— Babaanne, Alo! — diye bağırdı Matı̇yev. — Kim sana köyde kurt besleme izni verdi?

Nine Ayşe! diye bağırdı Mert. Köyde kurt beslemeye kim izin verdi size?

Ayşe Hanım gözyaşlarını tutamadı, yıkılan bahçe duvarını görünce içi acı doldu. O çürümüş direkleri kaç defa yeni tahtalarla sağlamlaştırmaya çalışmış, küçük emekli maaşından biriktirdikleriyle tamir ettirmek için umudunu korumuştu. Ama kısmet olmadı! Bahçe duvarı sonunda yıkıldı.

Ayşe Hanım tam on yıldır kendi başına idare ediyordu evi, rahmetli eşi Osman Efendiden sonra. Osmanın elleri altın gibiydi. O hayattayken Ayşe Hanım hiçbir şey düşünmezdi. Osman tam bir usta marangozdu; ne gerekiyorsa kendisi hallederdi, başka ustaya ihtiyaç duyulmazdı. Köyde herkes Osmanı çalışkanlığı ve iyiliğiyle tanır, saygı gösterirdi. Beraber kırk yıl boyunca mutlu bir ömür geçirmişlerdi, neredeyse yıl dönümlerine bir gün kalmışken ayrıldılar. O tertemiz ev, sebzesi bol bahçe, bakımlı hayvanlar hep birlikte verdikleri emeğin sonucuydu.

Bir oğulları vardı Engin. Onlar için bir gurur, neşe kaynağıydı. Küçük yaştan beri çalışmaya alışıktı, yardımcı olması için zorlamaya gerek kalmazdı. Ayşe Hanım çiftlikten yorgun dönünce, Engin odunları taşımış, su getirmiş, ocağı yakmış, hayvanları sulamış olurdu.

Osman işten dönünce ellerini yıkar, kapı önünde bir sigara içerken Ayşe Hanım akşam yemeğini hazırlardı. Akşamları hepsi birlikte sofranın başına oturur, günün haberlerini konuşurlardı. Mutlu mesut yaşarlardı.

Zaman hızla akıp geçti. Engin büyüdü, köyden ayrıldı. Büyükşehirde okudu, şehirli bir kızla Perihan ile evlendi. Çift İstanbul’da yerleşti. Önceleri Engin tatillerde anne babasını ziyaret ederdi, fakat sonra eşi ona yurtdışında tatil yapmayı önerdi ve bu böyle senelerce sürdü. Osman Efendi oğluna kırılır, onun seçimlerini anlayamazdı:

Bizim Engin bu kadar mı yoruldu? Demek ki Perihan kafasını karıştırdı oğlanın. Neyine gerek bu geziler?

Baba üzülürdü, anne hasret çekerdi. Ellerinden gelen tek şey; oğullarından bir haber beklemekti. Ve bir gün Osman Efendi hastalandı. Yemekten kesildi, her geçen gün daha da zayıfladı. Doktorlar ilaç verdi, ama sonunda eve gönderdiler, son günlerini geçirsin diye. Bahar gelince, doğa canlanınca, ormanda bülbüller öterken Osman Efendi toprağa verildi.

Engin cenazeye geldi, gözyaşlarını tutamadı, babasını son bir defa göremediğine pişman oldu. Bir hafta kaldı memleketinde, sonra yine İstanbula döndü. Son on yılda annesine sadece üç kez mektup yazdı. Ayşe Hanım yalnız kaldı. İnek ve koyununu da komşularına sattı.

Artık ona hayvan gerekmezdi. İnek uzun süre bahçe kapısında durdu, Ayşe Hanımın hüngür hüngür ağlamasını dinlerdi. Ayşe Hanım en uzak odada kendini kapatır, kulağını tıkayıp gözyaşı dökerdi.

Erkek eli olmayınca düzen bozuldu. Bazen çatıdan su akardı, bazen kapı sundurmasındaki tahtalar kırılır, bazen bodrumu su basardı. Ayşe Hanım elinden geleni yapmaya çalışırdı. Emekli maaşından ustalara ayırır, bazen kendisi tamir ederdi. Sonuçta köylü kadın, işin bileni.

Böyle zorluklarla zor geçinirken bir sebep daha çıktı: Ayşe Hanım’ın birden görmesi bulanıklaştı. Daha önce böyle sorunu yoktu. Köy bakkalına gitti, zar zor fiyatları okudu. Birkaç ay sonra tabela bile seçemiyordu.

Hemşire gelip baktı, hastanede muayene olmasını önerdi.

Ayşe Hanım, kör mü olmak istiyorsun? Ameliyat ol, gözlerin açılır!

Ama Ayşe Hanım ameliyattan korktu, gitmedi. Bir yıl sonunda hemen hemen hiç göremez oldu. Fakat çok da umursamadı:

Neyleyim o ışığı? Televizyon izlemiyorum ki, sadece dinliyorum. Spiker haber okuyor, anlıyorum. Evde ise her işi ezbere yapıyorum.

