Kapıyı Aç, Geldik: Teyze Nataliye, Maksim ve Pavlik Haftalığına Şehre Geliyor, Yülya’nın Babasından Kalan Üç Odalı Evi Üzerinden Aile Krizi Patlak Veriyor!

Kapıyı aç, geldik!

Ceylan, ben halan Nermin! ahizedeki ses öyle sahte bir neşeyle çınlıyordu ki, Ceylanın dişleri kamaştı. Önümüzdeki hafta şehre geliyoruz, bazı evrak işleri var. Sende kalırız birkaç gün, bir hafta falan, olur mu kızım?

Ceylan neredeyse çayı boğazında bırakacaktı. Ne merhaba, ne nasılsın, direkt kalıyoruz. Ne acaba mümkün mü, ne rahatsız eder miyiz. Kalıyoruz. Nokta.

Hala Nermin, Ceylan sesini yumuşatmaya çalıştı, sizi duyduğuma sevindim. Ama kalmak… İsterseniz otel ayarlamama izin verin. Şu aralar fiyatlar da uygun, rahatlıkla bulabiliriz.
Ne oteli ya? hala bir homurtu ile cevapladı, sanki yeğeni dünyanın en saçma şeyini söylemişti. Niye boşuna para harcayalım? Senin babandan kalan üç odalı evde tek başına oturuyorsun, bütün daire senin! Boş boş duruyor.

Ceylan gözlerini kapattı. Yine başladı işte.

O ev benim, hala.
Senin miymiş? ses birden keskinleşti, nahoş bir ton kazandı. Babana kimdi? Bizim aileden değil miydi? Kan bağı, Ceylan! Biz sana yabancı mıyız da bizi otelden otele sürüyorsun, yabancı gibi!
Kimseyi gönderdiğim yok. Sadece…
Neden kalamayacakmışız?

Çünkü geçen sefer hayatımı cehenneme çevirdiniz, diye düşündü Ceylan, ama başka şekilde söyledi:

Durumlar öyle, hala Nermin. Kusura bakmayın, kabul edemem.
Durummuş! halanın sesi açıktan sinirliydi. Üç oda bomboş, onun durumu çokmuş! Senin baban, Allah rahmet eylesin, bizim aileyi asla kapıdan döndürmezdi! Sen de annen gibi huysuzsun işte…
Hala…
Ne halası? Cumartesi geliyoruz, öğlen oradayız. Ekrem ve Oğuz’la birlikteyiz. Bizi güzelce karşıla.
Olmaz dedim ya…
Ceylan! sesi emredici ve sertti. Bu konu kapanmıştır. Cumartesi oradayız.

Kısa kesik sinyal sesiyle hat kapandı.

Ceylan yavaşça telefonu masaya bıraktı. Uzun bir süre kıpırdamadan cama, tek bir noktaya baktı. Sonra derin bir nefes alıp sandalyenin arkasına yaslandı.

Hep böyle.

İki yıl önce de hala Nermin misafirliğe gelmişti. Dört kişi geldiler, üç gün demişlerdi, iki haftaya uzadı. Ceylan hâlâ o kâbusu unutamıyordu: Ekrem, halanın eşi, sokak ayakkabılarıyla salonun kanepeye yayılarak gecenin üçüne kadar kumanda ile oynadı durdu. Oğuz, koca koca adam olmuş, yirmi üç yaşında, bütün buzdolabını boşalttı, bir kere olsun arkasını toplamadı. Hala Nermin ise mutfağa hükmetti, perdeden fayansa kadar her şeyi eleştirdi.

En sonunda gittiklerinde, Ceylan yanık koltuk, kırılmış banyo rafı, salondaki halının üstünde tuhaf lekeler buldu. Para konusunu ise kimse açmadı. Gelen giden su, elektrik, mutfak masrafları… Ne kuruş gördü, ne bir laf etti. Sadece çantalarını toplayıp çıktılar; Sağ ol Ceylan, gerçekten harika bir kızsın, deyip gittiler.

Ceylan şakaklarını ovuşturdu.

