
İlk kez cezaevine girdiğinde babamdan kavga sonrası, yaşlı bir kadına çarpıp suçlu oldu. Gazetelerde yazdı.
Koca içeri alınca babam beni aldı, ayrı yaşadık. Annem çıkmadan babam evlendi, yeni hanım Ayşe çok iyi biri. Ben onları ailem bildim, bana sıcak davrandılar.
Bir an sustu. Ömerin elini sıkı sıkı tuttu. Kısa bir sükûn sonra yeniden anlatmaya başladı:
Üç yıl önce annem genç bir adama âşık oldu, iyice aklını yitirdi. Onlardan Mert doğdu. Kardeşime sevindim, bazen misafir olurdum. Bende hiç kavga görmedim, ama mahkemede komşular sürekli kavga dediler.
Bir gün annemle o adam, Barış, ciddi kavga etmiş; annem kıskanmışmış, Barışı itmiş, o da halıya takılıp kafa üstü düştü. İki gün sonra hastanede öldü, annem tutuklandı.
Derya derinden nefes aldı, aceleyle ekledi:
Annem mahkemeye yetişemeden cezaevinde vefat etti. Kalbi durdu. Lütfen annemi sert yargılamayın! Çok renkli, deli dolu, yönetilemezdi. Ama ben onu çok sevdim.
Şimdi sen bizi affet Derya dedi Serkan sessizce. Zorunda kaldın anlatmaya, ama haklısın, biz artık aileyiz, birbirimizin yanında olmalıyız.
Doğrusu, o sırada içimden Ne yapıyorsun, oğlum? Ömer, dur artık! Böyle akrabalık mı olur? Bizde hep düzgün insanlar vardı! diye bağırmak geçiyordu.
Ama kendimi tuttum, gözümün önüne düğünümde annemin bana ağlayarak yalvardığı sahne geldi.
İnsanları ailesinden yargılayamazsın Elif, bunu en iyi sen bilirsin! Bunu tekrar ettim ve kendime engel oldum.
Ve o anda aklımda harika bir fikir belirdi. Serkana baktım, gülümsedi, Anladı! Anladığına göre, onayladı!
Serkan onaylarcasına başını salladı ve şöyle dedi:
Arkadaşlar, bir önerim var: Biz Elifle Mertin velayetini alalım, siz acele etmeden ilişkinize, eğitiminize odaklanın.
Nasıl yani? Derya şaşkın.
Baba, saçmalama! Ömer karşı çıktı.
Mert köyde iyi büyür, sen de biliyorsun, ne güzel çocuklardık biz. Canınız isterse sonra alırsınız.
Oğlum, sensiz evde sıkılıyoruz, Mert ile yeniden gençlik yaşarız, emin ol.
Kızın da artık annesinden çok arkadaş peşinde.
Derya, karar senin, dedim gözlerinin içine bakarak.
Ama size nasıl böyle bir yük bırakırım? Babamla Ayşe bile kabul etmedi.
Derken tartışmanın asıl kahramanı uyandı, sessizce divandan kaydı, mutfağa tuhaf adımlarla girdi, ellerini Serkana uzattı.
Ah, ne ağır bir yük! Serkan gülerek Merti kucağına aldı.
Serkan, sen hâlâ iyi gidiyorsun, baba gibi olmuşsun, ama daha dede gibi değilsin, diyerek güldüm.
Dur bekle, yumruk salladı, gece dede nasıl olunur göstereceğim.
Çocuklar biraz direndi ama sonunda Merti bize bıraktılar. Velayet işlerinde bir sıkıntı olmadı.
Memur kadın dedi ki: Artık bu yaşta evde çocuk büyütme çok normal, herkesin sevgisi baki. Bizde de hâlâ, Serkanla, bir dolu sevgi var; Mert sayesinde gençleştik.
Bazen gece Merte kalkarken mutluluktan ağladım.
Sadece annem, her zamanki gibi, kararımıza kızdı. Ama en çok o sevdi, en çok Merti o sevdi, Mert de onu.
Ah Elif, ne yapıyorsunuz? diye seslendi annem, hemen ardından Merte şefkatle seslendi: Kim bu güzel gözlerini kapayan, kim uyumak istiyor?
Sonra yine:
Ne düşünüyorsun Elif? Kim bu küçük parmaklarını kirleten? Ah, bilmiyorum, siz nasıl olacak şimdi? Mert nerede, nereye saklandı?!