Ara sıra yine de kaygılanırdı. Köyde düzgün insan azalmıştı. Hırsızlar gelir, harabe olmuş evleri soyar giderdi. Ayşe Hanım, kötü niyetli insanlardan korkuyordu ve sadık bir köpek olmadığından üzülüyordu; yabancıları korkutacak bir köpek gerekirdi.

Avcı Mehmete sordu:

Mehmet, ormandan köpek yavrusu bulamaz mısın? Bir tane, küçücük de olsa, büyütürüm.

Mehmet ilgiyle baktı yaşlı kadına:

Nine Ayşe, husky yavrusu ne gerek? Onlar çoban köpeği. Ben sana şehirden cins bir kangal getiririm.

Kangallar pahalıdır…

Paradan pahalı değil nine Ayşe.

O halde getir.

Ayşe Hanım birikimlerini saydı, iyi bir köpek almak için yeterli olduğuna karar verdi. Fakat Mehmet güvenilmezdi, vaadini hep erteliyordu. Ayşe Hanım onu sitem etse de yine de acırdı. Mehmet yalnız adamdı, eşi çocuğu yoktu. Tek dostu ise rakıydı.

Mehmet, Engin ile yaşıttı, köyünde kaldı. Şehir ona fazla geliyordu. En büyük tutkusu avcılıktı. Günlerce ormanda kaybolup dönerdi.

Av sezonu bitince, Mehmet ev temizliği, bahçe kazma, marangozluk, tamir işleriyle meşgul olurdu. Köy ninelerinin verdiklerini hemen içkiye yatırırdı.

Günlerce içtikten sonra Mehmet ormana giderdi; şişmiş yüzüyle, yorgun ve suçlu… Birkaç gün sonra köye mantar, balık, kızılcık dolu sepetle döner, bunları ucuza satar, parasını tekrar içkiye harcardı. Ayşe Hanıma da işinde yardım ederdi. Şimdi de bahçe duvarı yıkılınca yine ona ihtiyaç doğdu.

Demek köpek için bekleyeceğiz, diye iç çekti Ayşe Hanım. Mehmete duvar için ödeme yapmam gerek, para yok ki.

Mehmet elinde boş çanta gelmedi. Aletlerinden başka, çantada hareketlenen bir şey vardı. Gülerek Ayşe Hanımı çağırdı:

Bakın, size ne getirdim diyerek çantayı açtı.

Ayşe Hanım yaklaşıp el yordamıyla tüylü bir başı yokladı.

Mehmet, hakikaten bana yavru mu getirdin? diye şaşırdı.

En iyisini getirdim. Tam kangal, ninecim.

Yavru inledi, çantadan çıkmaya çalıştı. Ayşe Hanım telaşlandı.

Ama param yetmez ki! Sadece duvar için!

Geri mi götüreceğim Ayşe nine! dedi Mehmet. Tahmin et, bu köpeğe kaç bin lira verdim?

Ne yapacaktı? Ayşe Hanım bakkala koştu, kasiyer ona beş şişe rakıyı veresiye verdi ve adını kayıt defterine yazdı.

Akşama kadar Mehmet duvarı bitirdi. Ayşe Hanım ona güzel bir yemek yapıp bir bardak rakı koydu. Sarhoş, keyifle masada oturdu; yanında yavru, sobanın başında kıvrılmış.

Günde iki kere yedir; sağlam zincir al, kangal büyürse güçlü olur. Köpeklerden anlarım ben.

Böylece Ayşe Hanımın evine yeni bir dost geldi Karabaş. Nine, yavruyu çok sevdi; o da sahibine sadakatle karşılık verdi. Ayşe Hanım her dışarı çıktığında Karabaş zıplayıp yüzünü yalamaya çalışırdı. Bir tek bir şeye üzülürdü köpek neredeyse dana kadar büyüdü ama hiç havlamadı. Bu Ayşe Hanımı üzerdi.

Ah Mehmet! Ah sahtekar! Bana ne biçim köpek sattın…

Ama ne yapsın ki? Onu kovamazdı. Hatta havlamasına gerek bile yoktu. Komşu köpekler Karabaşın iri cüssesinden korkar, havlayamazlardı.

Bir gün köye, av sezonu için alışveriş yapan Mert geldi. O kış boyunca ormanda kalacak avcılardandı. Ayşe Hanımın evinin önünden geçerken birden durdu, Karabaşı görünce şaşırdı.

Nine Ayşe! diye bağırdı Mert. Kim verdi size köyde kurt besleme izni?

Ayşe Hanım korkuyla elini göğsüne götürdü.

Aman Allah! Ne akılsızmışım! Mehmet beni kandırmış, cins kangal demişti.

Mert ciddi bir tavırla uyardı:

Nineciğim, onu ormana bırak. Yoksa başımıza dert açılır.