Yok. Bir daha olmaz. Hala istediği kadar babadan, aile bağından bahsetsin. Cumartesi gelsin, kapı kapalı kalacak.
Telefonu eline aldı, interneti açtı. Güzel bir otel bulmalı. Adresi gönderecek, net ve kesin bir şekilde işte, yapabileceğim bu kadar.

Ve anlamazlarsa… Artık kendisinin sorunu değil.

İki gün huzur içinde geçti. Ceylan işini yaptı, akşamları parkta yürüyüşe çıktı, tek kişilik akşam yemekleri hazırladı ve kendini halanın telefonunu kötü bir rüyadan ibaret olduğuna ikna etmeye çalıştı. Belki de vazgeçerlerdi. Belki, başkasının sırtına yük olur, başka akrabaya gitmeyi seçerlerdi.

Perşembe günü, akşama doğru telefon çaldı. Ekranda Nermin Hala yazıyordu ve Ceylanın midesinde bir düğüm attı.

Ceylan, ben geldik! halanın sesi neşeyle çınladı. Yarın geliyoruz, trenimiz saat ikiye varıyor. Bizi karşıla, bir güzel sofra kur, yollardan geldik, adam gibi bir şeyler yiyelim!

Ceylan yavaşça divana oturdu. Parmakları telefonda beyazlaştı.

Hala Nermin, kelimeleri tane tane, ağır ve net konuştu. Daha önce söyledim. Sizi eve alamam. Gelmeyin.
Aman boşver! hala güldü, kötü bir şaka gibi. Ne olacak, çocuk gibi davranma. Aldık bile biletleri!
O sizin sorununuz.
Ceylan, saçmalama! ses kısa bir şaşkınlıkla kararlı bir öfkeye döndü. Sen akrabasın. Ailen için bir şey yapmak kutsal!
Kimseye borcum yok.
Senin borcun büyük! Baban, Allah rahmet eylesin…
Hala, bu muhabbeti bırak. Hayır dedim. Son sözüm.

Hala derin, gösterişli bir iç çekişle yaşlı bir çocuğa sabır gösterir gibi nefes aldı:

Ceylan, ne dediğinin önemi yok. Aileyiz biz. Sen burada naz yapıyorsun sanki düşmanımızsın. Yarın ikiye, unutma!
Diyorum ya…
Neyse, öptüm, görüşmek üzere!

Kesik gürültü…

Kapanan ekranı birkaç saniye izledi. İçinde bir şey, sıcak, öfkeli bir yangın gibi kabardı. Telefonu divana fırlattı, odada gezindi üç adım ileri, üç adım geri, kapalı kafesteki hayvan misali.
Demek ki fikri hiç kimseyi ilgilendirmiyor. Harika, mükemmel.
Bir anda durdu.

Buyur bakalım, sevgili hala.

Ceylan telefonu kaptı ve rehberden Anneyi buldu.

Alo? Ceylanım? annesinin sesi sıcaktı, biraz şaşkın. Bir şey mi oldu?
Annecim, sana gelmek istiyorum. Yarın. Bir hafta, belki biraz daha.
Kısa bir duraksama.

Yarın mı? Canım, daha geçen ay geldin…
Biliyorum. Ama çok ihtiyacım var. Evden çalışıyorum zaten, nerede olduğumun önemi yok. Kabul eder misin?

Anne bir an sustu, Ceylan sanki onun yüzünü görebiliyor, durumu anlamaya çalışıyordu.

Tabii gel, kızım. Her zaman kapım açık, bunu bilirsin. Bir sorun yok, değil mi?
Yok anne, her şey yolunda. Özledim sadece.

Ceylan telefonu kapatırken hafifçe gülümsedi. Yarın öğlen Nermin hala kapıda dikilecek. İstediği kadar arayabilir, kapıyı yumruklayıp bağırsın evin sahibi şehirde bile olmayacak. Ne markete gitmiş, ne arkadaşa uğramış. Tam üç yüz kilometre ötede olacak.
Bilet uygulamasını açtı. Sabah treni, altı kırk beş. Tam isabet. Hala gelirken o çoktan annesinin mutfağında çayını içmiş olacak.

