Bir gün markette alışveriş yaparken, elimde ekmekle kıvır kıvır dolaşırken, gözüm ablamı kesti: son derece memnun bir edayla, eli oğlanın elinde, hem de ikisinin de parmağında evlilik yüzüğü Utanmasam vitrinde kendimi görecektim!
Aslı’nın bir de ikizi vardı, adı Elif. Doğduklarından beri ayrılmaz dostlardı. Ortaokulda misket oynar, sırlarını paylaşır, hatta ceza bile yiyince beraber ceza çekmekten zevk alırlardı. Her ne olduysa birbirlerinin arkasındaydılar. Üzerlerindeki kazaklar bile hep aynıydı. Yıllar geçti, dünya değişti ama onların giysi zevki zerre değişmedi. Kendileri seçme hakkı doğsa da, iki damla su gibi dolaşmaktan gurur duydular; nerede ikizsiniz siz galiba? diyen biri, hemencik burunları havada!
Evleri mütevaziydi; tam klasik Türk ailesi: babanın maaşı yetecek mi endişesi, annenin evin içinde koşturmacası Üniversite vakti gelip çatınca Aslı valizini topladı, hayalleriyle İstanbul’a taşındı. Elif de heveslendi, aynı yolu takip edeceğini düşündü. Ama şans işte, öyle kolay değilmiş. Yıldızı parladı parlamasına da imkân yok, o da aynı okula gidemedi. Haliyle içi buruldu, annesiyle babası da bir güzel üzüldü, ama ikizsiniz! nidaları arasında. Yıllarca birikim yapılır da, ne gerek var iki kızın da eğitimine para vermeye diye düşünmüşler aslen O da buna öyle içerledi ki, sanki aile bütçesi ona fazla harcanınca evde yangın çıkacak gibi! Zorla verdikleri harçlığı bile borç gibi aldım, diyordu içinden.
Günün birinde ailece toplanıp akşam börek-muamele sofrasında otururken, Elif ile Aslı’nın nenesi ki kadın asırlık çınar, birazcık içtim sana ne kafasında çenesi gevşeyince ne dese beğenirsiniz: Evlenmeden önce annenle baban Elifi bir akrabaya vermeyi düşündüler. E tabii kendileri zor durumda diye O an Elifin yüzü al bir domates! Yok artık! dedi içinden. Ben demek evlatlık mıydım?! Tüm ev, sessiz sedasız bir duygu seli oldu.
Bütün gece uyuyamadı. Sabah sabah kararını verdi: Madem öyle, ben de baş kaldırırım size! İşte, hemen okula giden yolu tuttu, belgelerini aldı, okulu bıraktı. Üstelik suçu da hep Aslıya attı: Ben olmasam, tek çocuk olurdu, kral gibi yaşardı Aslı! O günden itibaren ailede roller değişti, herkes kendi köşesine çekildi.
Yıllar geçti. Aslı evlendi damat Kerem, takım elbiseli, tonton bir adam. Tatlı da bir oğulları oldu. Elifle araları? Aman, arap saçına döndü Bir kere, biricik anne babalarının evinde karşılaştılar; Elif, Aslıya laf sokmalı, göz devirmeli ve Bu nasıl saç, nasıl kazak böyle be Aslı? bakışlarını eksik etmedi.
Bir sonraki karşılaşmaları ise tesadüf: AVMde Elif, yanındaki adamla belliydi, cüzdanı şişkin, statüsü yüksek rüzgâr gibi geziniyordu. Aslı önce göz göze gelince hah bu kesin Elifin kocası, diye düşündü. Koşa koşa sarılacaktı ki Elif arkasına bakmadan bir adım geri çekildi, sanki tanımıyormuş gibi yüzünü ekşitti. Aslı bir an dondurma gibi eridi, Elif ise adeta podyumdan geçer gibi mağazanın kapısında patır patır yürüdü, lüks marka arabasına atlayıp gitti.
Bir başka gün, yine anne-baba evindelerken, Elif ağız dolusu lafı yağdırmaya başladı: Şöyle giyinseydin ya biraz bakımlı olsaydın, karı-koca işte bu! Aslıya göre Elifin dedikleri iyiden iyiye dokundu. Evet, Aslının saçları kıvırcık, rimelsiz dolaşan biri, tişörtle geziyor Elif mi? Fönsüz çıkmaz evden, makyajı kalem gibi, lensle dünyaya pembe bakıyor. Üstüne bir de o manikür-pedikürler
Aslı ise sonuna kadar bozuldu: Ne o, ben niye kötü oluyorum ki? Benim de kocam, çocuğum var hem de çok mutluyum. Annesine içini döktü, bu kırgınlık yıllar yılı birikmişti. Biz ne zaman böyle düşman olduk? diye sitem etti durdu.
Oysa anneciği ne dedi? Kızım, aldırma Elifin laflarına, bırak mutlu olsun, aman bulaşma, hayatını bozma! dedi tek isteği kavgasız, dövüşsüz bir aileydi.
O günden sonra Aslı, ailesini bile görmeye gitmeden önce illa bir telefon açacak, Elif gelir mi? diye soracak oldu. Aynı evin içinde iki yabancı gibi oldular. Meğer, bir kelimeyle bile olsa, bir ailede dengeler sonsuza dek değişebiliyormuş İşte hayat bazen bir kahve, bazen bir dedikodu, bazen de annelerin düzlüğe çıkalım kızlar! çabasıyla geçip gidiyor.