Ayşe Hanımın gözleri doldu. Karabaşa veda etmek çok üzdü onu. Kendisi iyi, sevecen bir hayvandı, ama kurt. Son günlerde zinciri çekip kaçmak istemesi, köydeki bakışlar… Çaresi yoktu.

Mert, Karabaşı ormana götürdü. Kurt bir kez kuyruk salladı, ağaçlar arasında gözden kayboldu. Bir daha görülmedi.

Ayşe Hanım, sevgili dostunu çok özledi; Mehmeti ise lanetledi. Mehmet de üzgündü, iyi niyetiyle hareket etmişti. Günlerden bir gün ormanda gezerken, ayı izine rastladı. Uzaktan bir inleme duydu. Orada ayı varsa, yavrular da vardır diye başta gitmeye tedirgindi, ama ses farklıydı.

Çalıları aralayınca bir yuva gördü. Yanında ölü bir dişi kurt, etrafında parçalanmış yavrular vardı. Muhtemelen ayı saldırmıştı. Tek bir yavru yuvasına gizlenip kurtulmuştu.

Mehmet yavruya acıdı. Onu aldı, sonra Ayşe Hanıma verip o büyütür diye düşündü. Büyüyünce kurt ormana döner, o arada gerçek bir köpek bulur diye hayal etti. Ama Mert işleri bozdu.

Mehmet günlerce evine yaklaşıp bir özür fırsatı kolladı. Dışarda kış azmıştı. Ayşe Hanım geceleri üşümemek için sobasını yakıyordu.

Bir gün kapı çalındı. Yaşlı kadın açtı; kapıda bir adam:

İyi akşamlar nine. Geceyi burada geçirebilir miyim? Komşu köye gidiyordum, kayboldum.

İsmin nedir evladım? Pek iyi göremiyorum.

Burak.

Ayşe Hanım kaşlarını çattı.

Bizim köyde Burak yoktur…

Ben yeni geldim nine. Yakında bir ev aldım. Bakmaya geldim, araba çamura saplandı, yürüdüm. Kar da bastırdı.

Sen rahmetli Hakkının evini mi aldın?

Adam başını salladı.

Evet, aynen.

Ayşe Hanım içeri davet etti, çay koydu. Adam ise gözünü vitrine dikmiş, köylülerin para ve ziynetlerini sakladığı yerleri yokluyordu.

Ayşe Hanım mutfakta oyalanırken, adam vitrinde aranmaya başladı. Kapak sesi duyan yaşlı kadın sordu:

Ne yapıyorsun orada Burak?

Para değişimi oldu nine. Yardım ediyorum eski paraları atmaya.

Ayşe Hanım kaşlarını çattı:

Yalan. Hiçbir reform olmadı. Sen kimsin?

Adam bıçak çekip yaşlı kadına doğrulttu:

Sus nine, neyin varsa çıkar! Para, altın, yiyecek!

Ayşe Hanım kasıldı, içi korkuyla doldu. Karşısında polisiye aranan bir suçlu vardı. Kaderine razı olacaktı…

Birden kapı açıldı; devasa bir kurt odaya daldı, hırsıza atladı. Adam bağırdı; kalın atkısı yüzünden yırtıcıdan kurtuldu. Bıçakla kurdu omzundan yaraladı. Karabaş geri sıçradı, adam kaçmak için fırsat buldu.

O sırada Mehmet eve gelip özür dilemeye hazırlanıyordu. Bahçede, bir adamın elinde bıçakla koştuğunu görünce içeri daldı ve yerde kanlar içinde Karabaşı buldu. Olanları hemen anladı, muhtara koştu.

Hırsız yakalandı, yeniden hapse girdi.

Karabaş köyün kahramanı oldu. Herkesten yem getiriyor, herkes ona Merhaba! diyordu. Onu zincirsiz bıraktılar, özgürdü artık. Ama hep Ayşe Hanıma döner, avdan dönen Mehmetle birlikte eve gelirdi.

Bir gün Ayşe Hanımın kapısında siyah bir cip durdu. Bahçede biri odun kesiyordu. Oğlu Engin gelmişti. Mehmeti görünce sarıldı.

Akşam sofrada hepsi bir aradaydı, Ayşe Hanım sevinçle parladı. Engin, onun ameliyata gitmesine razı etti; gözleri iyileşecekti.

Madem öyle, dedi Ayşe Hanım, yazın torunum gelecek, onu görmek istiyorum. Mehmet, evime ve Karabaşa göz kulak ol olur mu?

Mehmet başını salladı. Karabaş sobanın yanında başını patilerine yasladı, huzur dolu gözlerle baktı. Evi burasıydı, dostlarının yanı.

Güzel anılar paylaşmak için köyümüzün sayfasını takip etmeyi unutmayın! Yorum ve beğenilerinizle destek olun.

Rate article
Lifequest
— Babaanne, Alo! — diye bağırdı Matı̇yev. — Kim sana köyde kurt besleme izni verdi?