Kan su değil ama, bazen akrabaya hayır demek gerekir.
Trende Ceylan rayların tıkırtısını dinledi. Halanın kapı önündeki suratını hayal ediyordu. Gözleri kapanıyor, başı uğuldayacak gibi oluyordu ama içi huzurluydu.

İstasyon peronunda annesi karşıladı, sımsıkı sarıldı, eve götürdü. Peynirli gözleme yaptı, çay demledi, Hadi uyu biraz, sonra konuşuruz, dedi, boş bardağı elinden aldı.
Ceylan başını yastığa koyar koymaz daldı.

Telefonun cırtlak sesiyle uyandı. Bilinçsizce komodinin üstüne uzandı, ekranı güç bela odakladı. Nermin Hala.

Ceylan! hala öyle bağırıyordu ki ahizeyi uzaklaştırmak zorunda kaldı. Yirmi dakika kapında bekliyoruz! Niye kapıyı açmıyorsun?!

Ceylan yatakta doğruldu, elini yüzüne sürdü. Dışarıda güneş batıyordu, yarım gün uyumuştu.

Çünkü orada değilim, dedi ve gülümsemekten kendini alıkoyamadı.
Ne demek yoksun?! Neredesin?!
Başka bir şehirdeyim.

Kısa bir sessizlik. Sonra bir patlama:

Tamamen şımarıklık bu! Geleceğimizi biliyordun, kaçtın öyle mi?! Nasıl yaparsın bunu?!
Çok kolay. Eve almayacağımı söyledim, dinlemediniz.
Ne cüret! hala öfkeyle nefes nefese kalıyordu. Eminim anahtarın birinde vardır! Komşuna, arkadaşına ver! Hemen ara, getirsin! Seni bekleyecek değiliz, yaşımız başımız var!

Ceylan dondu kaldı. İnsanın yüzsüzlüğü!

Hala, ciddi misin?
Hem de çok! Yoldan geldik, perişanız, sen de oyun çeviriyorsun!
Sizinle aynı evde yaşamak istemiyorum. Sizi evde olmadan da oraya almak hayalim değil.
Sen!…

Oda kapısı gıcırdadı. Annesi sabahlıkla, dağınık saçla kapıda belirdi. Sessizce elini uzattı, Ceylan da farkına varmadan telefonu ona verdi.

Nermin, annesinin sesi buz gibi soğuktu, Ben Vildan. Şimdi beni dinle ve sakın sözümü kesme.

Ahizeden anlaşılmaz gürültüler geldi.

Hasan seni hiç sevmezdi, annesi devam etti. Ömrü boyunca katlanamadı. Bunu en iyi ben biliyorum. Şimdi neden onun kızına bulaşıyorsun? Ne istiyorsun?

Ceylan, halasının ne diyeceğini bilemediğini, kekelendiğini duydu.

Güzel, annesi lafı bitirdi. Bir daha Ceylanı arama. O isterse yardım alabilir, ama senden değil. Bitti, konuşma da bitti.

Telefonu kapatıp kızına geri uzattı.
Ceylan annesini ilk defa böyle görüyormuş gibi baktı.

Anne… Sen… Hiç böyle görmemiştim seni.

Annesi omuz silkti, sabahlığını düzeltti:

Baban öyle öğretti. Nermine bir kere bağıracaksın, bir daha yıllarca uğramaz.

Bir anda güldü, göz kenarında kırışıklıklar belirdi:

Hala işe yarıyor, düşünebiliyor musun?

Ceylan kahkaha attı, bütün o günlerin gerilimiyle. Anne de katıldı.

Hadi, dedi mutfağa el sallayarak, gel, çay içelim. Anlat bakalım acaba neler oldu…

Rate article
Lifequest
Kapıyı Aç, Geldik: Teyze Nataliye, Maksim ve Pavlik Haftalığına Şehre Geliyor, Yülya’nın Babasından Kalan Üç Odalı Evi Üzerinden Aile Krizi Patlak Veriyor!